Serdar Demirel - Vakit


2010-04-21
Hz. Peygamber’in mirasçıları


İçinde bulunduğumuz Nisan ayında, Kutlu Doğum münâsebetiyle Efendimiz (sas)’i farklı yönleriyle anlatan birçok etkinlikler düzenleniyor. O’nu önemseyenler, bu ayı fırsat bilerek O’nu anlamayı ve anlatmayı ibâdet aşkıyla yapıyorlar.
Ne kadar anlatılırsa azdır. Çünkü O bir derya... Getirdiği mesajla ve hayat tarzıyla hep bir derya...
İbâdetiyle, ahlâkıyla, tefekkürüyle, insanlarla ilişkisiyle, bir aile babası, öğretmen, komutan ve devlet reisi olarak sergilediği örneklikle, hep derya...
Büyük ve küçüklerle diyaloglarıyla, mizahıyla, yolda yürüyüşüyle, doğayla ilişkisiyle, sade ve fakat çok anlam katmanlı cümleleriyle, hep derya...
Derya olan Kitab-ı Mubîn’in insan şeklinde, insan âyet olarak tarih sahnesinde, beşer hayatında tecessümüyle bir derya...
Bir misyon âbidesi...
Peki, Derya İnsan Efendimiz ailesine, ümmetine ya da insanlığa sâhip çıkılması için geride ne bıraktı?
Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh): “Resûlullah (sas)’in: “Bize kimse vâris olamaz, bıraktıklarımız hep sadakadır.” dediğini aktarıyor. (Buhari: 3/1126, hn. 2926, Muslim: 5/153, hn. 4679)
Bu hadise göre Efendimizin geride mal mülk bırakmadığını, ehli beytinden bile bir mirasçısı olmadığını anlıyoruz. Efendimiz, sadece kendisinin değil, peygamberler cemaatinden de hiçbirinin bıraktığı dünyalıklara kendi hâne halkından vâris olmadığını, peygamberlerin bıraktığı bütün malların sadaka olduğunu belirtmiş oluyor.
Ancak, Efendimiz başka bir hadiste peygamberlerin vârisleri olduğunu da bildiriyor.
Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (sas)’in şöyle dediğini işittim: “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semâvat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir.” (Ebu Davut: 3/354, hn. 3643, Tirmizi: 5/48, hn. 2682)
Bu açıdan Kur’an’da geçen; “Süleyman, Davud’a mirasçı oldu” (Neml: 16) âyeti de hadiste anlatılan bu durumu işaretler. Yani buradaki “miras”tan muradın mal değil peygamberlik, ilim, hikmet ve misyon olduğu açıktır.
Efendimizi anlamaya çalışırken O’nun vârisleri ulemâyı hatırlamak, onların irşadıyla O’nu anlamak, onlara ihtiram göstermek gerekir. Nasıl bir peygambere inandığımız meselesi, dinini ciddiye alan her insan için hayatîdir. Hem de din algımızı belirleyecek kadar...
Âlimlerin çok hırpalandığı, önüne gelenin âlim dedikodusu yaptığı, çoğu zaman mesnetsiz tenkit ve tahkir edildiği, hatta iftiraya varacak derecede karalandığı bir vasatta yaşıyoruz bugün.
Hâlbuki, ulemâsız bir İslâm toplumu düşünülemez. “Hz. Peygamber (sas) ulemâyı niye kendi vârisi kılmıştır” sorusunu düşündünüz mü hiç?
Hz. Peygamber fizikî varlığıyla bugün aramızda yok. O’ndan sonra yeni bir peygamber de gelmeyecek. Ama O’nun getirdiği mesaj ilelebet yaşayacak. Bu bağlamda O’nun örnekliğinde bize örnek olacak, O’nun örnekliğini bize aktaracak, O’nun misyonunu bu çağda da yaşatacak önderlere muhtaç değil miyiz?
Efendimiz geride mal mülk bırakmamış ve bu anlamda vârisleri de yok. O’nun geride bıraktığı sadece ilimdir, hikmettir, misyondur. Bu yüzden bu misyonu sürdüren alimlerin varlığı, en azından istikametimiz açısından bir zarurettir.
Vâris olan âlimlere sâhip çıkmak, aslında peygamberî misyona sâhip çıkmaktır. Onlara iltifat etmek, hürmet göstermek, irşadlarına müracaat etmek elzemdir. Hür düşünce adına âlim gıybeti yapmak bir fazilet değildir. Âlimlerin eti zehirlidir, zehirden uzak durmak gerek.
Bununla lâyüs’el bir ruhbanlar sınıfı inşa etmiyoruz. Bir âlimin bir konuyla alakalı fikrini almamak, ona saygısızlık etmeyi gerektirmez.
Efendimizi yâd ettiğimiz bugünlerde, O’nun mirasçılarına saygı, sevgi ve ilzamı hatırlatmak istedim. İşte o zaman Hz. Peygamberi bir senenin belirli bir zaman dilimine sıkıştırmış olmayız.