Çocuklar için eğitim ne zaman başlar?

Şerafeddin Kalay

araştırmacı yazar

Çocuğun doğduğu andan itibaren öğrenmeye başladığı bir gerçektir. Hatta anne karnında iken bazı şeylere ilgi duyduğunu, öğrenme emâreleri gösterdiğini ifade eden araştırmalar da vardır. Doğmadan önce kendisine bahşedilen ve kendisiyle birlikte gelen bilgiler de... Meselâ çocuk doğduğu andan itibaren emmeyi bilir. Küçücük eline dokunan bir parmağı tutmayı da bilir. Sevgiyi, kendisine sevgi dilinin kullanıldığını da bilir. Sarsılınca korkmayı bilir... Giderek bilgileri artar. Ses çıkarışları, gülücükleri, bakışları ve bakışlarındaki dikkati de artar...

Kendi kendine dönmeyi, rahatsızlığını ağlayarak belli etmeyi, ağlayınca kendisiyle ilgilenildiğini, kucağa alınmayı, sallanmayı, daha sonraları oturmayı, emeklemeyi ve yürümeyi... "Anne!" ve "Baba!" demeyi, sonra koşmayı, konuşmayı öğrenir.

Çevresinde konuşulan kelimeler, kaba ise kaba konuşmayı, çirkin kelimeler ise onları kullanmayı, güzel ise güzel konuşmayı, anne ve babası hangi dilde ve lehçede konuşuyor ise o dilde ve o lehçede konuşmayı öğrenir. Daha temyiz (yani iyi ile kötüyü ayırma) yaşına bile gelmeden çok defa rahatlıkla konuşmaya başlamıştır bile...

Bir çocuk bütün bunları öğrenirken hem dünyasını, hem de âhiretini güzelleştirecek bilgiler edinemez mi? Diline bunlarla ilgili güzel kelimeler yerleştiremez mi? Çocukluk günlerimizde bizlere böyle kelimeler öğretildi. Biz onların ne zararını gördük? Sokaklardan, çevremizden duyup öğrendiğimiz çirkin kelimelerle ne kazandık, güzel kelimelerle ne kaybettik? Öğrenmenin ne başı ne de sonu vardır. Çocukların bitmez-tükenmez soruları, merakını celbeden eşyaya dokunuşları, merakla bakan gözleri, dinleyen kulakları hep ona bir şeyler öğretir. Ancak yedi yaş ve sonrası artık organize eğitim alabileceği, kendi lehinde ve aleyhinde olan şeyleri ayırt edebileceği bir çağın ilk ciddî basamaklarıdır.

Hz. Peygamber'e kulak verelim

Şimdi câhiliyenin içinden ilim -irfan, azm ve samimiyet dolu bir ümmet çıkaran, akıllara durgunluk verecek ahlâkî güzellikler sergileyen sahabeler yetiştiren, küçük, büyük herkese öğretmenlik yapan, tarihin önceden hiç şahit olmadığı, bir daha da olamayacağı tebliğ, eğitim ve öğretim güzellikleri sergileyen Allah Rasûlü'ne (sav) kulak veriyoruz:

Mu'âz İbn Abdullah el-Cühenî (ra) anlatıyor: Rasûlullah'a (sav) çocuklara namaz kılmalarının ne zaman emredileceği soruldu. Allah Rasûlü (sav) bu soruya; "Onlara namaz kılmayı, sağını solundan ayırt etmeye başladığında emredin" [Tirmizi] buyurarak cevap verdi. Rasûlullah'ın (sav): "Çocuğa yedi yaşına gelince namazı öğretin..." [Ebu Davud] emri, bilinen bir emirdir. Bir yavrunun, Rabbine ibadetle filizlenip büyümesi kadar güzel ne olabilir?

Hitap büyüklere, emir küçüklere...

Zikr-i Hakîm'de yer alan bir buyruk, konumuzla ilgilidir ve üzerinde durup düşünmememiz gereken bir buyruk, bir irşaddır: "Ey Mü'minler! Henüz büluğa ermemiş olan çocuklarınız şu üç vakitte yanınıza girerken sizden izin istesinler: Sabah namazından önce. Öğleyin (istirahat için) elbiselerinizi soyunduğunuz vakit. Bir de yatsı namazından sonra. Bu vakitler, sizin mahrem bir durumda, bulunacağınız üç vakittir..." (Nûr Sûresi, 24/ 58)

Bu âyet-i kerîme dikkatle incelendiğinde üzerinde dikkatle durulması gereken birçok irşad ve hikmetin olduğu görülecektir. Bunların içinde; Birinci derecede konumuzla ilgili olanı, henüz ergenlik çağına girmemiş çocukların istirahat vakitlerinde anne ve babalarının yatak odalarına girerlerken izin almalarının gerektiği, bunun çocuklara öğretilmesi, yaşları küçük bile olsa bu konuda eğitilmeleridir.

İkincisi, ilâhî hitabın çocuklara değil, ebeveyne yani büyüklere oluşudur. Üçüncüsü de zikredilen vakitlerin, mahrem vakitler oluşu ve bu bu mahrem vakitleri ifade üslubudur. Dikkat edilirse bu mahrem vakitler arasından öğle vaktinde, çocuğun izin almasının neden gerekli olduğuna işaret vardır. Bu vakit, elbiselerin çıkarılarak istirahata çekilme ihtimalinin yüksek olduğu bir vakittir.

Hitabın büyüklere, yani anne ve babalara olmasının sebebi de açıktır. Çünkü emredilen, çocukların mahrem vakitlerde anne ve babalarının yatak odalarına girerken anne, babadan izin istemeye alıştırılmalarıdır. Âyet-i kerîmede bir nevî: "Ey mü'min anne ve babalar! Henüz ergenlik çağına gelmemiş, ancak aklı ermeye, zihni kavramaya başlamış çocuklarınıza şu üç vakitte yanınıza nasıl gireceklerini öğretin! Aile hayatınızı da buna göre ve bu şuurla şekillendirin!" buyrulmaktadır.

"O, daha küçük mü?"

Âyet-i kerîme, henüz ergenlik devresine girmemiş bir çocuğa karşı: "O daha küçük, bir şey anlamaz" düşüncesiyle hareket edilmesinin doğru olmadığı da vurgulanıyor ve büyüklere görev veriliyor. Dolayısıyla hitap büyükleredir. Aynı zamanda bu hitap, bebeklik çağını atlatmış bir çocuğun eğitilmeye, bilgilendirilmeye, alışkanlık, şahsiyet ve ahlak kazandırılmaya uygun olduğuna işaret etmektedir. Âyet-i kerîme bu çağda eğitim verilebileceğinin açık ve net delilidir.

Yüksek ahlaka yeniden dönebiliriz!

Birçok edeb ve terbiye inceliklerini, güzel hasletleri kaybetmeye başladığımız ve modern denilen hayatın girdaplarında baş dönmesine uğradığımız bir devrede kendimizi, yaptıklarımızı ve yapmamız gerekenleri, doğruların ne olduğunu ve ne yöne doğru sürüklendiğimizi ciddî bir şekilde yeniden gözden geçirmeli ve vazifelerimizin ne olduğunu yeniden idrak etmeliyiz. Yuvamızın bir saadet yuvası olmasını, güzellikler taşımasını arzu ediyorsak kendi üzerimize düşeni yapmak zorundayız.

Artık, imanından koparılamayan gönüllerde yer etti ki, içimizi, dışımızı, gönülden geçirdiklerimizi, fiile döktüklerimizi, bu günümüzü, yarınımızı, kısaca her şeyi bilen sonsuz ilim sahibi Rabbimiz, bizden sağlam, sağlıklı, terbiyeli, güzel hasletlerle donatılmış, iç dünyası temiz, duyguları, düşünceleri, niyetleri, amelleri güzel bir nesil istiyor. Böyle bir nesilden oluşan sarsılmaz bir millet istiyor. Buna yöneliş var...

Hakka varmak, orada yüzü ak çıkmak istiyorsak bu güzel kervanda yer almalıyız.