Hızır A.S. 8


Mehmet Talü

araştırmacı yazar


Bu hususta Abdülaziz Debbağ (K.S.) şöyle der: İşte bu izahatımızdan Hızır (A.S.) ile Hz.Musa (A.S.) arasında vâki olan işlerin hikmeti anlaşılmış olur. Çünkü Hz.Musa (A.S.) büyük bir peygamberdir. O öyle dünya işlerinden gaip olmuş ki, daima Cenab-ı Hakk'ın müşahedesiyle meşguldür. Hızır (A.S.) ise ufak bir velîdir. Ben dedim ki:
- Hızır (A.S.) peygamber midir? Bazı ulema öyle demiş. Meselâ İbn-i Hacer, Hızır (A.S.)'ı peygamber itikat etmek layıktır. Çünkü peygamber demezsek, peygamber olmayan biri peygamberden daha alim mânâsı çıkar, demiş. Ne buyurursunuz?
- Peygamber değildir. O ancak bir kuldur ki, Cenab-ı Hak O'na marifet ikram etmiş, mahlûkatına tasarruf için selâhiyet vermiştir. Nitekim Hızır (A.S.)'a verilen bu marifetin kemali ümmet-i Muhammed'in Gavslarına da verilmiştir. Hızır (A.S.) bu mertebeye şeyhsiz ve sülûksuz nail olmuştur. Cenab-ı Hak O'na daha başlangıçta derhal bu imdad-ı ilahisini vermiştir. Bununla beraber Hızır (A.S.) asla peygamberler ve nebîler derecesine ulaşamaz. Binaenaleyh Hızır (A.S.) da, Hz.Musa (A.S.)'ya verilen zat, sıfat, ef'al müşahedesi yoktur. Bu sebeple peygamber olmayan bir velî, peygamberden daha bilgiç olmaz. Bu itibarla Hızır (A.S.)'ı peygamber itikat etmeğe ihtiyaç yoktur. Ben dedim ki:
- Hızır (A.S.)ın peygamberliğine kail olanlar şu âyet-i kerimeyi delil gösteriyorlar:
"Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin iç yüzleri budur." (Kehf Sûresi: 82) Abdülaziz Debbağ (K.S.) buyurdu ki:
- Bütün Gavs ve kutuplar ve diğer veliler, hadis olan yani sonradan yaratılan birşey üzerindeki tasarruflarını ancak ALLAH Teâlâ'nın emriyle yaparlar. Bu da peygamberlik ve risalet değildir. Halkın çoğu bunu bilmez. (Bak. Kitabu'l-İbriz, 413-414.)
Hızır (A.S.) sağ mıdır?
Evet en çok ihtilâf edilen husus: Hızır (A.S.)'ın hayatı keyfiyetidir. Ulemânın cumhuru, husûsiyle mükâşefe sahipleri Hızır (A.S.)'ın hayatta olduğunu ve sahralarda görüldüğünü kabul etmişlerdir. Ömer b. Abdülaziz (R.A.)'in, İbrahim b. Ethem (R.A.)'in, Bişri Hâfi (K.S.)'nin, Ma'rûf Kerhî (K.S.) 'nin, Cüneyd-i Bağdadi (K.S.)'nin, İbrahim Havass (K.S.)'ın Hızır (A.S.)'ı gördükleri, Hızır (A.S.)'ın hayatı hakkında birtakım hikayeler bildirilmiştir. Ancak bu hayat, bedenin ruha dönüşmesiyle nefsanî ve şehevî istek ve ihtiyaçların iptal edilmesiyle yorumlanır ki gerçek olan da budur.
Şehâdet parmağıyla orta parmağının beraber olması Hızır (A.S.)'ın ayırıcı bir alâmeti olduğu naklediliyor.
İnsanlardan dört Peygamber diridir ve yeryüzü ahalisi için emandır. İkisi yeryüzündedir: Hızır ve İlyas. İkisi gökyüzündedir: Hz. İsa ve Hz. İdris (salâvatullahü aleyhim ecmein).
Ulemanın diğer bir kısmı ise Hızır (A.S.)'ın öldüğünü söylemişlerdir. Bu hususta Bediüzzaman şöyle der:
- Hz. Hızır (A.S.) hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?
- Hayattadır. Fakat hayat mertebeleri beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten bazı ulema hayatında şüphe etmişler.
Birinci tabakai hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla kayıtlıdır.
İkinci tabakai hayat: Hz.Hızır ve Hz.İlyas (A.S.)'ın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet gereksinimleri ile daimî kayıtlı değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde ehl-i şühûd ve keşif olan evliyanın, Hz.Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hattâ velilik makamlarında bir makam vardır ki, "Makam-ı Hızır" tâbir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır (A.S.)'dan ders alır ve Hızır (A.S.) ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi yanlış olarak Hızır (A.S.)'ın bizzat kendisi algılanır. (Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 5 ve devam.)