Yunus Vehbi Yavuz

2010-05-13
İslam hukukunun gücü İslâm hukuku, gerek çağımızda, gerekse ileriki çağlarda Müslümanların tüm hukuksal sorunlarını çözüme kavuşturacak güce sahiptir. İslâm dünyasının, bu engin ve zengin hukukun mahiyetini çok iyi tanıması ve ona sahip çıkması gerekir. Israrla ifade etmeliyiz ki; İslâm âleminin İslâm hukukundan başka bir hukuki kaynak araması boşunadır.
İslâm hukuku, insanın yaradılışına uygun olarak ortaya çıkmıştır. Sadece dünya işlerini değil, kulun ibadet işlerini de kapsar ve hayatına paralellik arz eder. Bu bakımdan diğer hukuk sistemlerine fark atar.
İslâm hukuku, sadece Hanefi mezhebine ait hukuki bilgileri kapsamaz. Yaygın olan Ehl-i sünnet mezheplerine ait kaynaklar ve Ehl-i sünnet dışındaki Şiî kaynaklar dikkate alındığı zaman, binlerce kitabın yazıldığı bir hukuk sistemini bir kenara itmek ve onu dünya hukuk sistemleri arasında yok saymak, büyük bir gaflettir, aynı zamanda da cehaletin itirafıdır.
Gerçekten, İslâm hukuku çok zengindir ve güçlü bir yapıya sahiptir. Bu yapıyı derinliğine incelemeden onun hakkında fikir sahibi olmak, mümkün değildir.
Bugüne kadar, dünya üzerinde hüküm sürmüş üç imparatorluğun hukuksal sorunlarını çözmüş olan, halen de dünyada birçok İslâm ülkesinde büyük bir bölümü uygulamada olan bir hukuk sisteminin gücünü tanımak ve buna göre ciddi araştırmalar yapmak gerekir.
İslâm hukuku, yazılmış olan bazı ilmihal kitapları ile anlatılamaz, tercüme edilmiş bazı fıkıh metinlerinden de anlaşılamaz. Belki ilk kaynaklarından başlayarak günümüze kadar geçirdiği evreleri bilmek ve buna göre değerlendirme yapmak gerekir.
İslâm hukukunun gücü
İslâm hukukunun mahiyetini ve gücünü tanıyabilmek için, ilahiyat fakültelerinde yahut özel olarak bazı medreselerde okutulan ansiklopedik bilgiler de yeterli değildir. Bunun için en eski kaynaklardan başlayarak kronolojik bir sıralama ile günümüze kadar yazılan bütün kitapları, yüzlerce fetva kitabını ve arşivlerdeki binlerce sicil defterlerini okumak, incelemek ve değerlendirmek gerekir.
İslâm hukukunun gücünü tanıyabilmek için ilk dönemlerdeki büyük müçtehit imamların hayatını incelemek ve onların usullerini de çok iyi bilmek gerekir; İslâm hukukunun bir teminatı niteliğindeki içtihat olgusunu gerçek yüzü ile tanımak gerekir. İçtihat usulü ile ilgili olarak yazılmış olan yüzlerce hukuk usulü kitabı okuyup değerlendirmek gerekir; keza İslâm hukuk felsefesini çok iyi bilmek gerekir.
Bunları bilmeden, İslâm hukukunun çağımıza hitap etmediğini yahut çağdaş sorunlara cevap veremeyeceğini düşünmek hiç de isabetli bir yol değildir. Belki bu karanlığa taş atmaktır; muazzam bir hazineyi görmezlikten gelmektir; kendi değerimizi inkâr etmektir; sahip olduğumuz hazineyi imha etmektir.
İslâm medeniyeti birçok noktada, özellikle düşünce alanında, Batı dünyasına etki etmiştir. XII. Asırda İslâm ilimlerinin Batı âlemine tesir ettiğini görüyoruz. İslâm ilimleri Endülüs ve Sicilya yolu ile Batı’ya ulaşmış; tıp, ziraat, teknik, mühendislik, cebir, mukabele, fizik, kimya, coğrafya, yıldız ilmi (astronomi) ve benzeri ilimler alanında Batı İslâm ilimlerine çok şey borçludur. Fizik ve kimya ilimlerinin kurucuları Müslüman âlimlerdir.
Tıp, coğrafya ve diğer dünya ilimlerinde Müslümanların Batı dünyası üzerinde etkisi olduğu gibi, hukuk ilmi alanında da etkisi büyük olmuştur. Çağdaş araştırmalardan anlaşılmaktadır ki; Avrupa, Endülüs ve Afrika gibi Malikî hukukunun yaygın olduğu ülkelerde, sömürü düzeni kuran Avrupalılar birçok yönden bu hukuktan istifade etmişlerdir. Yani kültürü de sömürmüşlerdir.
Mısır’da çok kıymetli bir kitap vardır. Adı: “Me’stefade’l-Garbu Mine’l-Fıkhi’l-Malikî” (Batı’nın Maliki Fıkhından İstifade Ettikler)’dir. Bu kitap Kahire’de Daru’l-Kütübi’l-Mısriyye’de 1058 Numarada kayıtlı bulunmaktadır.
Ezher âlimlerinden Abdullah Ali Hüseyin, “İslâm Teşri’i ile Diğer Medeni Kanunlar Arasında Mukayeseler” adıyla Paris’te bir çalışma yapmış olup, bu çalışma Halebî Matbaası’nda dört cilt halinde yayınlanmıştır.
John Makdisi, İslâm hukukunun ortak dünya hukukuna etkisi konusunda şunları yazmıştır: “Kral II. Hanri (1154-1189), arazi hukuku alanında bir düzenleme yapma ihtiyacını duymuş, bu çerçevede istihkak konusunda İslâm hukukundan faydalanmıştır.
Prof. Sigrid Hunke ve Prof. Muhammerd Hamidullah’ın ifade ettiklerine göre, İslâm hukuku, devletler hukuku, noterlik hukuku, insan hakları, Anayasa hukuku, hukuk felsefesi ve hukuk usulü konularında Batı hukukuna etki etmiştir. Eğer çağdaş araştırmacılar bu noktaya odaklanabilirlerse, İslâm hukukunun daha birçok alanda Batı’ya etkisini ortaya çıkarmak mümkündür. Bunlar ilk çalışmalardır. Esasen bu iş için güçlü bir araştırma enstitüsünün kurulması gerekir.
İslâm hukuku, çok zengin bir hukukî hazine olmasına karşın, günümüze kadar, eski hızı ile geliştirilememiş olması, en büyük şanssızlığıdır. İslâm hukukunun çağa göre geliştirilememesinin sebebi, önemli bir arıza ile karşılaşmasıdır. Bu arıza da özellikle hukuk usulü ile hukuk kurallarının işletilmemesi; fıkıh ile usul-i fıkhın dini bir metin gibi algılanması ve bir tür tarihi bilgi gibi okunması ve okutulmasıdır.
İşte bu durum, tarih boyunca teşri’de kesintiye sebep olmuş ve İslâm hukuku ile hayat arasındaki bağlantıyı zayıflatmıştır. Dolayısıyla, İslâm hukukundan faydalanma noktasında Müslümanlar, çağımızda yeterince gayret göstermemişlerdir. İslâm hukuku güçlü olmasına rağmen, Müslümanlar ondan faydalanmada güçsüz kalmışlardır.
İslâm hukuku, gerçekten güçlüdür. O, gücünü Kur’an ve Sünnetten ve bu iki ana kaynaktan çıkarılan teşri usullerinden ve akıldan almaktadır. Bu usullere usul-i fıkıh denilmektedir. Usul-i fıkıh yani içtihat usulleri bu bakımdan büyük önem taşımaktadır. Fakat ne yazık ki tarih boyunca çok kısa bir süre için bunlar kullanılmış, daha sonra rafa kaldırılmıştır.
Kanaatimizce, sayıları ona kadar çıkarılan içtihat usulleri içinde en kapsamlısı istihsandır. İstihsan Kur’an, sünnet ve sahabenin uygulamasına dayalı güçlü bir içtihat usulüdür. Hukuk kuralları ile hayat arasındaki uyumsuzlukları ortadan kaldırır.
Hz. Ömer, bu usulün mucidi, Ebu Hanife de ilk dönemlerde bunun güçlü bir temsilcisidir. Eğer çağdaş Ömerler ve Ebû Hanifeler yetiştirilebilirse, İslâm hukuku evrensel ve çağdaş yapısıyla dünyaya ışık tutacak güce sahip olduğu ortaya konabilir. İslâm hukukunun değerini bilelim ve ona sahip çıkalım.