Gözaydınlığı namaz gözlere ve beyne şifa

Nihat Bengisu

2010-05-12



“Onca hayhuy içinde böyle bir yazının yeri mi şimdi? Türkiye’nin gündemi böylesine ağır ve yoğun iken, siyaset her bir tarafı sarmalına almış iken; namazın gözaydınlığı da neyin nesi? Mayınlara, PKK kurşununa şehitler verirken, hem de gazete köşende ne namazı, ne şifası, ne gözaydınlığı?!” diye soruyor veya merak ediyorsanız; lütfen dinleyin, on dakikanızı bu serzenişime ayırın.
Bu sabah camiye bizim binadan yine kimse gelmedi. Villalar sokağından, belki 40 villadan bir tek Ali Hamza süzülüp geldi; elinde tespih, dilinde zikir; seherin loş aydınlığından yalnız, lahûtî bir gölge gibi.. Selam verip lâf attım:
“Mahallen taşındı mı; neden tek geliyorsun?”
Ne desin, daha ne etsin Ali Hamza; ellerini göğe açtı; işi Sahib’ine havale ettiğini ima etti.
Birinci işi namaz. Her sabah namazı öncesi birkaçımızın telefonunu çaldırıyor; mescide bir Mü’min daha getirebilir miyim diye çırpınıyor. Bir saflık cemaatimizi ikiye çıkarmak derdinde garibim. Ülkesinin ve ümmetinin onca derdine şifa olsun sadedinde birlikte dua edelim istiyor; ama villadakiler; ve onlara inat, yanıbaşındaki çok katlılardakiler ve onlara da inat; bodrum katlardakiler de uyuyor, yatıyor olmalılar ki bu sabah da hiçbirinde bir ışık, bir hareket yok idi.
Namaz çıkışında cemaatten bir gruba sordum: “Hafızımız namazda hangi sûreden okudu, bilen var mı?”
Cevap yok. “Peki ne buyuruyordu Allah bu sabahki ayetlerde?”
Cevap yok. Ne diyeyim: “İşte, asıl millî ve de ilmî felaket bu. Milli değerlere; parlamentodaki hasımlarına sille tokat saldırıp ağız dolusu küfredenler değil. Dînimizin kitabını anlayamamak; Allah’ın mektubunu okuyamamak. Ayetleri, hadisleri; dolayısı ile kulluk ve ümmet bilincini, farklılıklarımızla birlikte yaşamak şartını ıskalamak.. Hafızları, hadisleri sıradan şiir ve sema sadedinde, ninni gibi dinlemek; ama derinleşememek, tefekkür edememek ve huşûyu elde edememek” dedim.
İkinci el otomotivci Ali Hamza daha manidar konuştu:
“Ucunda para veya araba olsaydı; hem öğrenir, hem anlardık..”
Dertlendim. Derdimi bir de sizinle paylaşayım istedim. ‘Namazla Diriliş’ programları için tuttuğum notları gözden geçirip yazıma ekledim. Şurada kalmıştık:
O ayetlerde Allah buyuruyor ki:
“Ancak Mü’minler gerçek felâhı bulacaklar. Onlar ki namazlarında huşû (derin bir ürperti ve tevazu) içinde olurlar.” (Mü’minûn 1-2. Âyet)
Hayatı Kur’an’ın tefsiri olan hüzünlerin peygamberi; her daraldığında, her dertlendiğinde, her müşkîlinde, her bunaldığında namaza, aslında Rabb’ine sığınıyordu: Sanki O’nu görüyormuş gibi, sanki O’nunla dizdize imiş gibi, gözünü kırpmadan Huzur’a duruyordu. Hemen çevreden ve dahi kendinden koparcasına huşû ile; bazen 2 rekat, bazen sayısız rekat namaz kılıyordu.
“Namaza; göz aydınlığım.. Gözümün nuru namaz” diyordu. Son nasihati de “Kadınlarınızın hakkına dikkat edin; aman namaza devam edin” oldu.
Serde hekimlik olunca; ayetteki huşû ve hadisteki gözün nuru ve göz aydınlığı arasında bir bağ kurmaya çalıştım.
Huşûnun şartı için olsa gerek; Hz. Peygamber (s.a.v) namaz kılanlara şu üç şeyi yasaklamıştı:
“Horozun yem topladığı gibi namaz kılmayın, köpek oturuşu gibi yayılmayın, tilkinin bakındığı gibi sağa sola bakınmayın. Bu, namaz kılandan şeytanın çaldığı şeydir” buyurdu (Buhari ve Ebû Dâvûd).
O, ayrıca namaz kılarken, gözleri göğe doğru dikmeyi de yasaklamıştı:
“Namazda göğe doğru bakan insanlar bundan vazgeçsin. Aksi takdirde, gözleri onlara geri dönmez.” ‘Bir rivayette’: “Onların gözleri zayıflar” demişti (1).
O, namazda iken gözlerini de asla kapatmaz; kıyamda iken ellerine, rükûda iken secde yerine sabitlerdi. Secdede iken de kapatmaz; burnunun ucuna bakardı (1).
İslâm Peygamberi’nin bu göz hakimiyeti sebebi ne olabilir:
Birincisi elbette huşû.. Gözler uzunca süre boşluğa bakınca veya tersine uzunca süre kapatılınca, dalgınlaşma, hatta uykuya meyil başlar; hele uzanmış pozisyonda iseniz; uyumaya başlarsınız. “Köpek oturuşu gibi yayılmayın”dan maksat da, yine uyuklamaya mani olmaktır diye düşünebiliriz.
Çünkü; hep bilirsiniz; gözler uyursa beyin de uyur. Oysa namaz, hele de secdeler; en uyanık olunması gereken zamanlardır.
Her ne kadar göz hekimlerine henüz teyid ettirememiş isem de, bence bir başka fizyolojik gerçeklik de şu olsa gerek: Namaz içinde veya dışında olsun, günün çoğu saatlerinde yakına sabitlenmeyip uzun süre boşluğa veya 5 m.’den daha uzağa bakan veya dalgınlaşan gözün; iç ve dış kas ve mercekleri oldukça pasif konumdadır. Göz merceğini taşıyan silier kasların ve kılcal askıları az antrene edilmediği için, zamanla göz merceği ve kapsülü esnekliğini kaybedebilir ve presbiyopi gelişimi hızlanır. Ayrıca göz merceği içindeki ışık ve görüntüyü küçülterek veya büyüterek retinaya aktaran berrak, jelimsi 0.3 cc kadar sıvının evsafı daha erken bozularak daha erken katarakt gelişimi şansı artar. Buna halk arasında göze perde inmesi denir.
Günde en az 40 rekat, istendiğinde çok daha fazla kılınan namaz sayesinde gözler konverjansa; yani yakın bir noktaya sabitlenmeye zorlanırsa hem göz aygıtı, hem de postürel denge açısından koordineli çalışan beyincik gibi diğer organlar da sürekli antrene edilmiş oluyor.
Yine İki Cihan Serveri (s.a.v); tahiyyatta otururken yine uyanık kalmak için sağ ayağını diker, gözlerini de sağ işaret parmağına, selam verirken ise omuz başlarına sabitlerdi. Bu son hareketler, özellikle parmak ucuna baktırma eksersizleri; yakın okumalar; hem beyincik ile, hem de şaşışlık ile ilgili bozukluklarda göz ve nöroloji uzmanlarının önerdiği şeylerdir.
“Kur’an gözlere nurdur” hadisinin hikmeti bu olsa gerek. Gönenli Mehmet Efendi gibi hafızların 90’lı yaşlara kadar gözlüksüz Kur’an okumalarının hikmeti; Peygamber Efendimiz’in bazen, mübarek eşlerini “öldü mü yoksa?” diye telaş ettirecek kadar secdede, hem de burun ucuna bakan gözleri ile kalmasının hikmeti ile aynı olsa gerek.
Halk arasındaki “yakın okumalar, gözü bozabilir” tezi yanlıştır. Öylesine ki yakın okuma yapanlar ve hatla uğraşanlar; bir zaman gelir ki 1 adet pirinç tanesi üzerine 1 adet Ayet’el kursi yazabilir hale gelmişlerdir.
Tıbbi bir kural vardır: “Kullanılamayan organ regresyona uğrar”, yani erir. Tersine; “Kullanımı artan organın anatomik ve fizyolojik gücü artar.”
Dolayısı ile sık sık namaz kılıp Kur’an ve kitap okuma, veya hat ve kuyumculuk sanatı, terzilik gibi yakın göz takibi gerektiren işler de; gözün ve pek çok organın fonksiyonlarını korur veya artırır.
Namaz, tabiatı ile göz ile eda edilmez. Ama hareket kabiliyetinin kalmadığı bazı patolojik hallerde namaz göz ucu ile kılınması ruhsatı da hayli manidardır ve ayrı etüd konusu. Demek ki gözler, her işte olduğu gibi namazda da gerekli ve önemli. Özellikle uzun kıraatlerde veya tilâvetlerde; yumun gözlerinizi, dinlemekte veya tilavet etmede olduğunuz ayetler ninni gibi gelir ve mesaj ile mânâyı ıskalarsınız...
Gözler, uyanıklığın da, uykunun da, beynin de aynası. Daha önemlisi, gözler; beynin antrenörü. Sürekli antrene edilen beyin ve onun ürünü olan akıl; herkes için, hususen Mü’min için, kulluk için, okumak ve tefekkür etmek için elzem. Çünkü Kur’an; sık sık akla hitab ediyor ve aklın önemine vurgu yapıyor. İslâm, iman ve bütün Kur’anî rükünler; hususen de dînin direği olan namaz bir ni’met ve pek çok ni’meti elde tutmak için ne güzel bir imkân.
1) Muhammed Nasuriddin El-Bani; Doç Dr Selman Başaran; Doç. Dr. Vehbi Yavuz: Hadislerle Hz. Peygamber’in Namaz Kılma Şekli. Aksa Yayınları, 2. Baskı, Bursa, 1993.