Ali Ferşadoğlu
2010-05-18
Allah’ı inkâr psikolojisi Aklen inkâr yolu bulamayan kişi, karşı karşıya kaldığı stres haliyle mücâdele için daha katı ve kontrölsüz bir inkâr yolunu tercih eder. Öyle ki, bu, yüce Yaratıcı’ya düşmanlık şeklini de alabilir. İşte bu aşırı düşmanlık, psikolojik bir mekanizma olan ‘karşıt tepki’ gösterdiğine bir belgedir. Çünkü, olmadığına inanılan bir şey için, normal hâl tepkisizliktir. Zîrâ, etki oluşturanın yokluğuna inanılıyorsa, tepki anlamsızlaşır. Yâni, tepki; aslında, iç âlemde yok olduğu kabul edilmeyip, ancak dışa öyle yansıtıldığını ve belirli sebeplerle öyle olması arzu edildiğini gösterir. Bu arzunun arkasındaki en büyük psikolojik saik de, günahlardır. Günahı işleyen, hem iç dünyasında vicdânî bir baskı, hem de dış dünyaya karşı bir utanç hisseder. Bundan kurtulmak için ‘karşıt tepki’yi geliştirir ve inkâra gider. Bediüzzaman, “Utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının haberdar olmasından çok utandığı zaman, melâike ve ruhaniyâtın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor” diye işaret ettiği durum budur. Cehennem azâbını netice veren büyük bir günahı işleyen, Cehennemin tehdidini işittikçe istiğfarla ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennemin yokluğunu arzu ettiğinden, küçük bir emâre ve bir şüphe, Cehennemin inkârına cesaret veriyor. Kezâ, iş yüzünden âmirden alınan küçük bir tekdir, psikolojik olarak insanı müteessir eder. Yaratılış görevini, ibâdetlerini yerine getirmeyen de Sultan-ı Ezel ve Ebed’in tekrarlanan emirlerine karşı yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o kulluk görevi bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî İlâhî düşmanlık kokusu ve ondan da bir inkâr arzusu uyanıyor.

Şu halde, işlenen herbir günah, karşı tepki psikolojisiyle, hele o günaha tevbe edilmez ve o günah bağımlılık halini alırsa, insanı inkâra kadar götürme riski taşır. Halbuki, günah işleyen hatasını kabul edip tevbe ederse, büyük bir huzur bulur. Çünkü, O’ndan başka özür dileyip sığınacak bir mercî yoktur. Tevbe; kusurlarımızı zımnen itiraf ile pişman olmak, bir daha onu işlememeye söz vermektir. Tevbe edip af dileyen, bağışlanmasını isteyen kirlerden temizlenir; iyiye, güzele motive olur. İçinde cevelân eden yanlış, batıl düşünce ve duyguları boşaltır, dışarı atar. Bu, büyük bir rahatlama ve huzûr verir. Zîrâ, işlediğimiz herbir günah, hata ve kusur, akıl, kalb ve vicdânımızda büyük yaralar açar; lekeler bırakır. Onlara tevbe ettiğimizde, rahatlarız.

Karşıt tepkinin sebeplerinden bir diğeri de, egoizm, enaniyet, yâni benliktir. Bir kısım insanlar benliğin mahiyetini kavrayamamakta; mevhum, yok olan benliğine varlık rengi vermekte ve ona dayanmak istemektedir. Aslında ene ile tâbir edilen benlik, Cenab-ı Hakk’ın sıfâtını, şuûnatını bilmek için bir santral ve bir vahid-i kıyasî (kıyas etmek için) verilmiştir. Haddizatında enenin, benliğin hiçbir gücü yoktur. O mevhum bir varlıktır.