Ahir zaman deyip geçmeyin!

Dr. Ebubekir Sifil

araştırmacı yazar


Rıhle'nin son (8.) sayısı, dosya konusu olarak "ahir zaman"ı seçmişti. Ahir zaman dendiğinde akla gelen hususları -herhangi bir noktayı dışarıda bırakmamaya özen göstererek- ele almaya gayret ettik. Vurgulamaya çalıştığımız temel nokta şuydu: Ahir zaman öyle bir zaman dilimidir ki, anormalliklerin normal, normalliğin anormal olarak algılanması bu zaman diliminin en önemli özelliklerindendir. Efendimiz (s.a.v)'den, bu noktayı dikkatlerimize sunan pek çok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisinde "kişinin mü'min olarak sabahlayıp kâfir olarak akşama gireceği ve mü'min olarak akşamlayıp kâfir olarak sabahlayacağı" ifade buyurulmuştur.1

Anormalliklerin normal karşılanmadığı bir ortamda böyle bir durumun vuku bulabilmesi mümkün müdür?

Vatan gazetesindeki köşesinde Prof. Dr. Süleyman Ateş hoca, kıyamet alametleriyle ilgili bir soruya cevap sadedinde şunları söylemiş:

"Kur'ân-ı Kerîm'de kıyametin ansızın geleceği, onun geleceği zamanı hiç kimsenin bilmediği ve bilmeyeceği, Allah'ın o bilgiyi herkesten sakladığı vurgulanmaktadır. Ansızın gelecek olan kıyametin alameti de olmaz. Bu konudaki rivayetlerin hepsinin uydurma, yakıştırma olduğu kanaatindeyim..."2

İlerlemiş yaşına rağmen Kur'an tefsiri konusundaki çalışmaları ve enerjisiyle genç kuşaklara örnek olan hocanın, bu mesele hakkında böylesine "çalakalem" konuşması normal kabul edilebilecek bir durum değil.

Kıyametin ansızın kopacağının Kur'an'da birçok ayette ifade buyurulduğu doğrudur. Ancak bu ayetlerin istisnasız hepsi inkârcılardan bahsetmekte, kıyametin onların üzerine ansızın kopacağı bildirilmektedir.

Bu söylediğimizin en büyük delili, yine bizzat Kur'an ayetleridir. Mesela Kur'an'da şöyle buyurulur: "Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. İşte muhakkak onun alametleri gelmiştir. (Kıyamet) kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?"3 Dikkat edilecek olursa bu ayet inkârcıları bahse konu etmekte, üstelik de kıyametin alametlerinin geldiğini açıkça bildirmektedir.

"Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz."4 Bu ayette ifade buyurulan alametlerin de "yakın alametler" olduğunu söylemek mümkündür. Daha önce iman etmemiş yahut imanında gerekli samimiyeti göstermemiş, salih ve faydalı amel işlememiş olanlar için bu "yakın alametler" zuhur ettiğinde iman etmek artık bir fayda sağlamayacaktır.

Hoca devam ediyor:

"Her 100 yılda bir müceddid geleceği hakkındaki hadis rivayeti de sağlam değil, kuşkuludur. Çünkü Kur'ân'ın gaybı (geleceği) Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği ayetlerine aykırıdır..." Oysa bizzat Kur'an, 3/Âl-i İmrân 49 ve 179, 6/el-En'am, 75; 12/Yûsuf, 37... gibi ayetlerde Allah Teala'nın, gayb çerçevesine giren birtakım hususları peygamberlerine bildirdiği açıkça zikredilmektedir. Yine "ind-i ilahîden kendisine ilim verilmiş kul" (Hızır) ile Hz. Musa (a.s)'ın yolculuğunu anlatan 18/el-Kehf, 65-82. Ayetler de bu noktaya açık ve kesin biçimde delalet etmektedir.

Böyle çürük ve bizzat Kur'an'a aykırı bir gerekçeye yaslanarak hadisler hakkında bu kadar serbest bir şekilde sarf-ı kelam etmek ahir zamana mahsus hallerden olsa gerek...

1 Ebû Davud, "Fiten", 2; et-Tirmizî, "Fiten", 27; İbn Mâce, "Fiten", 9...

2 [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir. Kayıt olmak için tıklayın]