Anneler Günü 2

Mehmet Talü

araştırmacı yazar

Bu üç varlığı tartışılmaz bir otorite ve saygıya muhatap kılmalıdır. Aralarındaki dengeyi ve ilişkiyi iyi kullanmalıdır.

Atalarımız: "Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder" demişlerdir. Ve ana, ecdadımızda olması gereken yerde bulundurulmuştur.

Kadını yuvasından koparıp sömüren, tarlada ırgat, banyoda çamaşır makinesi, mutfakta bulaşık makinesi, odalarda süpürge, yatakta fahişeliğe layık gören zihniyetler kazınıp atılmadıkça kadına "ana"lık hep çok görülecektir.

Yuvalarda, kreşlerde yetişen çocuklar çorak/verimsiz bir toprakta yetişen bitki gibi kavruk ve cılız yetişmekte "ana"yı ve "ana"lığı hor ve hakirleştirmektedirler.

Güzel örnekler yok mu önümüzde? Elbette var ve o örneklerden biri şudur: Osmanlı Devleti'nin yeni kurulduğu sıralarda idi. Yusuf isminde bir Osmanlı çocuğu kırda sahipsiz bir kuzu buldu. Eve getirdi. Annesiyle aralarında şu konuşma geçti:

- Oğlum bu kuzuyu nereden buldun?

- Kırda başı boş buldum, aldım ve getirdim.

- İyi yaptın! Kurttan, canavardan korudun! Lakin bunun bir sahibi olmalı. Bul sahibini ver kuzusunu.

- İyi ama sahibini nereden bulayım ana?

- Obamızı dolaş. Bizimkilerin değilse Rum komşularımızındır. Nerede bir koyun melerse kuzu onundur.

Yusuf, kuzuyu götürdü. Rum topraklarında meleyen bir koyun buldu. Kuzuyu o koyunun yanına saldı. Koyun sahipleri o çocuğa sordular. Yusuf, olanları anlattı. Kendilerinde bu hâli göremeyen Rumlar, Müslümanların bu ahlâk anlayışlarına hayran kaldılar. Bu hâdisenin önemi şuradadır: Kuzu sahibi meşhur Köse Mihal imiş. Müslüman Türk anasının çocuğuna verdiği terbiyeye, çocuğun da annesine itaatine, dolayısıyla bu milletin ahlâkının safiyet ve metanetine hayran kalan Mihal bey, bundan sonra Müslüman olup Osmanlı idaresine geçip büyük hizmetler yapmıştır.

Ana, ana, ana...ALLAH (c.c.) kelamından sonra en çok kullanılan kelime: Ana, başa taçtır; her derde de ilâçtır. Evet "Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş..." Sadece bu günde değil de, her günde onların kıymetini bilelim.

İster uzağında ister yakınında olalım, annemizle-babamızla ilgilenmeyi ihmal etmemeliyiz. Belki bir demet çiçekle, belki ufak bir hediyeyle, ya da her zaman gülen bir yüzle sevindirin annenizi-babanızı. İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini... O yüzden bugün, yarın, her zaman "Seni çok seviyorum...'' diyebilin annenize-babananıza.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in Abdullah b. Abbas (R.A)'dan rivayet edilen:

"Cennet annelerin ayakları altındadır" (El-Askalanî, Lisanu'l-mîzan, 6/128) hadis-i şerifini unutmayalım.

Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde anne-babaya iyilik, ALLAH Teâlâ'ya ibadet ve kulluk ile birlikte zikredilir, anılır. Birçok ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, ALLAH Teâlâ'ya ibadet ve kulluk etmekten hemen sonra, anne-babaya itaat ve iyilik etmenin emredilmesi, anne-baba hakkının büyüklüğünü ve ikinci derecede bir ibadet anlamı taşıdığını göstermektedir. Yine ALLAH Teâlâ'ya şirk, ortak koşma yasağından hemen sonra anne-babaya iyilik etme emredilmiş, üf bile denilmesi haram kılınmıştır. Çünkü insanda ALLAH Teâlâ'nın hakkından sonra anne-babanın hakkı vardır. ALLAH insanın yaratıcısı, anne-baba da bu yaradılışın sebepleridir. İnsanı yaratan, besleyen, rızıklandıran ALLAH; özenle büyütüp yetiştiren, eğiten, şefkatle koruyan anne-babadır.