Kusurları örtmek erdemdir

Fatma Tuncer

araştırmacı yazar

Genç bir anne, "Çok hayırsız bir oğlum var. Hiçbirimizi takmıyor, hepimizi kırıyor... Ona nasıl davranacağım bilmiyorum, kayınvalidem, eşim ve akrabalarım herkes beni suçluyor ve çocuğuma iyi bir terbiye veremediğim konusunda eleştiriyorlar. Ben elimden geleni yaptığımı düşünüyorum ama büyüklere laf anlatmak zor diye başlıyor... mektubuna ve yakınlarının kendisini hiçbir zaman anlamadıklarını ifade ederek bitiriyor...

Hanımefendinin mektubuna bir hikayeyle cevap vermek istiyorum...

Çok eskiden Hindistan taraflarında sevilen bir ressam varmış. Öyle ki yapıtlarını ortaya koyarken, uzun uzun düşünür ve sadece yüzeysel bilgileriyle hareket etmez aynı zamanda derin duygularını da katarmış. Üstadın kendisini örnek alan sadık bir de talebesi varmış. Talebe hocanın gözetimi altında tıpkı onun gibi çalışır ve sanatın bütün inceliklerini öğrenmeye gayret edermiş.

Aradan yıllar geçmiş, hocanın talebesi artık icazet alacak yeterliliğe gelmiş ve öğrendiği sanatı icra edebilmek için hocadan izin istemiş. Hoca öğrencinin durumunu değerlendirmiş ve ona işini yapması hususunda icazet vermeden önce kendisine bir resim yapıp getirmesini istemiş. Öğrenci uzunca bir çalışmanın ardından hocanın istediği resmi yapıp getirmiş. Hoca resme bakmış ve "Bu resmi al, şehrin meydanına as ve üzerine de "Bu resimde hatalı gördüğünüz alanlara nokta koyun yaz ve bir hafta sonra bu resmi tekrar bana getir" demiş. Öğrenci resmi almış ve hocanın söylediği şekilde şehrin meydanına asmış ve altına da "Bu resimde hatalı gördüğünüz alanlara nokta koyun" yazmış. Bir hafta sonra resmi almış ve hocaya getirmiş. Hoca bakmış ki, resmin bütün alanı noktalarla kaplanmış. Öğrenci bu duruma çok üzülmüş tabi... Hoca ise hiç istifini bozmadan "Şimdi al bu resmi aynı yere tekrar as ve altına, bu resimde hatalı gördüğünüz yerleri işaretleyip düzeltin" yaz demiş. Öğrenci hocanın bütün talimatlarını yerine getirmiş ve bir hafta sonra da resmi almış hocaya götürmüş. Hoca resme bakmış ama resimde hiçbir işaret ya da düzeltme emaresi yokmuş. Öğrenciye dönmüş ve herkes kusur arar ama kusuru düzeltme hususunda çaba sarf etmez demiş ve eklemiş... Sadece sanatını icra etmen yeterli değil, hikmet sahibi olman da aynı şekilde önemli demiş...

Hikayede olduğu gibi, toplumumuzda başkalarının hatalarını görmek, kusurlarını araştırmak yaygındır. İyi bir insan da olsanız, çevrenize örnek olabilecek nitelikler de taşısanız önce hatalarınız üzerinde durulur. Taze bir süt gibi tülbentten geçirilir ve irdelenirsiniz. Kusurlarınız varsa yüzünüze vurulur, bu da yetmez konu komşuya aktarılır ve siz çevreniz tarafından hemen dışlanırsınız.

Dinimiz, insanın bu yıkıcı, tahrip edici tavrına rağmen, yapıcı ve onarıcı olmayı tavsiye eder. Efendimiz, insanların hatalarını yüzüne vurmadan onları anlayabilecekleri bir dille doğru yola teşvik eder ve gönüllerini alırdı. Öyle ki, Mescidi Nebevi'nin direklerinden birine bevleden bir bedeviyi, etrafındaki insanlar ayıplayıp onu kovalamaya kalkarken o "Adamın rencide edilmesine izin vermeyip, toprak getirtip üstünü örttürmüştür...

Toplumumuzda iç içe yaşayan aileler ve özellikle de gelin kaynana ya da diğer ebeveynlerin birlikte yaşadığı ortamlarda küçük çatışmalar dahi büyük husumetlere, suçlayıcı tavırlara dönüşebiliyor. Böyle durumlarda yaşlı ebeveynler gençler üzerine baskı kurarak, suçlayıcı tavır içinde olabiliyorlar ve onları kontrol etmeye çalışıyorlar.

İnsan, zaaflarının esiri olduğunda bir bütün olarak etkileniyor ve hayatının bütün alanlarında negatif bir alan oluşturuyor. Bu noktada onun hayata bakışı da, insanlarla ilişkileri de kendisiyle ilgili duygu ve düşünceleri de negatif olmaya doğru gidiyor. Bundan kurtulmanın tek yolu ise insanlarla ilişkilerimizde Allah'ın rızasını gözetmek ve onların hatalarını örtmeye, kusurlarını bağışlamaya gayret etmektir.