Mustafa Çelik

2010-05-19

Yolcular gitmese de yol Allaha gider/1


Yol ve yolculukla imtihan olunuyoruz. Allaha giden yollara iman ile girilir cihad ile de gidilir. Cihad, cehd ve gayret olmadan yollar açılmaz. Rabbimiz buyuruyor: O kimseler ki, Bizim uğrumuzda cihad etmişlerdir, and olsun ki; elbette Biz onları yollarımıza mutlaka hidayet edeceğiz. Gerçekten Allah elbette o güzel işler yapanlarla beraberdir. (Ankebut Sûresi/69) Cihad ibadetini ihya etmeye gayret eden müminlerin yollarını tıkamaya tağutların, azmanların, firavunların, zorbaların gücü yetmez.

Yollara diken dikenlerinin ve dökenlerinin bol olduğu bir ülkenin insanlarıyız. Ayağımızı kanatan dikenler, yolumuzu tıkayan kanundan kayalar var. O kanunlar ki, dibinde Nemrudun dehşeti, Firavunnun şöhreti, Karunun serveti bulunuyor. Her biri bir dikendir ayağımızı kanatıyor.
Ayaklarını dikenlere kanatmak istemeyenler, vahalara takıldı. Kanun kayalarını dayatan kartondan adamların gölgesinde saklandı. Bakınız günlerden bir gün sert ve hoş sözlü bir şahıs, yolun ortasına bir çalı dikmişti. Gelip geçenler adamı ayıpladılar ve bunu sök dedilerse de adam sökmedi. Çalı her an büyüyor ve halkın ayağı onun dikenlerinden kanıyordu. Halkın elbiseleri de çalının dikenlerinden yırtılıyor, yalınayak gezen fukaranın ayakları ondan yaralanıyordu.
Şehrin valisi ve hâkimi ona: bunu sök diye ciddî emir verince evet evet bir gün sökerim dedi. Böylece bir müddet yarın öbür gün sökerim diye vadde bulundu. Fakat bu müddet esnasında onun diken ağacı iyice kökleşti. Bir gün hâkim ona;
Ey eğri vadeli; sözünü tutmayan ileri gel şu ağacı sökmeye bak, geri kaçma dediyse de yine o;
- Amca, önümüzde hayli gün var. Onların birinde sökerim diye cevap verdi.. Hâkimse ona şöyle nasihatte bulundu:
Çabuk ol, bize olan borcunu geciktirme. Sen dikenin sökülmesi için yarın diyorsun. Şunu bil ki zaman geçtikçe, günler gelip geçtikçe o kötü ve dikenli ağaç bir delikanlı gibi kuvvetlenir. Onu sökecek olan ise gittikçe ihtiyarlar ve kuvvetten düşer.
Gençlik mevsimi yeşil ve taze bir bağ gibi bol bol meyve yetiştirir. Gençlik, mamûr, çatısı çok yüksek, köşe direkleri sağlam, tamir karışmamış ve payanda vurulmamış bir ev gibidir. Ondan sonra ihtiyarlık günleri erişip de boynunu kuvvetli ve sıkı bükülmüş bir iple bağlayınca, o ihtiyar ceset çorak toprak gibi gevşek olur ve dökülür. Çorak bir tarladan da hiçbir vakit hoş bir nebat yetişmez. İhtiyarda kuvvet ve şehvet suyu kesilir, kendisinden ve başkalarından faydalanamaz ve artık zaman geçmiş, lâşe haline gelen ceset topal, yol uzun ve uzak, tezgâh harap olmuş işin de düzeni bozulmuştur. Bu arada kötü huyların kökleri sağlamlaşmış, onları söküp atacak kuvvetse bitmiş ve tükenmiştir. Burada yoldan maksat, dünya ile ahiret arasında geçilmesi herkes için zaruri olan hayat yoludur. Oraya diken dikmek kötülüğü kendine adet edinmek başkalarını da kötülüğe sevk etmektir. Bütün kötü huylar halkın geçeceği yola dikilmiş çalı gibidir. Çalının hemen sökülmesi yani kötü tabiatın vakit geçirmeden terk edilmesi lazımdır. Aksi takdirde yolda dökülenlerden olacağız.
Yoldaki dikenleri hesaba katarak yola çıkan yol alır, yoldaki dikenleri ve dökülenleri hesaba katmayanlar yolda kalır. Allah yolunda hedefe doğru ilerlerken dikenler Müslümana mis kokulu çiçekler gibi gelir. Ayağına batan taşlar, yüreğine masaj olur. Yoldaki dikenler kadar yolda dökülenler de tehlikelidir. Bugün yolda dökülenlerimiz, yarın ki hayatımızı kanatan dikenlerimizdir.
Yoldaki dikenler ve yolda dökülenler, bizi Allahın yolundan alıkoymamalıdır. Şunu biliniz ki; dağlarda inleyen rüzgâr, savrula savrula akan ırmak, tarlalarda baş eğen başak, bir gülzarın içinde tek olmayı yeğleyen boynu bükük lale, ıssız dağ başlarında yanık yolculara bir avuç serinlik sunan çeşme, kendine akan ne varsa saklayan ummanlar, bize Allaha giden yolu salık veriyorlar.
Yollar kıvrım kıvrım uzanır sonsuzluğa kadar. Ve yolcular vardır bu yollarda, çağlayan sular, ağlayan bulutlar gibi.. Her yolcu kendi yolunu kendisi yürür. Yolcunun yürüyeceği yolu ihaleye çıkarması, hileye yenik düşmesindendir!
Dünyada Halıka giden yollar mahlûkatın solukları sayısıncadır. Her varlık, kendine has bir yolda koşar durur hedefinden yana... Solucan sürüm sürüm kateder yolunu.
Kaplumbağa adım adımdır kendi yolunda. Atlar sekerek, kuşlar kanat çırparak geçer giderler yollarından. Yıldırımların bir ayrı seyahati; güneşlerin bir ayrı akıp gidişi vardır bu yollarda... Ne gariptir ki; yolsuzluk da yol ile birlikte doğmuş ve yolların rağmına; bir lahza olsun, onun yakasını bırakmamıştır. Evet, her devirde, yıldızlar arası seyahat edenlere mukabil, bataklıkta yol arayanlar da eksik olmamıştır.
Hedefe varmanın ilk şartı, yolda yürümektir, yürüyeceği yolu başkasına havale etmemektir. Yolun bir sürü de inişi, çıkışı; deresi, tepesi; sıkıntı ve ızdırabı vardır. Hele Müslüman olarak bizim yolumuz, hele bizim yolumuz!..
Bu yol uzaktır,
Menzili çoktur,
Geçidi yoktur,
Derin sular var. (Yunus)
Ayaklarımızın altında tevazuyla serilen yollar, ya bir bilgenin ilmine vâkıf ise... Ya kaybediyorsak, sırrını anlamadan geçtiğimiz her yoldaki imtihanı.. Bu, yolların lisanını öğrenmekte geciken(ler)in bir iç acısıdır... Hayatta insanı en çok harcayanlar, yol lisanını bilmeyenlerdir.
Yol muallimlerine görev düşmektedir. Yolcunun geçeceği dikenli yollardan, yolunu kesen gulyabanîlerden, zulümlerden, gadirlerden ve önündeki tepe tepe vahşetlerden bahisler açarak, ona gerçeğin yüzünü göstermek, yol mualliminin görevidir. Evet, bu karasevdalıların yolunda bir an bela-yı dertten cüda kalmanın mümkün olmadığını anlamak, hakikatin ifadesi ve bu dertliler yolunun esasıdır. Kendi insanına hakikat çerçevesinde hizmet yolunda koşanlara, bu hakikatin anlatılmasında zaruret vardır.
Aksine, onlar bu hakikati anlayıncaya kadar, ne yoldan ne de yolcudan bahsetmeye imkân yoktur. Şeriat pınarından içmeyenler, Allaha giden yollarda yürüyemezler. Şeriat, Allahın insanlığa armağan ettiği bir hayat pınarıdır. Bu pınara ulaşıp kana kana içenler, hem yol bulurlar ve yol yürüyen yolcu olurlar. Yolların boş kalması, yolcuların yola yatması, yolu satması yoldan dönmeyip giden yoldaşlarını taşlaması, şeriat pınarından içmeden yola çıkmalarındandır.