Mehmet Emin GENÇ
2010-04-17
Efendimizi sevmek ve ona tabi olmak




Doğumu ile kâinatı aydınlatan, getirdiği en mükemmel din olan İslam la insanlığı kuşatan, gönüllere yerleştirdiği sevgi ve muhabbet iksiri ile hayatı manalandıran, iki cihan güneşi, gözümüzün ve gönlümüzün nuru, peygamberlerin en büyüğü ve en sonuncusu, kainatın fahr-ı ebedisi, ezel ve ebed sultanı Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selem efendimizin dünyaya teşriflerinin şerefli yıl dönümünü şu günlerde yaşıyoruz. Onun örnek şahsiyetini ve güzel ahlakını tekrar hatırlamaya çalışıyoruz. Hatırladıkça da bir kez daha hayra oluyor, özlemle sevgimizi tazeliyoruz.

Yazımıza başlık olarak seçtiğim cümleyi özellikle ifade etmek isterim ki, Efendimizi sevmek ona tabi olmak, biz Müslümanlar olarak hepimizin inancının gereğidir. Müslüman olabilmenin ilk şartı yüce yaratıcının varlığına ve birliğine gönülden inanmak ise, ikinci şartı da sevgili efendimizin Onun kulu ve son elçisi olduğuna şahadet etmektir. Daha ilk sırada bu sevgi ve bağlılık merhalesinin aşılması gerekir. Zaten efendimizi biraz tanıyan, hayatını doğru kaynaklardan araştıran ve ondan istifade etmek isteyenin karşısına bir derya, bir şaheser ve bir örnek şahsiyet çıkacaktır. Hem vahiyden önceki hayatı ve hem de vahiyden sonraki hayatı birbiri ile tenakuz oluşturmayacak şekilde uyumlu ve düzgün olan Fahr-u kâinat efendimiz, doğruluğun, vefanın, fedakârlığın, dostluğun ve kardeşliğin en doğru adresidir. Onu tanıyanlar ve sevenler, ondan bir daha ayrılamamış, onu akıllarından çıkaramamışlardır. Çünkü O vefanın ve insanlığın merkezindedir. Çünkü Onu seçen ve vazifelendiren bizzat yüce Mevla’dır.

Cahiliye karanlığındaki insanlığın üzerine bir nur gibi doğan Rahmet Peygamberi Efendimiz’in (s.a.v.) doğum yıldönümü, güzel ülkemizde olduğu gibi tüm dünyadaki Müslümanlar tarafından da coşkuyla kutlanıyor. O’nun çağları aşan evrensel mesajı insanlığa, var oluşunun nihai manasını anlatıyor. Bu yıl “Kutlu Doğum Haftası”, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) sevme ve anlama haftası olarak kutlanıyor. O’nun getirdiği kuşatıcı rahmeti içimizde hissetme dönemidir. Din bize niçin var olduğumuzu öğretiyor, Hazret-i Muhammed (s.a.v.) bize varlığımızın nihai manasını kavratıyor. Biz de sıradan bir canlı olmadığımızı, Allah’ın yeryüzündeki iyilikleri, doğrulukları yapmaya vazifeli bir halifesi olduğumuzu kavrıyoruz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Kendiniz için istediğinizi yanı başınızdaki kardeşiniz için de istemedikçe olgun bir mümin olamazsınız” hadisi şerifini hatırlatarak şunları söylüyor bizlere: “Ne pahasına olursa olsun barış, sevgi ve huzur içinde bir arada yaşamaya ihtiyacımız vardır.”

Aslında “Kutlu Doğum Haftası”, Peygamber Efendimizi sevme ve anlama haftasıdır. O'nun getirdiği kuşatıcı rahmeti içimizde hissetme dönemidir. Kendini tanımayan Rabbini tanıyamaz, niçin var olduğunu fark edemez. Sıradan bir canlı olarak yaşar gider. Din bize, hayata niçin geldiğimizi, niçin var olduğumuzu öğretir. Her insan kutsaldır ve Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, güzellikler yapmakla memur kıldığı bir varlıktır. Böylece eğer biz dinimizi doğru bir şekilde öğrenirsek İslam'ı da doğru temsil etmiş oluruz. Maalesef bugün batı dünyası hem İslam'ı hem efendimiz Muhammed Mustafa (sav)’ı doğru anlama imkânından yoksun bulunmaktadır. Bunun çok sebebi var ama biz de üzerimize düşen görevi yapmalı ve onun muhteşem sevgisini insanlığa sunmalıyız. Başkalarını kınamak yerine kendi ödevimizi iyi yapmalı ve karanlıkları aydınlatmak için bir mum yakmalıyız.

Peygamber Efendimizin "Kendiniz için istediğinizi yanı başınızdaki kardeşiniz için de istemedikçe olgun bir mü’min olamazsınız" hadisi şerifi ne büyük bir ideal, ne yüksek bir çıtadır. Ülke olarak, dünya olarak barış içinde bir arada yaşamaya ihtiyacımız vardır. Biz hak dinin temsilcileri olarak Hazret-i Peygamber (sav) efendimizin bize bildirdiği dini bilgileri insanlara anlatmalıyız. Sonrası insanların kendi tercihidir, kendi seçimidir.

Bizim medeniyetimiz hoşgörü medeniyetidir. Tarihte sahip olduğumuz hoşgörünün en açık belgesi Anadolu'dur. Anadolu'da yıllarca farklı din ve inanç mensupları bir arada barış içinde yaşamışlardır. Biz dünyaya bu hoşgörü ve sevginin altın sayfalarını sunmuş bir medeniyetin evlatlarıyız. Bu medeniyet bize her zaman olduğu gibi, bugünde ışık tutmaktadır. O ışığı alan ve başkalarına da yansıtabilenlere ne mutlu.