Mevlüt Özcan
2010-04-14
Kutlu doğum haftası bugün başlıyor Hepimiz biliriz ki, Kelime-i Şehadet iki bölümden ibârettir. Birincisi Cenab-ı Hakk'ın var ve bir olduğunu tasdik etmek, ikincisi, Hazreti Muhammed'in (s.a.v) Peygamberliğini tasdik etmek. Demek oluyor ki, Hazreti Peygamber'i onaylamadan din olmaz, iman olmaz, hidayet olmaz. O'nun adı, Cenâb-ı Hakk'ın adıyla birlikte geçmektedir.

Peygamberimizi sevmek, bizim dinimizdir, imanımızdır, kurtuluşumuza vesiledir. Gönlümüzde Peygamber sevgisi kök salmıştır. Biz, onu, her şeyden çok severiz; malımızdan, canımızdan, evlâdımızdan, her şeyimizden...

Fuzuli, Su Kasidesi'nde, bu sevgiyi çok çarpıcı bir üslup kullanarak ifade eder.

Bizim rahmetlik şairimiz Mehmed Akif, Safahat'ında Sudanlı Peygamber aşığı bir müslümandan bahseder. Bu zâtın anlattığına göre, Sudanlı Müslüman, o zamanın şartlarında memleketinden kalkar, Medine'ye doğru yönelir. Aylarca yolculuk yapar, tehlikelerle karşılaşır, güneş neredeyse onun kemiklerini eritecektir. Lâkin, O, Peygamber aşkıyla yanıp yakılmaktadır. Bunun için de bütün bu zorluklara göğüs germektedir.

Akif diyor ki:

"Neticede, sevgilisine ulaştı. Hz. Peygamber'in mübârek kabrinin karşısında durdu. Ellerini açtı. Bir ahh çekti ve hayata vedâ etti."

Sudanlı öldü. Bedenini Bâki Mezarlığı'na götürdüler; ama ruhu, Peygamberimizin gül bahçesinde kaldı. Yeşil kubbe, bir cennet mekânı demektir.

Milyarlarca insan Hz. Muhammed'in (sav) muhabbetini taşıyor. 2 milyara yakın Müslüman, O'na şahadet getirmektedir, O'nu anmaktadır ve sonsuza kadar O'nun ismi anılacaktır, hem de Allah'ın ismiyle beraber anılacaktır.

Yine Fuzuli'yi hatırlayalım. Peygamberimiz için diyor ki:

"Sen, gökyüzünü seyrettiğin zaman, gökyüzü parmağını kaldırır, sana şahadet getirir, sana iman eder."

Gökyüzünde güneş ne ise, yeryüzünde de Hz. Muhammed (s.a.v) odur. Allah, insanları yaratmıştır. Hz. Muhammed'in (s.a.v) de bir insandan hiçbir farklılığı yoktur. Ne haber veriyor Kur'ân'da: "De ki, ben de sizin gibi bir beşerim". Efendimiz (s.a.v) beşerüstü varlık olduğunu hiçbir zaman iddia etmemiştir. Lakin güneş diğer yıldızlardan farklı bir takım fazilet, meziyet taşıyorsa Hz. Muhammed (s.a.v) de, diğer insanlardan farklı birtakım faziletlere sahiptir, vahiy taşıyor, O da yeryüzünün güneşidir. Allah isteseydi, aynı özelliği bütün insanlara verirdi; ama âdetullah öyle tecelli etmemiş.

Güneşle yeryüzünün münasebeti ne ise, Hz. Muhammed (s.a.v) ile bizim gönlümüzün münasebeti odur. Yeryüzü güneşe yöneldiğinde, birtakım varlıklar meydana gelir. Güneşin feyzi, varlıkların canlanmasına sebep olmuştur. Öyle değil midir? Hayat, onunla başlamamış mıdır? Bizim gönlümüz de, o hakikat güneşi olan Hz. Muhammed (s.a.v) Aleyhisselam'a yönelirse, bizde de birtakım güzellikler meydana gelir.

Hz. Muhammed (s.a.v.)'i iyi tanımak lazım. Kur'ân diyor ki:

"O, sizin için güzel bir örnektir".

Örnek alacağınız, uyabileceğiniz tek varlık O, kâmil varlık O, O'nun gibi yaşamaya çalışmak mecburiyetindeyiz. O'nu kendimize örnek alırsak, kurtuluruz. Bizim kurtuluşumuz, Hz. Muhammed'i (s.a.v) örnek almakla mümkündür.

O'nun getirdiği kitap, insanlığı mutlu edecek bütün esasları ihtiva etmektedir. O'nun getirdiği Kitap'ta beşerin tekniğine mâni, ilmine engel, saadetini gölgeleyen tek bir şeye, satıra rastlayamazsınız. Hep ilerlemeyi emretmiştir. Baştan sona ilim ve irfandan söz etmektedir.

Hz. Muhammed'in (s.a.v) sözleri, yine bizleri kurtaracak ilkeleri, esasları taşımaktadır.

O'na mensup olduğumuz için, ne kadar iftihar etsek azdır; ama O Peygamber'in kıymetini bilelim, O'na lâyık olmaya çalışalım. O'nun sünnetini yaşayalım. Çünkü kurtuluşumuz buna bağlı...