Ehli Bid'at, Ehli Sünnet
Mehmet Şevket Eygi

araştırmacı yazar

1. Dünyadaki Müslümanların sayısını azaltanlar ehl-i bid'attir.

2. Onlar, "Bütün Müslümanlar bozuldu, doğru yoldan çıktı, bozulmayan bir bizim küçük cemaatimiz kaldı" derler, öteki Müslümanları dışlarlar. Kendilerinden olan Müslümanlara bizimkiler derler, olmayan Müslümanlara ötekiler derler.

3. İki türlü cemaat vardır: Ümmet mânasına gelen Büyük Cemaat... Bir de fırka, hizip, grup, klik mânasına gelen küçük cemaatler. Bir Müslümanda Ümmet ve bütün Müslümanları içine alan Büyük Cemaat şuuru yoksa, onda sadece küçük cemaat (fırka, hizip, grup...) taassubu ve militanlığı varsa o kişi ehl-i bid'at olmuştur.

4. Yahudi ve Nasranîler ruhbanlarını erbab (Rabler, tanrılar) haline getirip putlaştırdıkları için sapıttılar. Aklı başında hiçbir Müslüman kendi mürşid-i kâmilini, bağlı olduğu âlim ve fakih kimseyi, şeyhini, baronunu, liderini, üstadını putlaştırmaz.

5. Bir devirde bir gavs, iki kutup olur. Şayet bir devirde yüzlerce, binlerce gavs ve kutup varsa sapıklık ve şaşkınlık var demektir.

6. Peygamberler dışında hiç kimse mâsum değildir.

7. Hiçbir Müslüman, hocasını, şeyhini, mürşidini Peygamber aleyhissalatü vesselamdan daha fazla sevemez, övemez ve zikr edemez.

8. Gerçek derviş, başka şeyhlere, kendi şeyhine gösterdiği saygıyı göstermekle mükelleftir.

9. Benim şeyhim en büyük şeyh, ötekileri bırak geç diyen kimse cahil ve gafildir.

10. Yüce Şeriata aykırı sözleri, fiilleri, halleri olan kişi veli ve mürşid değildir.

11. Müridlerinden para isteyen, para toplayan, hizmet için verilen paraları zimmetine geçiren kişi alimse kötü alimdir, şeyh görünüyorsa şeyh değil şeytandır.

12. Velilerin kerametleri haktır.

13. Şeriata uygun olan, İslâm'ın zahirini hayata uygulayan, itikad öğretisi sahih itikad olan, namaz kıldıran, Sünnet-i seniyyeye temessük eden bütün tarikatlar haktır.

14. İslâm'da üstünlük şu veya bu tarikata mensup olmakla değil, takva iledir.Takva ise ilimle, irfanla, Allah'ın ve Peygamberin yap dediklerini yerine getirmekle, yapma dediklerini yapmamakla, güzel ahlak sahibi olmakla elde edilir.

15. Gerçek Müslüman yalan söylemez.

16. Gerçek Müslüman emanetlere hıyanet etmez.

17. Gerçek Müslüman din kardeşlerini aldatmaz ve dolandırmaz.

18. Dini imanı para, menfaat, zenginlik olan kimsenin Müslümanlığından şüphe edilir.

19. Namaz kılmayan kimse din alimi, fakih, şeyh, mürşid olamaz.

20. Yakın tarihimizde yaşamış; imana, İslâm'a, Kur'ân'a, Şeriata büyük hizmetler etmiş Bediüzzaman Said Nursî, Süleyman Hilmi Tunahan, Abdülhakim Arvasî gibi zatlara dil uzatılmamalıdır.

21. İki büyük alim veya şeyh tartışsalar veya aralarında ihtilaflı bir konu olsa, onların bağlılarının edeb ve sükut dairesinde kalmaları ve tartışmaya, ihtilafa karışmamaları gerekir.

22. Bir kimse bir şeyhi ve mürşidi tenkit etse, onun bağlılarının fitne ve fesat çıkartmamaları, sadece "Kardeşimiz nasipsizdir" demekle yetinmeleri gerekir.

23. Allah'a ve Peygamber'e dil uzatılınca, hakaret edilince ses çıkartmayan, umursamayan, tınmayan; kendi şeyhine ve baronuna dil uzatılınca küplere binen, büyük tepki gösteren, yeri göğü inleten kimse dengesiz bir sapıktır.

24. Hüccetülislâm ve Zeynüddin İmamı Gazalî hazretleri büyük alimdir, büyük mürşiddir, asrının müceddididir. Onu beğenmeyen, tenkit eden Müslüman kafir olmaz, nasipsiz olur.

25. Genel olarak doyduktan sonra yemek haramdır. İsraf haramdır. Sefahat haramdır. Lüks ve aşırı tüketim haramdır... Bu haramlara batmış olan kimselerin kendilerini iyi, kamil, alim ve fadıl, ârif, bilge Müslümanlar olarak göstermeleri gülünçtür.

26. Rabbanî alimlere, kamil mürşidlere, hakikî şeyhlere tâbi olanlar Mevlalarını, bunların sahte ve yalancılarına tabi olanlar belalarını bulur.

27. Kamil bir mürşide gerçekten bağlanan ve ondan edep ve terbiye alan kimsede hayra yönelik büyük değişiklikler olur. On sene önce intisap etmiş, on sene önce nasıl kütük ve kereste ise aynen öyle...dervişini göreyim, şeyhinin nasıl olduğunu sana anlatırım...

28. Dinimiz ucbu yasak kılmıştır. İbadetlerinden, salih amellerinden dolayı nefsine pay çıkartan, gururlanan, kibirlenen ben neymişim diyen, kendini günahsız zanneden, nefsini tebrie etmeyip tezkiye eden kimse iyi Müslüman değil kötü Müslümandır.

29. İnsanlar kendisi için "Ne alim, ne fadıl, ne büyük hoca" desinler diye ilim öğrenen, ilim okutan, Kur'ân okuyan kimse, ihlassızdır, cehennemliktir.

30. İnsanlar kendisi için "Ne yiğit adam, ne kahraman" desinler diye cihada giden ve öldürülen kimse şehid değildir, fâsıktır, yeri cehennemdir.

31. İnsanlar kendisi için "Ne hayırsever, ne cömert zengin" desinler diye hayır hasenat yapan kimse de cehennemliktir.

32. İslâm'ın reforma ihtiyacı yoktur. Dinde reform istemek sapıklıktır. Müslümanların değişime, kendilerini İslâm'a uydurmaya ihtiyacı vardır.

33. Kur'ân'ı herkes kendi kafasına göre yorumlasın demek İslam'ı yıkmak demektir.

34. Kur'ân'ı kendi re'yi ve hevası ile yorumlayan küfre düşebilir.

33. Alimler ile cahiller eşit değildir.

34. Batı tarzı hayat ile İslâm kesinlikle bağdaşmaz. Batı tarzı hayat, Batı medeniyeti Müslümanı bozar.

35. Dall ve mudil olan şeytanların peşine düşenler dalalet bataklıklarında boğulur.

36. Kendini beğenmek bütün kötülüklerin anasıdır.

37. Para, altın gümüş, euro dolar sevgisi ile Allah sevgisi bir gönülde beraber olmaz.

*

Hadîs Meâli

Ebu Hureyre radiyallahu anh dedi ki: Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim:

"Kıyâmet (hesap) günü (sorguya çekilip) hakkında hüküm verilecek üç sınıf insanın birincisi şehîd edilmiş bir adam olacaktır. O kimse (huzûr-ı ilâhiye) getirilir. Allah ona (dünyâ hayatında verdiği) ni'metleri (bir bir) anlatır. O da bunları bilir (ve hatırlar) Cenab-ı Hak:

"Bu nimetlere karşılık ne yaptın?" buyurur. Adam:

"Yâ Rab! Senin rızan için dövüştüm, vuruştum. Tâ şehid oluncaya kadar..." der. Cenâb-ı Hak:

"Yalan söylüyorsun! Sen ancak kendin hakkında halk 'ne yiğit, ne kahraman adam!' desinler diye dövüştün... Onlar da bu sözü söylediler."

Sonra Allahu Teâlâ emir buyurur ve o adam yüzü yerde sürüklenerek ateşe (Cehenneme) atılır.

İkinci olarak, ilim öğrenmiş, başkalarına da öğretmiş ve Kur'ân okumuş (yani kendisine ilim ni'meti verilmiş) bir kimse (yüce huzura getirilir) Cenâb-ı Hak ona da verdiği nimetleri (bir bir) anlatır, o da bunları anlar.

Allah:

"Sana verdiğim bu nimetler karşılığında ne yaptın?" diye sorar. Adam:

Yâ Rab! Senin rızan uğrunda ilim öğrendim başkalarına öğrettim ve Kur'ân okudum" der. Hak Teâlâ:

"Yalan söylüyorsun! Sen ancak 'falan zat ne âlimdir' denilmesi için ilim öğrenip âlim oldun. Kur'ân-ı Kerimi de kendine 'iyi bir Kur'ân okuyucusu' dedirtmek için okudun ve öyle de denildi (istediğin şöhreti kazandın)" buyurur.

Sonra Cenab-ı Hak emir buyurur ve o adam yüz üstü sürüklenerek Cehennem ateşine atılır.

Üçüncüsü: Allah'ın kendisine zenginlik, mal, servet verdiği kimsedir.Yüce huzura getirilir. Hak Teâlâ, buna da verdiği nimetleri anlatır. O kimse de bunları hatırlar, bilir. Allahu Teâlâ:

"Bu nimetlerime karşılık ne gibi hayırlı ameller işledin?" diye sorar. Adam:

"Ya Rabbi! Senin rızan için, Senin sevdiğin yolda para ve mal harcadım" der. Cenâb-ı Hak:

"Yalan söylüyorsun! Sen bu cömertliği ancak halkın 'bu ne cömert, ne hayırsever kişi' demesi için yaptın ve bu da senin için söylendi" der.

Sonra Cenâb-ı Hak emreder ve bu kimse de yüzü yerde sürüklenerek Cehennem'e atılır.

Hadîs'in râvisi Ebû Hureyre radiyallahu anh hazretleri devamla şöyle demiştir:

"Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem "Ey Ebâ Hureyre! İşte kıyamet günü Cehennem ateşinin ilk yakacağı kimseler bunlardır" buyurdular."

[Sahih-i Müslim, Riyâzu's-Sâlihîn, 1614 no.lu hadîs.]

15.01.2010