SOLDURULAN KARDELENLER
Az evvel aldığım bir haber beni öylesi üzdü, öylesi düşündürdü ki, adeta feleğimi şaşırdım. Başımdan aşağı kaynar su dökülmüşçesine vücudumun yandığını hissettim. Ağlayamadım; ama koca bir yumruk oturdu boğazıma. Yutkundum, söylemek isteyip de gücümün yetmediği kelimeler arasında.
25/04/2010 - 23:45
Ne mi olmuştu? Neden mi ben bu hale girdim? Sebebi çok acı! O kadar acı ki, adeta kulak zarıma kadar yaktı beni. Bir ben değildim bu haberle yangınlara düşen? Ve öyle görünüyor ki, bir ben kalmayacağım. Evet, vahşice bir cinayet işlenmişti. Hem de en zalimcesinden... Öldürülen benim arkadaşımdı. Birlikte sohbet ettiğimiz, aynı mekânı paylaştığımız arkadaşım. Ölüm sebebi ne mi? Sebebi şu; arkadaşım, askerlik yapmak üzere ağrı’dan Urfa’ya gelen bir gence âşık olur. Gençler kendi aralarında evlilik kararı verirler. Ancak kızın ailesi bu evliliğe karşıdır. Doğu’da kızların âşık olması ayıp olduğu için aile bu evliliği onaylamaz. Gençler buna aldırmaz ve Ağrı’ya kaçarlar. Bu, onların yaptığı büyük bir yanlıştır. Ama demek ki bazen büyükler küçüklerin yaptığı yanlışın en âlâsını yapabiliyormuş. Kızın ailesi Esra’ya geri dönüp telli duvaklı gelin olarak evden çıkmasını söyler. İki taraf anlaşır ve usulünce nikâh-düğün yapılır. Bu, kız tarafının oynadığı oyundur. Aradan bir buçuk ay geçer ve Esra bir aylık hamiledir. Aile kendi arasında karar verir ve on sekiz yaşından küçük olan oğullarını Ağrı’ya ablasını öldürmeye gönderir. Oğlan, ablasının evinde dört gün kalır ve beşinci gün ablası namaz kıldığı esnada arkadan acımasızca bıçağı saplar. Vahşi kardeş bununla da yetinmez ve ailesine telefon ederek ablasının çığlıklarını dinletir. Dinletir ki, içi öfke ve intikam ateşiyle yanan ailesinin yüreği soğusun. Bu olayı duyanların yüreği yanıp kavrulurken ailenin yüreği rahattır. Çünkü onlara göre namusları temize çıkmıştır. Alınları aklaşmıştır. Eğik başları doğrulmuştur.

Olayı duyan Esra’nın arkadaşları ablası Ayşe’yi ararlar. Ayşe, kız kardeşini o kadar severdi ki, ismiyle bile hitap etmezdi. Tosunum diye severdi onu. Arkadaşlar, “Duyduklarımız doğru mu” diye sorunca Ayşe’ye, onun cevabı en merhametsiz insanın bile içini sızlatır. “Gördünüz mü, tosunuma gelinlik nasıl da yakışmış?” Bu söz yüreği kardeş ateşiyle yaralı bir ablanın sözüdür. Belli ki öldürme planı ya ondan gizli yapılmış ya da haberi varmış da bir şekilde kız kardeşiyle görüşmesine mani olmuşlar. O kadarını henüz bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey o cani ailenin arasında Ayşe’nin üzüntüsünü kendi içinde yaşadığı. Kendi yangınında kavrulduğu…

Bu, mantıkla açıklanması güç bir olaydı. Vahşetti! Canilikti! Erkeğin yaptığı tüm namussuzluklar erkekliğine verilir, daha çok gurur vesilesi yapılırdı. Ama iş kıza gelince nedense aileler namus bekçileri kesilirlerdi. Bu nasıl bir namus anlayışıydı? Allah iffeti, namusu sadece kadına has kılmamıştı ki! Erkeklerinde namuslarına halel getirmemeleri lazımdı. Ama nedense birçok insan bu bilgiden yoksundu. Hem, gençler bir hata yapıp kaçtılarsa bunun üstünü daha büyüğüyle yani ölümle mi kapamak lazımdı? Her şeye rağmen gençlerin bunu yapmaması en doğru olanıydı. Ancak aşkın verdiği körlük neticesinde böyle bir yanlış yapılmıştı. Büyüklere düşen bunu en doğru şekilde sonuçlandırmaktı. Düşenin elinden tutup kaldırmak varken bir tekme daha vurmak niyeydi? Evlenmelerine bir mani yokken ailenin sebepsiz yere itiraz etmesi en büyük hataydı. Kaçmalarına zaten bu şekilde kendileri sebebiyet vermişlerdi. Bir insanın hayatına kıymak, hele hele bu bir hamile kadınsa, canında can taşıyan biriyse bunun vebali hak katında çok büyüktü. Bu vebali sadece öldüren değil, o kararı verenler, kınayanlar ve en küçük bir şekilde bu karara etkisi olanlar verecekti. Esra’nın dirisine değer vermedikleri gibi ölüsüne de değer vermediler. Onun için taziye bile yapılmadı. Küçücük bir bebek için bile taziye evi kurulurken, ona değil taziye evi kurmak öldürdükleri için daha çok tebrikler gelmiştir muhtemelen. Ablasını öldüren genç diyor ya, “Ben namusumuzu temize çıkardım.” Aklanın bakalım içine düştüğünüz karanlıkta. Yaşayın bakalım vicdanınız rahat bırakıyorsa. Hoş, böylesi canilerde vicdan var mıdır orası da meçhul ya! Bakalım hele bu zulmü Allah sizde koyacak mı?

Bir kardelen daha soldu cehalet kuraklığında. Doğu kızları tüm zorluklara rağmen kendini gün yüzüne çıkarmaya çalıştıkça yere batası cehalet onu kuruttu. Koparıp attı. Yok etti. Evet, güzel arkadaşım, garip bacım! Sende soldun bu kurak topraklarda. Sende gittin büyük bir gariplikle. Ölümünü duyan arkadaşlarının hepsi bugün ızdırap içinde. Hepsi senin için üzgün. Ölümün değil, ölüm nedenin ve şeklin yaraladı bizleri. Seni unutmayacağız inan. Her yapılan cinayette, canilikte sen geleceksin aklımıza. Ve bir fatiha okuyup ruhuna bağışlayacağız. Mekânın cennet olsun. Ruhun şad olsun bacım, ruhun şad olsun.

Fatmanur Demir