+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Tefsirde Cifir İlmi ve Bediüzzaman

 Güncel Yazılar Ve Haberler Katagorisinde ve  Köşe Yazıları Forumunda Bulunan  Tefsirde Cifir İlmi ve Bediüzzaman Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Ahmet Akgündüz 2010-04-22 Tefsirde Cifir İlmi ve Bediüzzaman Tefsirde Cifir İlmi ile alakalı bazı konuların vuzuha kavuşmasında zaruret var. Gerçi bu konuda Cifir veya cefer, Arapça’da “sütten kesilmiş kuzu, oğlak; içi taşla örülmemiş geniş kuyu” manalarını ifade etmektedir. Istılahta ise, temeli ebced hesabına dayanan, harflerden ve ibarelerden gaybî haberler çıkarmada ...

  1. #1
    Moderator
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    2.938
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Tefsirde Cifir İlmi ve Bediüzzaman

    Ahmet Akgündüz
    2010-04-22
    Tefsirde Cifir İlmi ve Bediüzzaman Tefsirde Cifir İlmi ile alakalı bazı konuların vuzuha kavuşmasında zaruret var. Gerçi bu konuda Cifir veya cefer, Arapça’da “sütten kesilmiş kuzu, oğlak; içi taşla örülmemiş geniş kuyu” manalarını ifade etmektedir. Istılahta ise, temeli ebced hesabına dayanan, harflerden ve ibarelerden gaybî haberler çıkarmada kullanılan hususî bir ilimdir. Bazı âlimlerin naklettiğine bakılırsa, Ca’fer-i Sadık, Hz. Peygamberin al-i beytinin muhtaç oldukları bütün gizli bilgiler bir kuzu ve oğlak (cefr) derisinin üzerine yazmış ve bu sebepten bu ilme Arapça’da cefr adı verilmiştir. Cifir ile meşgul olanlara cefrî veya ceffâr denilir. Konuyla ilgili ve özellikle de Ca’fer-i Sadık’a isnad edilen kitaplara da El-Cefr ve’l-Câmi_a adı verilmektedir. Onu için bu ilmin adı hem Keşfu’z-Zünûn’da ve hem de benzer eserlerde bu ad ile anılmıştır. İbn Haldun bu ilmin bir disiplin olmaktan ziyade şahsi bir kabiliyet olduğunu ifade etmektedir.1
    Bediüzzaman, cifri kullandığı yerlerde hiçbir zaman “Âyetin açık mânâsı budur” dememiştir. Söylediği şudur: “Ayetin sarîh manasının altında müteaddit tabakalar var. Bir tabakası da, işarî ve remzî manadır. İşârî mana da bir küllîdir; her asırda cüz’iyatları bulunur.” Ve devam ediyor: “İşte mâdem bu tevâfuk-u cifrî ve ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyazî ve bir namus-u fıtrî ve bir usûl-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette menba-ı ulûm ve mâden-i esrar ve fıtratın tercüman-ı âyât-ı tekvîniyesi ve edebiyatın mu’cize-i kübrâsı ve lisan-ül-gayb olan Kur’ân-ı Mu’ciz-ül-Beyan, o kanun-u tevâfukîyi, işârâtında istihdam, istimal etmesi i’cazının muktezasıdır.”2
    Evvelâ; Resûlullah’ın da beyânına göre, Kur’an âyetlerinin zahirî, bâtınî, işarî, sarih ve remzî çok mânâları ve her asra hitab eden hakikatları vardır. “Her âyetin dalı var, budağı var; her dalın da başı var, sonu var, çetikleri var” şeklindeki hadis, bu mânâya işaret etmektedir. Zira Kur’ân’ın muhatabı bütün insanlardır. Kur’ân, kâinat kitabının tercümesidir. Kâinatın rengini değiştiren her meseleyi vuzuha kavuşturmuştur. Hâdiselerin satırları altında gizlenen hakikatları ortaya çıkaracak olan da yine Kur’ân’dır. Dolayısıyla İslâm ittihadını yakından ilgilendiren Risale-i Nur’a da, İstanbul’un fethine de ve Mısır fethine de herhalde işaret edecektir. Ancak sarâhat demiyoruz, işâret diyoruz. Bu ifadeye dikkat etmek gerekir.
    İkincisi: Bütün ilim tarihçilerinin -özellikle müslüman âlimlerin- ilimlerin tasnifinde kendisinden bahsettikleri “cifir ve câmia ilmi” diye bir ilim vardır. Bu ilim, bazı câhiller tarafından suiistimal edilmiş olsa bile, tamamen inkârı da mümkün değildir. Cifir, kaza levhası; câmia ise kader levhası demektir. Kısaca Allah’ın kader ve kazâ levhlerinde olmuş yahut olacak bazı şeyleri, yine Allah’ın koyduğu işaret ve gösterdiği yollarla ortaya çıkarma ilmine cifir ilmi denir. Bu ilmin nüshacılık ve üfürükçülükle ilgisi yoktur. Çünkü İmam-ı Gazâlî ve İbn-i Kemâl gibi bu ilmi hakkıyla bilen zatlar tarafından da kullanılmıştır. Hz. Ali’nin, bu ilmi Resûlullah’dan öğrendiği nakledilmektedir. Son asırda bu ilmi hakkıyla kullananlardan biri de, Bediüzzaman’dır. Kur’ân, “Beldetün Tayyibetün” ifadesiyle İstanbul’un fethine işaret ettiği gibi, Mu’avvizeteyn sûresiyle de 1971 hâdiselerine işaret etmiştir. Birinciyi ilim, ikinciyi ilmin dışında kabul etmek, bir başka câhilliktir. Konuyu fazla uzatmak istemiyoruz3.
    Üçüncüsü: İbn-i Kemâl bu ilmin ehemmiyetini “Er-Risâlet’ül-Münîre” adlı eserinde şöyle belirtmektedir: “Büyük evliyâların kerametleri de böyledir. Müşkil ve zor meselelerin istihrâcı gibi. Yani evliyâlar, Kur’ân âyetlerinden, hatta her kelimesinden ve harfinden ve hatta Resûlullah’ın hadislerinden bazı mühim ve müşkil hakikatları istihrâç etmişlerdir. Bu onlara ilhâm nuruyla müyesser olur (sh.8)”.
    1 İbn Haldun, Mukaddime, II, sh. 823, 828; Seyyid Muhammed Madî Eb’ül-Azâ’im, El-Cefr, Dar al-Kitab el-Sufi, 1990, sh. 11 vd. Krş. Metin Yurdagür, Cefr Maddesi, TDVİA, c. VII, sh. 215 vd.
    2 Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sh. 95 vd.
    3 Kâtip Çelebi, Keşf-üz-Zunûn, c. 1, sh. 591-592; Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, 95vd.

  2. #2
    Üst Düzey Yönetici
    Üyelik tarihi
    Dec 2015
    Mesajlar
    273
    Tecrübe Puanı
    4

    Standart Cevap: Tefsirde Cifir İlmi ve Bediüzzaman

    SAÎD NURSΒNİN EBCEDCİLİĞİ
    ( İLM-İ CİFİR) VE HURÛFÎLİK

    Saîd Nursî , kitâblarında görüldüğü üzere ebced’le çok ilgilenmiş ve gayb ile ilgili istihrâclarda bulunmuşdur. Habishânelerde ve göz habsinde bulunduğu zamanlarda sıkıntıyı atmak için bulmaca çözenlerin yapdığı gibi bu da Kur’ân-ı Kerîm âyetleriyle oyun oynarcasına ebced’le âyet-i kerîmeleri hesablayarak ba’zen eksik, ba’zen de fazla çıkdığı halde, kendisine mâl etmiş, bu yüzden çok hatâlara düşmüş, hattâ ebced’e,kendisini o kadar kapdırmış ki bir çok âyet-i kerîmede, gaybın bilinemeyeceği bildirilmesine rağmen, o gaybın bilinebileceği iddi’âsında da bulunabilmiş (Ebced anahtar-ı gaybîdir) diyebilmişdir. Sikke-i tasdîk-I gaybî, s. 98; Şu’âlar 1. şu’â

    Kur’ân-ı kerîmin otuzüç âyetinde nurculukdan bahsedildiğini de iddi’â etmişdir. Sikke-i tasdîk-ı gaybî kitâbında ( s.71-121) ve Şu’âlar, 1. şu’â ve 12. şu’â da
    Kıymetli okuyucularımızın bu âyet-i kerîmelerin neler olduğunu gördüklerinde şaşmamaları mümkin değildir:

    1.âyet-i kerîme, Nûr, 35
    2.âyet-i kerîme, Hûd, 105
    3.âyet-i kerîme, Ankebût, 69
    4.âyet-i kerîme, Hicr, 87
    5.âyet-i kerîme, En’âm, 122
    6.âyet-i kerîme, Hadîd, 28
    7.âyet-i kerîme, Yûnüs, 82
    8.âyet-i kerîme, En’âm, 161
    9.âyet-i kerîme, Lügmân, 22; Bakara, 256
    10.âyet-i kerîme, Bakara, 26
    11.âyet-i kerîme, Bakara, 129
    12.âyet-i kerîme, Bakara, 151
    13.âyet-i kerîme, Âl-i imrân, 5
    14.âyet-i kerîme, Nisâ, 162
    15.âyet-i kerîme, Nisâ, 174
    16.âyet-i kerîme, Füssılet, 44
    17.âyet-i kerîme, Tevbe, 129
    18.âyet-i kerîme, Mâide, 56
    19.âyet-i kerîme, Tahrîm, 8
    20.âyet-i kerîme, İsrâ, 80
    21.âyet-i kerîme, En’âm, 161
    22.âyet-i kerîme,Yûnüs,Yûsüf,Ra’d,Hicr,Şü’erâ,
    Kasâs, Lügmân sûrelerinin ilk âyet-i kerimeleri
    olub müteşâbihâtdandır.
    23.âyet-i kerîme, Kalem, 32
    24 .âyet-i kerîme, Zümer,1; Ahkâf,2 ; Câsiye,2
    25.âyet-i kerîme, Füssilet, 1-2
    26.âyet-i kerîme, Hûd, 108
    27.âyet-i kerîme, Saff, 8
    28.âyet-i kerîme, Tevbe, 32
    29.âyet-i kerîme, İbrâhîm, 1
    30.âyet-i kerîme, Füssilet, 33
    31.âyet-i kerîme, Nisâ, 43
    32.âyet-i kerîme, Ahzâb, 43
    33.âyet-i kerîme, Âl-i imrân, 18

    Saîd Nursî’nin ebced’le çokça uğraşdığını görmek isteyenler 352 sahîfelik
    kitabına bakabilirler.
    Saîd Nursî, Mehdî aleyhirrahme ile alâkalı istihrâcında: Mehdî’nin hicrî 1400’lerde geleceğini söylemiş ( Sözler, 24. söz ) fakat, bu sene 1434 olduğu halde, 34 sene geçmesine rağmen iddi’âsı doğru çıkmamışdır.İmâm-ı Rabbânî(Guddise sirruh)[971/1563-1034/1563] Mehdînin aleyhirrahme kendisinden 1000 sene sonra geleceğini bildirmekdedir. ( İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 209. mektûb.)
    Saîd Nursî, hurûfîliğin kurucusu Îrânlı yehûdî Fazlüllâh Hurûfîden ilhâm almış olacak ki,selefi Fazlüllâh Hurûfî’nin iddi’â etdiği gibi, Kur’ân-ı Kerîmde kendisinden bahsedildiğini iddi’â etmişdir.
    [Fazlüllâh da Kur’ân-ı Kerîm’de nerede fazl kelimesi geçse Allâh benden bahsediyor, demişdi. Saîd Nursîden 52 sene evvel ölen, mehdî’yim, müceddid’im diyen, daha da ileri giderek, nübüvvet iddi’â’sında bulunan, İngilizlerin (2) adamı Ahmed Kâdıyânî de aynı denâeti işlemişdi.] Yehûdîliğin kabalizm tarihinde ebced’e çok önem verildiğini de hatırlamakda fâide vardır.

    Saîd Nursînin tam vâkıf olmadığı anlaşılan, cifir ile alâkalı iddi’âlarından bir kaçı aşağıdadır:
    12. sıradaki âyet-i kerîme, Bakara sûresi, 151. âyet-i kerîmeyi ele alarak bu âyet-i kerîmede kendisinden bahsedildiğini îmâ ediyor. [halbuki bu Rasûlüllâh’a hitâb eden bir âyet-i celîledir.] “… ve yüzekkîküm … vel hikmete…” yarısını ele aldığı âyet-i kerîmenin ebcedle harf karşılığı rakam olarak şöyledir:
    6+10+7+20+10+20+40+6+10+70+30+40+20+40+1+30+20+400 +1+2+6+1+30+8+20+40+400 =1288

    “ … sizi temizleyip arıtan size kitâb ve hikmeti öğreten…” cümlesinin tamamı ele alındığında bu âyet-i kerîmeye kat’î sûretde Hazret-i Muhammed’in aleyhîsselâm muhatab olduğu ortadadır. Peki 1288 ne ifâde ediyor. Ebced ûsûlünü de çiğneyerek 1288’i 1338’e çıkarıyor ya’nî, Kef ( 20 ) ve Lâm ( 30 ) harf-lerini ikişer kerre alarak, sayıya 50 ekleyip 1338’e çıkarıyor. Bu durumda Saîd Nursî 45 yaşındadır ve âyet-i kerîmede ” rasûl gönderdik “ denilmekdedir. Rasûlüllâh 43 yaşında rasûl olduğundan acaba ona yakın bir yaş çıkarmak arzusu ile mi bunu yapıyor, şaşırmamak, teaccüb etmemek mümkin değildir.Bir misâl kâfi olmasına rağmen, bir misâl daha verelim, bu İsrâ sûresi, 82. âyet-i kerîmesidir :

    [Bu âyet-i kerîme, 33 yerde Allâh benden bahsediyor dediği 20. sıradaki âyet-i kerîmedir.]. Âyet-i kerîmenin ortasını alıyor, “ … mâ hüve … mü’minîn…”, “(Kur’ân) mü’minlere şifâ ve rahmetdir…” bu âyet-i kerîmenin ebced rakamlarıyla karşılığını yazacak olursak,
    40+1+5+6+300+80+1+6+200+8+40+400+30+30+40+6+40+50+ 10+50 = 1343 ediyor, ama Saîd Nursî, 1339 olduğunu söylüyor. Saîd Nursî 1295 doğumlu olduğuna göre bu târîhde 44 yaşındadır, aklı başında olan bir insan bundan ne çıkarabilir, bunu anlamak mümkin değildir. Saîd Nursî’nin bu husûsdaki iddi’âları hayli çokdur , onun hakkında fikir edinmek isteyenler için bu iki misal kâfidir kanâ’atindeyiz…

    Allâhü te’âlâ böylesine tehlikeli, böylesine garîb bir anlayışa düşmekden bizleri muhâfaza buyursun, âmin.
    “ Kur’ân-ı Kerîm mü’minlere şifâdır.” yerine, “ Risâle-i nur, mü’minlere şifâdır “ ma’nâsını mı çıkarmak istiyor…?
    Hûd, 108. âyet-i kerîmede geçen saîd kelimesini kendisine mâl ederek saîd ( cennetlik ) olduklarını mı kasd ediyor? Saîd Nursî, ”Risâle-i nûr talebeleri îmânsız ölmezler”Sikke-i tasdîk-ıgaybî,s.23,31,102 Ebedî se’âdet ve selâmete erişeceğinizi tekeffül ederim.” N.Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Saîd Nursî, s.275, dediğine göre, herhâlde bu husûs anlaşılmayacak kadar zor değildir, kıymetli okuyucularımızın da anlayacağı muhakkakdır.
    Bakara 151. âyet-i kerîmede geçen “ Kur’ân’ı açıklayan bir rasûl “ den maksad Saîd Nursî midir!?

    Muhammed Es’âd Sahhâfoğlu

    (1)Rumûzât-ı semâniyye, Teblîğ Yayınları, 2001, İstanbul
    (2) Halkının ekserisi müslimân olan devletlerin hemen hemen hepsi, me’alesef İngiliz müstemlekesidir. İngilizler, İslâmdan korkduklarından, İslâmı yok etmek için büyük gayret içindedirler. Bu yüzden İslâm Hılâfetini (Hılâfet-i Osmâniyye) yıkanlar da İngilizlerdir. İngilizler, müslimânları parçalamak gâyesi ile “İngiltere Müstemlekeler Nezâreti ” ni kurarak İslâm memleketlerinde sapık mezhebler ihdâs etmekde, Vehhâbîlik, Behâîlik, Kâdıyânîlik, Selefîlik gibi mezhebleri yaymakda,Müslimânları dalâlete götürmek için kendi adamlarını büyük bir âlim diye tanıtmakda, hattâ sahte peygamberler bile çıkarabilmekdedirler… Şu anda, İslâm âleminin perîşân hâlde olmasının tek sebebi, İngilizlerin müslimânlara akla hayâle gelmeyecek fitne, zulüm ve vahşetleri tatbik etmelerindendir. [Amerika da aynı yolda olup İngiltere’nin güdümündedir,zâten bu devleti İngilizler kurmuşdur] İngilizlerin İslâma verdikleri zararları görmek -isteyenler aşağıdaki şu kitâblara bakabilirler :
    -Eyyûb sabrî, Esâret Hâtıraları, 1978, İstanbul
    Hempher, İngiliz câsûsunun i'tirâfları, 2004.İstanbul
    William Jennings Bryan, Hindistânda İngiliz Hâkimiyyeti
    [Yazar 1913-1915 de ABD Hâriciyye nâzırlığı yapmışdır.]
    Dr. Muhammed Harb, Müzekkiratü'l-Sultân AbdülHamîd,
    1991, Şam
    Habîb Alevî, Misbâhü'l-enâm ve cilâü'l -zulm, 1906, İstanbul
    Mevlânâ Gulâm Mihr Alî, El-Yevâkîtü'l-Mihriyye, 1964, Hind
    Mahmûd efendi,müftî,ElMütenebbiü’lkâdıyânî,1967,Pâkistân. İnternet’den “İngilizlerin İslâm Düşmânlığı” diye de bakılabilir.

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12-28-2015, 02:03 AM
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-27-2015, 04:36 PM
  3. Tasavvuf İlmi
    By Ahkaf in forum Serbest Bölüm
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-15-2015, 12:17 AM
  4. Tefsirde Müfessirlerin Üslûbu
    By HUSEYIN SASMAZ in forum Serbest Bölüm
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-06-2010, 03:01 PM
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-17-2009, 11:04 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379