Ali Ferşadoğlu

2010-04-15
İdarecilik millete hizmetkarlıktır


Yönetilen olsak da hepimiz aynı zamanda reis/çoban/yöneticiyiz. Başta, âlem içinde âlem olan ruh/duygu, duyular ve bedenimizi yönetiriz. Çok karmaşık ve girift olan iç âlemimizi idare etme san'atını öğrenebilirsek; iyi bir yönetici, dirayetli bir lider olabiliriz. Zaten kendisine hâkim olamayan, kendisini yönetemeyen, duygularını kontrol edemeyen, başkalarını idâre edemez.

Hepimiz çobanız. Toplumun çekirdeği, küçük bir nümûnesi olan âilemizi, çoluk çocuğumuzu, evimizi yönetiriz. Başarılı bir âile reisi; toplumu idâre eden dirayetli bir yönetici de olabilir. Çünkü, bu potansiyeli çekirdek olarak kendinde taşır.

‘Lider’i sözlükler; ‘reis, imam, başkan, rehber, kılavuz, şef, komutan, yol gösteren, yardımcı olan’ şeklinde tanımlar. En küçük topluluklardan, en büyüklerine kadar hepsinin başında bir önder, lider, yönetici vardır.

Sosyal varlıklar olduğumuzdan; ancak önder/liderin öncülüğünde ilerleyip terakkî edebiliriz. Zira, ‘karıncayı emirsiz, arıyı ya’subsuz bırakmayan Kudret-i Ezeliye beşeri de nebîsiz (peygambersiz) bırakmamıştır.’1 Dolayısıyla, önderlik, liderlik ve yöneticilik canlılar için de fıtrî/tabiî bir olgudur.

Liderlik, önderlik kimi zaman kendiliğinden oluşur; kimi zaman da tayinle (seçimle) gelir. Liderler, yöneticiler toplum, grup/cemaatin yapısına göre, otoriter veya demokratik bir yapıya sahip olurlar.

Otoriter liderler, bütün yetkileri kendilerinde toplamak ister. Değişmez, katı, sert, kalıplaşmış kişilikleri vardır.

Demokratik önder, lider veya yöneticiler de, onları seçenlerin güven ve itibarları istikametinde bir tutum sergilerler.

İslâm literatüründeki reis, lider, yönetici; toplumun efendisi değil, ‘hizmetkâr’ıdır. Yönetici, lider, emirler yağdıran, kendisine hizmet ettiren, imtiyazlara sahip değildir. O sadece, işleri tanzim ve kontrol eder. İslâmiyetin temel prensiplerinden, değişmez ana maddelerindendir: “Milletin efendisi (lideri), onlara hizmet edendir.”2 Yâni, memuriyet, emirlik, reislik değil, millete bir hizmetkârlıktır; bir hâkimiyet ve benlik için tahakküm âleti değildir...3

Dipnotlar:

1- Hutbe-i Şâmiye, s. 119.

2- El-Mağribî, Câmiu’ş-Şeml, 1:450, Hadis no: 1668; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2: 463.

3- Emirdağ Lâhikası, s. 394.