Sibel Eraslan - Vakit

2010-04-16

Son Peygamber ve edebiyat

Geçtiğimiz günlerde Meridyen Destek Derneğinin sonpeygamber.info olarak da bilinen büyük bilgi ağıyla beraber gerçekleştirdiği Siyer Atölyesindeydik. Siyer, seyretmek, birlikte yol almak anlamlarından su içen bir kelime. Tarihi olduğu kadar edebi bir hasadın ismi. Sevgili Efendimizin hayatı, hayatından kısımları, mevlid, naat, gazavatname, kaside gibi edebi türlerle anlatan, geniş kanatlı bir sanat bünyesi Siyer...
Aydınlanma çağıyla birlikte somut anlamıyla din, soyut ve geniş anlamlarıyla moral tüm değerlere atıf yapan kutsal/mistik denilebilecek her şey, göklere hapsedilmişti. Yer, insanlarındı ve insan tek efendiydi... Ciddi bir yırtılma, yarılma anlamındaydı bu düşünce açısından. Sanatta ve bilimde gerçekçilik, akılcılık adına her türlü kutsalından yalıtılmış, seküler/plasitik bir çağı açmıştı peşi sıra... Modernizme dair bu bakış açısı, iki büyük dünya savaşı başta olmak üzere, savaş, yıkım, felaket, açlık, sosyal adaletsizlik, ayrımcılık, ırkçılık, sömürgecilik, küresel ısınma, nükleer felaketler ve ozon tabakasında koskoca deliklerden başka bir şey hediye etmedi insanlığa... İnançtan uzak, kutsal karşıtı ilerleme yıkıcı bir şeydi... Tüm bu devasa ve hüzünlü deneyimlerin ardından, genel olarak postmodernizm denen, özeldeyse ilkeleri pek de belirli olmayan, hatta zaman zaman ilkesizliğe yaslanmış yeni mistik arayışlar dönemi açıldı yeryüzü için... Şimdi insanlık nerede hata yaptığını sorguluyor ve kendisine büyük anlatı olarak dikte edilmiş modernizmi ciddi bir sorgulamaya tabi tutuyor...
İslam ve peygamberi üzerinden inşa edilmiş Batı kaynaklı negatif söylemin karşısında, evrensel bir barışı ki selamettir ismi, İslam Dini ve Peygamberini (sav) tüm insanlığa anlatma gayretinde... Başta Hümeyra Şahin ve Fatma Ekinci olmak üzere, sonpeygamber infonun çalışkan ve genç editörleri, dünya dilleri üzerinden ciddi bir mekik harekatıyla yönetiyorlar bu tebliğ faaliyetini... Danimarka, İtalya, Kanada, Amerika ve İngilterede devam eden akademik araştırma ve iletişim faaliyetlerinin yanı sıra ülkemizde de Hz.Peygamber (sav) ile ilgili sahih bilgi ve belge konusunda başvuru adresidir
Siyer ve Edebiyat ilişkisi konusu ise, bir ucundaki din, bir ucundaki sanat bağlamlarıyla, ciddi birikimlerin gözaltında tuttuğu zorlu bir sahadır elbette. Nitekim hem sanat hem din konusunda ciddi akademik kadro eşliğinde devam eden iki günlük atölye çalışmalarından hepimiz istifade ettik. İlahiyatla Sanat kol kola verince, kara gecenin içinde yol almaya çalışan topal karıncadan daha hallice olamıyor kalem erbabı... Bir yanda Şuara suresiyle şairleri sigaya çeken ayetler... Diğer yanda İbni Hişam ve İmam Tirmiziden bu yana Attarı, Galibi, Fuzulisi, Süleyman Çelebisi, Asım Köksalıyla devam eden muhteşem edebi müdevvenat arasında günümüz edebiyatçısı, belki bir toz zerresi gibi savrulacaktır... Nitekim jüri muhteşemdi! Prof. Turan Koç, Prof. Zeynep Sayın, Prof. Fatih Andı, Prof. Hüseyin Özcan, Doç. Kadir Canatan, Şerif Eskin, Dr. Reyhan Çorak, Dr. Berat Açıl, Dr. Nihal Şahin Utku, Doç. Recep Alpyağıl, Dr. Mahmut Kanık, Doç. Sezai Coşkun, Dr. Bahtiyar Aslan Siyer ve Edebiyat ilişkisini değişik vecheleriyle masaya yatırdılar. Moderatörlüğünü sanat eleştirmeni Ömer Lekesizin yaptığı iki günlük yoğun çalışma temposunda şair Ali Ural ve bendeniz ise edebiyat ucundaydık tartışmaların...
Edebiyatın zorunlu olarak yaslandığı tahayyül dünyası ile Dinin Rabbani söz olan doğası ve Siyerde kesişen sanat-ilahiyat bağlamı, ciddi bir problematikti... Kaldı ki İslam dünyasından neşet eden yazılı eserler, dönemlerinin sosyo-politik izdüşümlerine paralel şekil ve içerik değişiklikleri arzediyordu... Süleyman Çelebinin meşhur Mevlid-i Şerif ile Hamidullahın İslam Peygamberi adlı eseri, bu konuda yaşadığımız süreçlere, değişimlere, nereden nereye geldiğimize dair, iki misal sadece... Peki, şu anı yaşayanlar... Bizler, Sevgili Efendimizi ve insanlığın Son Peygamberini nasıl anlatacaktık sanatçılar olarak? Sorun buydu...
Prof. Fatih Andı, geleneksel Siyer edebiyatımızın aynı adla ama elbette çağa göre şekillenecek edebi hallerine kapı açmakta önemli bir girişimci, çalışkan ve cesur bir akademisyen... Doç. Kadir Canatan ise dini konuda sahihlik meselesini, titizlikle gündemde tutan sosyolojisi ile bir başka çalışkanlığın sözcülerinden... Edebiyatçı olarak her ikisinin de ciddi kesişim alanında epey ter döktüğümü itiraf ederim... Bir yanda Andı, bir yanda Canatan, Münker ile Nekir gibi sigaya çekildik edebiyatçılar olarak... Sen misin Efendimizin kızı Fatımayı Can Parçası adı altında terennüm etmeye kalkan... Sen misin Efendimizin eşi Hz. Haticeyi Çöl/Deniz diyerek seyretmeye azmeden, Hz. Meryemin siretinin peşine düşen... Hasılı kelam; Siyer-Edebiyat atölyesi, hayatımın sınavı gibi geçti diyebilirim...
Belkıs İbrahimhakkıoğlu ise kelimelerin ruhundan söz açtı... Bugünün yazarlarından birisi olarak, geleneğinden kopartılmışlığın yaklaşık yüz yıllık yıkıntısı arasından en ziyadesiyle etkilendiğim, kalem işçiliği defterinden, beni cidden ilzam eden bir konuşmaydı Belkıs Hanımınkisi...
Belki de yazmamak en doğrusudur. Bilmiyorum.
Bizim had bilmezliğimizin ismi; olsa olsa uzaktan sevmektir..