Avrupa, İslamiyete hamile


Ali Ferşadoğlu

2010-05-13



Bediüzzaman’ın 1907’lerdeki “Avrupa bir İslâm devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa devletine hâmiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır” tesbitinin ikinci kısmı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla gerçekleşti.

Şimdilerde Avrupa’da kiliseler, cemaatleri kalmadığından, ‘mesken veya eğlence yeri olmasın’ diye Müslümanlara ibadethane olarak kullanılması için veriliyor. Avrupa’da 3 bin kilisenin cami veya mescide dönüştüğü ifade ediliyor.

“Kiliseleri neden Müslümanların kullanımına sunmayalım?” diyen batılılarca, bunun, sayısı hızla artan Müslümanların ihtiyacını karşılamaya yönelik olduğuna dikkat çekiliyor.

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın dinî konulardaki ihtiyacını karşılamak üzere Diyanet’e bağlı 1377 görevli hizmet veriyor. Diğer cemaat ve grupların görevlileri bu sayıya dahil değil.

Bununla birlikte, Avrupa ülkelerindeki seyahatlerimizde Bediüzzaman’ın şu önemli teşhis ve tesbitlerini de aynelyakîn, ayan-beyan müşahade ettik:

* Hristiyanlık ya intifâ veya ıstıfa edecek, yani sönüp gidecek, İslâmiyete teslim-i silâh edecektir.

Kiliselere pek itibar eden yok. Ateistler veya agnosistler (din ile ilgilenmezciler) çoğunlukta. Artık kiliseler, gönüllü kültür kuruluşu olarak çalışıyor. Hasta, göçmen, bakıma muhtaçların yararına işler yapıyor.

* Dinsizlik ve ahlâksızlık karşısında, Hristiyanların dindar rûhâni ve misyonerleriyle ittifak etmek.

İşte bu hakikat de apaçık görülüyor. Gençler, uyuşturucu gibi madde bağımlılığına karşı birlikte çalışıyor ve tedbirler üretiyorlar. Müslümanları kiliselere davet edip konuşmalar yaptırıyorlar. Risâle-i Nur, hem okullara, hem kiliselere giriyor.

Zaten pek çok kilise, eğlence ve iş yeri olmaktansa, hiç olmazsa “Mabed olarak kalsın, ibadethane olsun!” diye Müslümanlara veriliyor.

Öte yandan ibadet edenlere inanılmaz saygı gösteriliyor. Zira, bu değerler tamamen bittiğinden inanılmaz çarpıcı geliyor onlara.

Müslüman Türkiye’de başörtüsü yasağı tüm resmî kurumlarda ve üniversitelerde en katı bir şekilde uygulanırken, batılılar, başörtüsünün korkulacak bir şey olmadığını ifade edebiliyor. Joelle Milquet, başörtülü Mahinur Özdemir’i sağ kolu yaptı. Sitelere, resmî dairelerden özel şirketlere kadar herkese kılık-kıyafet serbestisi tanıyor. Yabancı düşmanlığına karşı olduklarını ifade için de, “Müslümanların, başörtülü bir bayanın normal olduğunu göstermem lâzım. Bunlar toplumun parçası” diyorlar.

Avrupa’da sayıları hızla artan camilerin minareleri yükseliyor, bazılarında ezanlar dışarıdan hoparlörle okunmaya başlandı. Okullarda namaz kılmak isteyenlere her türlü kolaylık gösteriliyor, mescid açılıyor.

Müslümanlara ve İslâmiyete hakaret edenler yargılanıp ceza alıyor.

Spor salonları, yüzme havuzları ve otobüslerde haremlik-selâmlık uygulamaları çoktan başlamış.

Avrupa’da Şeriat mahkemeleri faaliyete geçti. Ülkedeki dini azınlıkların kendi aralarındaki uyuşmazlıklarda kendi dinlerinin uygun göreceği çözümler için farklı mahkemelerin kurulabileceği söyledi.

Bugün Avrupa, Müslümanlar da dahil herkese sosyal yüzünü gösteriyor. İşsizlere geçinecek kadar maaş veriyor. Her türlü haklardan yararlandırıyor. İslâm devletinin özelliklerinden birisi adalettir. Bugün, Türkiye bile, adalet konusunda AB’ye, yani AİHM’e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine) müracaat ediyor.

Bütün bu gelişmeler, AB’nin hak ve hürriyetler projesi olduğunu göstermiyor mu?

Bediüzzaman Hazretleri bir eserinde, “Âhirzamanda Hz. İsa’nın (as) din-i hakikisi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek” der. 1984 yılında Avrupa’nın 114 kilisesi toplanıyor ve peygamberlik için öne sürdükleri altı kriterin aynen Hz. Muhammed’de de (asm) bulunduğunu görüyorlar. Sonunda 114 kilise, müştereken Hz. Muhammed’in (asm) peygamber olduğunu açıklıyor.

David A. Barrett tarafından 2001 yılında yayınlanan “World Christian Encyclopedia” (Dünya Hristiyan Ansiklopedisi) adlı bir ansiklopedide, 2025 yılında Müslümanların toplam sayısının 1.784.875.653’e (yani dünya nüfusunun yüzde 22.8’ine) yükseleceği tahmin ediliyor. 2050 yılında ise bu rakam 2 milyarın üstüne çıkarak 2.229.281.610’a (yani dünya nüfusunun yüzde 25’ine) yükseleceği tahmin ediliyor. Kimbilir belki de Kur’ânî ifadeyle söyleyecek olursak, insanlık İslâmiyet’e “fevc fevc” akın edecektir.