Hz. Hud’un çağrısı 2

Gülay Pınarbaşı

araştırmacı yazar


Kur'an'da bildirilen tüm elçilerin hayatlarında da görüldüğü üzere, hayatı boyunca insanlara tebliğ yapıp, onlardan hiçbir karşılık beklememek önemli bir mümin özelliğidir. Bir mümin hangi devirde ve kimlerle beraber yaşarsa yaşasın, insanları Allah'ın beğendiği ahlâka çağırmakla, onlara yaklaşmakta olan hesap gününü hatırlatmakla sorumludur. Bundan dolayı ise kimseden bir karşılık beklemez, yalnızca görevini en iyi biçimde yerine getirmeyi ve Allah'ın kendisinden razı olmasını ister. Hz. Hud da bu üstün ahlâkı sergilemiş ve kavmini din ahlâkına çağırırken hiçbir karşılık beklemediğini vurgulamıştır. Kur'an'da bu gerçek şu şekilde bildirilmektedir:

"Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni Yaratan'dan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?" (Hud Suresi, 51).

Tüm çağrılarına rağmen kavmi Hz. Hud'a karşı gelmiş, onun kendilerini çağırdığı yola tabi olmayı kabul etmemişlerdir. Tarihte tüm inkarcıların yaptığı gibi onlar da peygamberlerinden mucize istediklerini, aksi takdirde iman etmeyeceklerini söylemişlerdir. Bunun üzerine Hz. Hud'un, onların Allah'a şirk koştuklarından uzak olduğunu ve kendisine kuracakları tuzaklardan dolayı bir korku duymadığını belirttiği, ayetlerde şöyle bildirilmiştir:

"... Dedi ki: Allah'ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım. O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın." (Hud Suresi, 54-55).

Hz. Hud, Allah'ın kutlu bir peygamberi olarak her şeyi Allahı'n yarattığını, Allah'ın samimi kullarını koruyacağını ve bu yüzden de Allah'a tevekkül ettiğini biliyordu. Bu nedenle kendisine yöneltilen iftiraların, kurulan tuzakların boşa çıkacağından emin bir şekilde Allah'a duyduğu güveni büyük bir imani kararlılıkla dile getirmiştir. Hz. Hud'un büyük bir çaba göstererek yaptığı tüm tebliğlere rağmen kavmi, din ahlakına uymayı kabul etmemiş ve inkarlarında diretmişlerdir. Ayetlerde bildirildiği üzere din ahlâkına uymayan her kavim gibi, Allah, Hz. Hud'un çağrısına uymayan Ad kavmini de azaba uğratmış ve hem dünyada hem de ahirette kaybedenlerden kılmıştır.

Ad kavminin uğradığı bu son, Allah'ın azabının şiddetinin anlaşılabilmesi için Kur'an'da verilmiş hikmetli örneklerden biridir. Hz. Hud gibi bütün mübarek elçiler insanları hak din ahlâkını yaşamaya davet etmişlerdir. Bu çağrı onların gönderildikleri topluluklar için geçerli olduğu gibi, bu devirde yaşayan insanlar için de geçerlidir. Bütün peygamberlerin tebliğ ettiği temel imani ve ahlâki gerçekler, günümüzde de insanların yaşamlarının ana unsuru olmalıdır.

"Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun, Biz buna (karşı) inkâra sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır. İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy." (Enam Suresi, 89-90).