Muhsin Meriç - Vakit
2010-04-18
Kuran yılı “Neredeen nereye!” deyip iç çekerek söze başlayan bir dostum heyecanla sözüne devam etti: “ ‘Kur’ânlarınızı kapatın, kadınlarınızı açın!’ diye başlayan ve ‘Öyle bir nesil yetiştirin ki Kur’ân’ı kendi elleriyle parçalasın!’ gibi dehşetli bir cinnet halinden, bu yılı Kur’ân yılı ilan eden bir şuur uyanışına geldik. Çok şükretmemiz lazım, çook!”
Ben de kutlu doğum etkinlikleri kapsamında İrfan Derneği’nin davetlisi olarak geldiğim Sivas’ta dinlediğim dostuma, “Çok şükretmemiz lazım, doğru, fakat bu nimetin şükrü öncelikle çok çalışmak değil mi?” diye karşılık verdim.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’ân’ın nâzil oluşunun 1400. Yılı olduğu için bu yılı Kur’ân yılı ilan etti. Bu münasebetle Mart ayı başında Ankara’da gerçekleştirilen törende Başbakan Tayyip Erdoğan bu konudaki şu can alıcı soruyu sormuştu: “Kur’ân’ın özellikle Batı dünyasında ve toplumlarında farklı şekillerde algılanmasında elbette art niyetin ve propagandanın etkisi var. Ama bu ön yargıları gidermek için ne yaptık? Hatta bu ön yargıları oluşturacak ne yaptık?”
Bu soruyu cesaretle kendimize sormamızın lüzumunu ifade eden Başbakan, aynı toplantıda, gayet isabetli bir şekilde, Mehmet Âkif merhumun “Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” dizesinden yola çıkarak, ilim adamlarına Kur’ân’ın bu asra bakan mesajları üzerinde çalışmaları çağrısını yaptı.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu da “Kur’ân’la buluşma” olarak tavsif ettiği Kur’ân Yılı’nın amaçlarını şöyle sıralıyor: “Kur’ân’ın nüzûlünün 1400. yılı münasebetiyle, Kur’an-ı Kerim’in çağlar üstü evrensel mesajını olabildiğince geniş kitlelere ulaştırmak, onu okuma, anlama ve yorumlama konusundaki çabaları desteklemek… Kur’ân-ı Kerim hakkındaki yanlış yargı, izlenim, korku ve abartılar karşısında onun ruhuna uygun, yeni ve ufuk açıcı yaklaşımların öne çıkmasına fırsat vermek, bu doğrultuda geliştirilebilecek çabaların neşv-ü nemâ bulmasına vesile olmak…”
Diyanet İşleri Başkanlığı bu gayelere ulaşmak için Türkiye’nin her yerinde, yurtdışındaki vatandaş ve soydaşlarımızın bulunduğu ülkelerde, sempozyumlar, açıkoturumlar, paneller, çalıştaylar, ilmi toplantılar, konferanslar, Kur’ân Tilaveti programları, radyo ve televizyon programları, yarışmalar, Kur’ân’la ilgili ilmi yayınlar gibi bir dizi etkinlik planlıyor. Hatta bir Kur’ân Araştırmaları Merkezi kurulması çalışmaları da başlatılmış. İstanbul’da ve Ankara’da konu ile ilgili önemli kuruluşlar ve gönüllü teşekküller düzenli bir araya gelip bu yılın etkinliklerini planlıyorlar. Çeşitli makale, hikâye, şiir ve Kur’ân tilâveti yarışmaları düzenleniyor. (Daha önce de bu köşeden tanıttığım İrfan Mektebi dergisi Kalemler Yarışıyor başlıklı makale, hikâye ve şiir yarışmasını bu sene Kitabımız Kur’ân konulu gerçekleştiriyor. İlgilenen okurlarımız bu yarışma ile alakalı şu adresten bilgi alabilirler. irfanmektebi.com)
Tüm bu açıklama ve gayretler elbette binler tebrik ve teşekkürü hak ediyor gerçekten.
Ancak neredeyse yılın yarısına geldik. Bu bereketli atmosferden istifade ederek özellikle vakıf ve derneklerin Kur’ân Yılı’nı daha canlı ve dolu dolu ihya etmeleri gerekir. Yayınevleri, cemiyetler, okullar, dergi ve gazeteler, radyo ve televizyonlar bu konudaki programlarını artırmalılar.
Kur’ân’ın mûcizeliği ile alâkalı yurt genelinde eğitim programları ve dersler tertip edilmeli.
Özellikle gençlere yönelik faaliyetler üzerinde durulmalı. Tarihteki Kur’ân hizmetkârlarının hayatları, hizmetleri ve davaları da bu meyanda iyi anlatılmalı ki, gelecek için gerekli olan yeni Kur’ân hizmetkârları yetişebilsin.
Biz de Kur’ân Yılı’nın hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, bu yönde gayret eden tüm kişi ve kurumları tebrik ediyor ve Mevlânâ Hazretleri gibi diyoruz: “Bu can bu tende oldukça, Muhammed’in (asm) yolunun tozu ve Kur’ân’ın kölesiyiz.”