Anneler Günü - 3



Mehmet Talü

araştırmacı yazar


Kişinin ilk karşılaştığı, ilk terbiye aldığı kimseler anne-babasıdır. Önce onlara iyi davranması gerekir. Çünkü görüldüğü üzere Mevlâ Teâlâ, ana-baba hakkını büyük tutmuştur. Ulema şöyle demiştir: Kur'an-ı Kerim'in birçok yerlerinde üç şey, iki şeyle beraber zikredilmiştir ki, biri olmadan diğeri tam olarak kabul edilmez.
1- "De ki, ALLAH'a itaat edin, Resulü'ne de itaat edin." (Nûr suresi: 54) Yani Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz'e itaat etmeden, O'nun emirlerini tutup yasaklarından kaçmadan, ALLAH Teâlâ'ya itaat kabul değildir.
2- "(Ey insan! Önce) bana, sonra da anne-babana şükret (Lukman sûresi: 14)(teşekkür et, onların hakkını gözet, itaat ve iyilikte bulun, dua et)." Bu sebeble, ana babasına teşekkür etmeyen, ALLAH Teâlâ'ya şükretmiş sayılmaz. ALLAH hakkından sonra ana-baba hakkı gelir.
3- "Namazı hakkıyla kılın, zekâtı da verin." (Bakara suresi: 23) Yani zekât vermeyenin namazı, tam makbul olmaz.
Böyle olunca, anneye itaat, babaya itaat ALLAH'a itaat olarak değerlendirilmiştir. Niye anne-babaya itaat ediyoruz? Rabbimiz emrettiğinden dolayı. Öyleyse anne ve babamıza itaatimiz ile ALLAH'ın bir emri yerine gelmiş oluyor.
Fıkıh Usulü ilminde şu kaide tesbit edilmiştir: Bir şeye emir, zıddının haram kılınmasını gerektirir. O halde "ana-babanıza iyilik edin" emri, "onları asla incitmeyiniz" yasağını da gerekli kılar. Yani ana-babayı incitmek o kadar haramdır ki, akıl ve hayale getirilecek şey değildir. Onlar hakkında ancak ihsan vazifesi düşünülmelidir ve ancak o yapılmalıdır. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak:
"Rabbin, sadece kendisine ibadet, kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi de senin yanında yaşlanırsa, sakın kendilerine "üf" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) merhamet et" diyerek dua et. (İsra suresi: 23-24)
"Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu (hamileliğin getirdiği) nice sıkıntılara, güçlüklere katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret (teşekkür et) diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır" (Lukman sûresi: 14) buyurmuştur.
Bakın! İlk ayet-i kerime ne güzel beyan etmiş. "Üf bile demeyin". Değil öyle emrine karşı gelmek, söylediklerini yapmamak, üzmek; gönlünü kıracak şekilde üff bile demeyin. Bir kış gününde aynanın karşısına geçerek bir üff deyin bakayım. Aynanın yüzünde buhar meydana gelir. Kendinizi göremezsiniz. Yani anne-babanın gönülleri aynadan daha hassastır. Bu sebeble anne-babalarına üf diyenlerin, anne-babalarının gönül aynaları buharlanır da ALLAH'ın rahmetini göremezler.
Şair "gönül bir aynadır, toz istemez" demiş. Anne-babaların gönlü, diğer insanların gönlü gibi de değildir. Onların gönülleri daha hassas olur. Kur'an-ı Kerim'de, anne-babaya iyilik, anne-babaya itaatla ilgili olarak:
"Onlara üf bile deme" (İsra sûresi: 23)ayet-i kerimesi vardır da, çocuklarınıza şefkatle, merhametle davranın diye bir ayet-i kerime yok mudur? Yani anne-babalarla ilgili ayet-i kerimeler var ama doğrudan çocuklarla ilgili ayet-i kerimeler yok mu? Hakikaten ALLAH Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de daha ziyade anne ve babalara itaati ve iyiliği emreder de evlatlara iyiliği ve şefkati fazla emretmez.