Hira’dan Mekke’nin Fethi’ne


Şakir Tarım

araştırmacı yazar


İnsanlık bunalmıştı. Huzur ve barış ikliminde insanca yaşamanın özlemini çekiyordu. Bunun için de kurtarıcı bir el bekliyordu. İnsanlığın beklediği güneş, Nur Dağı'ndaki Hira mağarasında doğuyor ve oradan da bütün insanlığı aydınlatmaya başlıyordu. Mekke'nin Fethi'ni Hira'dan başlatmak daha sağlıklı olacaktır. Çünkü, Mekke'nin Fethi bir sonuçtur. Sonucu hazırlayan sebepleri bilmeden, Mekke'nin Fethi'ni anlayabilmek mümkün değildir. Hira'dan doğan İslamiyet güneşinin dalga dalga insanlığı nasıl aydınlattığını, İslam'ın toplum hayatına nüfuz edişinin usul ve metodlarını ancak bu şekilde hakkıyla kavrayabiliriz.
İlk inen Alak Suresi'nin ilk beş ayetinde üç anahtar kelime görüyoruz: 1. Oku: Öğrenme ve anlamanın yolu budur. 2. Öğret: Bilenin başkalarına öğretme sorumluluğu vardır. İnsanlar ilimle aydınlanır. 3. Kalemle yaz: Bilgiyi geleceğe taşımak ve daha çok insana ulaştırmak bu yöntemle gerçekleşir.
Allah Rasülü (s.a.v) İslam davetini, ilk üç sene gizli; daha sonra da açıktan yaptı. İslam'ın mesajını Mekkelilere ulaştırdı. Tarih boyunca, batılı temsil edenler, şu aşamalarla Hakk'ı engellemeye çalıştılar: Yok sayma, alay etme, dolaylı ikaz, teklif-tehdit, baskı, şiddet, ambargo, imha. Allah'ın son hak dini olan İslam'ı tebliğ eden Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) de bu yöntem uygulandı. Fakat, O yılmadı. Verilen görevi hakkıyla yerine getirmeye çalıştı. Kararlılık gösterdi: "Bir elime ayı, bir elimi de güneşi verseler, yine de davamdan vazgeçmem." İşte, Müslümanları fetih nimetine ulaştıran bu kararlılıktır.
Hakikatın kendi içinde kabul ettirme gücü var. Buna, Allah Rasülü'nün (s.a.v) kararlılığı da eklenince, İslam Mekke'de hızla yayılıyordu. Yüce Rasül (s.a.v) de sahabe kadrosunu yetiştiriyor, onları İslam'ı yaşamaya ve yaşatmaya davet ediyordu. Bu gelişmeler, müşriklerin huzurlarını kaçırıyor, zayıf, aciz ve kimsesiz Müslümanlara karşı işkence ve şiddet uygulamaya çalışıyorlardı. Mekke'de bunalan Müslümanlar çıkış yolu aramaya başladılar. Allah Rasülü'nün (s.a.v) izniyle iki kere Habeşistan'a hicret ettiler. Orada, Necaşi isimli anlayışlı ve hoşgörülü bir hükümdar vardı. Müslümanlar,bir süre orada emniyet içinde yaşadılar. Yüce Rasül (s.a.v) Medine'den Hac münasebetiyle Mekke'ye gelenlerle Akabe Tepesi'nde gizlice buluştu. Onlara İslam'ı anlattı. Talepleri üzerine, Mus'ab bin Umeyr (r.a) isimli genç bir sahabeyi Medine'ye davetçi olarak gönderdi. İslam Medine'de hızla yayıldı. Ertesi sene de Efendimiz'i (s.a.v) Medine'ye davet ettiler.
Müşrikler, müslümanları, Medine'de de rahat bırakmadılar. Orada güçlenip zulüm ve fesatçılık üzerine kurulmuş saltanatlarına son vereceklerinden korktular. Bu amaçla, Bedir, Uhud ve Hendek savaşları yapıldı. Bu savaşlarda umduklarını bulamayınca, barış yapmakla sonuç alabileceklerini sandılar.
Hicret'ten 6 sene sonra,Müslümanlar Kabe ve doğup büyüdükleri Mekke'yi ziyaret etmek istediler. 9 günlük yolculuktan sonra Hudeybiye'ye geldiler. Geride bir günlük yolları kalmıştı. Fakat, müşrikler yolda barış yapmak arzularını bildirdiler. İşin içinde barış olunca, Allah Rasülü (s.a.v) bu fırsatı değerlendirdi. Müşrikler ilk defa Müslüman varlığını kabul ediyor, onlarla anlaşma masasına oturuyorlardı. Kabe'yi bir sene sonra ziyaret etmek gibi, Müslümanların aleyhinde görülen bazı maddeler bulunuyor olsa da, Hudeybiye'de 10 yıllığına barış yapılmıştı.
İnsan, ancak barış ortamında sağlıklı düşünebilirdi. İslam'ın yayılması da buna bağlıydı. Allah Rasülü'nün (s.a.v) barış sonrası ilk önemli icraatı, devlet başkanları ve kabile reislerine İslam'a davet mektupları göndermek oldu. Zamanını güçlü devletlerinden Bizans ve İran hükümdarlarına da davetler ulaştı.
Müşrikler, İslam'ın hızla yayıldığını görünce, Müslümanların himayesindeki Beni Bekir kabilesine saldırdılar. 30 kişiyi öldürdüler. Kendi istekleriyle yaptıkları anlaşmayı tek taraflı olarak bozdular. Allah Rasülü (s.a.v) bu duruma çok üzüldü. Bir taraftan çevre köylerden asker toplamaya, hazırlık yapmaya başladı. Bu hazırlığın neresi için olduğunu kimse bilmiyordu.10.000 kişilik bir ordu oluşunca, bir sabah askerin Mescid-i Nebi'de toplanmasını emretti. Kimse, evden çıkarken seferin nereye yapılacağını bilmiyordu. Hareket emrini verirken "-Seferimiz Mekke'ye olacaktır" buyurdu. Yolda katılan 2.000 kadar askerle birlikte, İslam ordusu 12.000 kişiye ulaşmıştı. Akşam vakti Mekke yakınlarına geldiler. Allah Rasülü, Mekke'ye gece girmek istemiyordu. O gece, ordunun etrafa dağılarak ellerinden geldiğince ateş yakmalarını emretti. Olup biteni kontrol etmek için şehir dışına çıkan Mekkeli gözlemciler bu manzarayı gördüler. Gözleri korktu. Gördüklerini arkadaşlarına anlattılar: "-Yakınımızda öyle bir ordu var ki,onun karşısında kimse duramaz."
Ertesi gün İslam ordusu dört koldan Mekke'ye girdi. Allah Rasülü'nün (s.a.v) gizlilik prensibi, Mekkelilerin hazırlık yapmasına fırsat vermedi. Mekke, kan dökülmeden fethedildi. Ordu, Mekke'ye girerken, hiç kimseye dokunmadı. Allah Rasülü (s.a.v) Mekkelileri Kabe'de topladı: "Hepiniz Allah'ın kullarısınız, serbestsiniz" buyurdu.
İslam ordusu, muhteşem bir görüntü içinde Mekke'ye girerken, kapı aralığından olup biteni takip eden Ebu Süfyan "Ben, Kisra ve Kayserlerin de saltanatını gördüm. Muhammed'in saltanatı hepsinden büyük" diyordu. Bunu öğrenen Allah Rasülü (s.a.v) "Hayır! O, saltanat değil, nübüvvettir" buyurdu.
İslam Tarihi'nin Mekke'ye giriş bölümüne kadar okuyan Batılı tarihçi "Acaba, şimdi Muhammed, baştan beri arkadaşlarını ve kendisine olmadık sıkıntıları çektiren,onları şehirlerinden çıkaran Mekkelilere nasıl davranacak?" diye merak ederken, hepsini affettiğini öğrenince "Hayır! Bu saltanat olamaz. Bu hükümdarlık olamaz. Bu olsa olsa bir hak dinin hayata uygulanışıdır" diyor ve Müslüman oluyordu.
Mekke'nin Fethi'yle birlikte İslam'ın önü açıldı. Müslümanlar Kabe'deki putları temizledi ve özgürlüğüne kavuşturdular. Kölelik mevkiindeki Bilali Habeşi gibi kişiler, efendilik mevkiine yükseldiler. Hak galip geldi. İnsanlar bölük bölük Müslüman olmaya başladılar: Ömrünü, müşriklerin komutanı olarak geçiren Ebu Süfyan ve Peygamberimizi zehirlemeye kalkan hanımı Hind, müşrikleri, şiirleriyle Müslümanlara karşı kışkırtan Ka'b bin Züheyr, Hz. Hamza'yı şehit eden Vahşi... Daha kimler...
Mekke'nin Fethi, kıyamete kadar vuku bulacak fetihlere öncülük ve kaynaklık etti. Fetihle, beldeler esenlik yurdu haline geldi. İnsanlık huzur ve barışa kavuştu. Güven ve emniyet sağlandı. İslam'ın üstünlüğü bütün insanlığa ilan edildi.
Mekke'nin Fethi'nin 1379. yılı hayırlara vesile olsun.