Hayata dair 1

Fatma Tuncer

araştırmacı yazar

Evrende insanın saygın bir konuma sahip olduğu her fırsatta dile getirilir... Gerçekten öğrenen ve öğreten, düşünce üreten , düşünsel ve eylemsel olarak ötelere açılan tek varlıktır insandır.
Hayvanlar annelerinin ve kendi familyalarının yaşadıkları çevre içersinde içgüdülerinin onları yönlendirdiği yaşam biçimiyle ilgili bazı şeyle öğrenebilirler. Yaşadıkları coğrafi şartlar dahilinde bunu öğrenirler ve rutin hareketlerini sürdürürler. Öğrenme süreçleri bir zaman sonra biter ve artık ömürleri boyunca bu öğrendiklerini kullanırlar.
Ancak insan aklıyla, düşünceleriyle, eylemleriyle sürekli gelişim ve değişim sürecini öznel olarak iradesiyle zorlar. Ancak o bunu tek başına başaramaz ,dayanışmaya ve işbirliğine her zaman ihtiyaç duyar. Bunu gereksinimini de hayatının seyri içinde gerçekleştirir. Sosyalleşen insanın kollektif bilinci hem içinde bulunduğu topluluğa, hem de diğer canlılara, doğaya, evrene etki eder; onu değiştirir ve dönüştürür.
Sosyalleşme kişinin yaşadığı toplumun örf, adet, gelenek, inanç ve değerleriyle bütünleşmesi ve bu değerlere uyum göstermesini mümkün kılan bir süreçtir. Bu süreç doğumla ölüm arasındaki hareketli maratonu kapsamakta ve bu zaman zarfında kişinin sosyal bireysel ve ideolojik yapılanmasını da sağlamaktadır.
Aile bireyin sosyal edinimlerinin ilk şekillendiği küçük bir kurumdur. Orada kişiliğin ilk temelleri atılır, hayatın seyri belirlenir ve burada atılan ilk adımla birlikte hayat devam eder. Burası ilk okuldur ve aile bireyleri ilk eğitmenlerdir.
Sosyalleşmenin bir bütün olarak hayat bulması, zamanın yelkovanları arasında yavaş yavaş ilerler ve gün yüzüne çıkar. Bir insanı gördüğümüzde onun yaşadığı topluma uyum sağlaması için hangi aşamalardan geçtiğini pek düşünmeyiz önce. Oysa küçük bir filiz gibi aileden okula, okuldan işe, işten çevreye kadar yayılan geniş bir yelpazeden geçmiştir kişi. Çünkü sosyalleşme hemen gerçekleşebilen bir durum değildir aksine doğumla yaşam arasındaki o zaman tünelinin içersine yayılan uzunca bir yolculuktur.
Aile bu anlamda bir başlangıç noktasıdır ve ailede bireyi bireyde toplumu görmek mümkündür. Aile içersinde bireyin ruhuna ekilen sevgi, saygı, merhamet, adalet duyguları, ve ahlaki değerlerin hayat bulması kişinin bir insan olarak bulunduğu konumu tanımlar. Ve kişi artık bu derin donanımlarıyla toplum içindeki yerini bilir ve hayata atılır.
Bakarsınız, gayri ihtiyari gülümseyen, anlamsız sesler çıkaran, objeleri parmak uçlarıyla tanımaya çalışan, sesleri ayırt eden, evin eşyalarını karıştıran bir çocuk artık, toplumsal kuralları deneyimlemiş ve yaşadığı topluma adapta olmuştur. Bu dönem oyunların hayatınızda önemli bir yeri vardır... Çocukluk yıllarında her kişi oyunlarla İleriki yaşların rolünü prova etmiş ve erişkin rollerini oynamıştır.
Parklar çocuğa oyun ortamları sunması açısından önemlidir. Çünkü oyun çocuğa hayatı öğretmektedir... Daha düne kadar hayatı dört duvar arasında tanımaya çalışan çocuk artık dışarı çıkmakta ve arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmektedir.
Çocuk oynamaktadır, oynarken, kumdan ev yapmakta, tahta parçalarını birleştirip silaha dönüştürmekte, arkadaşıyla tutuştuğu kavgayı sulhla sonuçlandırmakta, bir simitçiden simit alıp yemekte, camide dedesine namazda eşlik etmekte, kendisine balon alan bir adama teşekkür etmektedir. Elbette yazılı kültürün öğrenim hayatımızda kayda değer bir yeri var. Ancak bilgi becerilerimizin büyük bir kısmını sözlü kültürden ve bizzat sosyal çevrenin kendisinden modelleyerek öğreniriz. Bu anlamda park, oyun alanları, sokaklar, sinema, tiyatro ve televizyon gibi alanların hayatımıza kattıkları yadsınamaz .
Şüphesiz insan sadece yiyip içen, hareket eden canlı bir organizma değildir. Var olmayı, keşfetmeyi, düşünmeyi, aklını kullanmayı beceren, isteyen ve ne istediğini bilen ve konumunu değerlendiren bir varlıktır aynı zamanda.
Çocuğun elindeki logoları kullanarak yaptığı bir ev, ilerde büyük tarihi bir esere dönüşebilmekte, ya da kanatlarını okşayıp incelediği bir kelebek bilimsel bir veri olarak ansiklopedilerde yer alabilmektedir. Evrende sosyalleşme serüvenini böylesine seri ve başarılı bir şekilde yaşayan başka bir varlık yoktur.