Anneler Günü - 6

Mehmet Talü

araştırmacı yazar


Bu arada önemle şunu belirtelim ki: Ana-babaya ihsan bu kadar yüksek bir görev olmakla beraber, bu görev hiçbir zaman ALLAH Teâlâ'ya ortak koşmayı gerekli kılmamalıdır. Yani ana-baba, evlatlarının ALLAH Teâlâ'ya isyan etmesiyle memnun olacaklar ise onları bu şekilde memnun etmeye çalışmak, ALLAH Teâlâ'ya şirk manasına geleceğinden yasaklanmıştır ve haramdır. Evet, ALLAH Teâlâ'ya isyanı ve günahı, inkâr ve şirki gerektiren hususlarda ana-babanın emrine itaat edilmez. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

"Eğer onlar seni hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm" (Lokman sûresi: 15)

"Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim." (Ankebût sûresi: 8)

Hz. Ali (R.A.) dan rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de:

"- ALLAH Teâlâ'ya isyan hususunda (hiçbir kimseye) itaat yoktur. İtaat ancak meşrû konulardadır" (Müslim, İmare: 39) buyurmuşlardır.

Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte de Resûlullah (S.A.V.):

"- Müslüman bir kimseye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta (amirini) dinleyip itaat etmek gerekir. Ancak, bir masiyetle (ALLAH Teâlâ'ya isyan) emredilmişse o müstesna!.. Eğer bir masiyet emredilmişse ne dinlemek vardır, ne de itaat, buyurmuşlardır." (Müslim, İmare: 38, Tirmizi, Cihad: 29, Davud, Cihad: 86, Neseî, Bey'at: 34)

Zikredilen ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin açık delâletinden şunu anlıyoruz:

ALLAH Teâlâ'ya isyanı gerektiren hususlarda hiçbir kimseye itaat edilmez. Bir haramı işlemeyi veya bir farzı terketmeyi emreden amirin emri, ona itaat eden memuru mesuliyetten kurtaramaz.

Sahabe-i kiramdan Sa'd b. Ebî Vakkas (R.A.) diyor ki: "Ben anneme iyilik, hürmet ve itaat eden bir evlattım. Ben Müslüman olunca, anam bana:

- Ey Sa'd!.. Bu yaptığın ne iştir? Ya bu dinini terkedersin ya da ben ölünceye kadar yemem, içmem ve gölgelenmem. Sen de benim yüzümden, ey anasının katili!.. diye ayıplanırsın, dedi. Ben de:

- Ey anacığım! Böyle yapma, iyi bilki ben bu dinimi bırakmam, dedim. O da iki gün ve iki gece (dediği gibi) yemeden durdu. (Bu halini) görünce:

- VALLAHi! Ey ana!.. İyi bilki, senin yüz tane canın olsa ve bunlar birer birer çıksa, ben bu dinimi yine bırakmam. Artık istersen ye, istersen yeme, dedim. Annem benim bu azmimi görünce, yemek yedi: Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerime (Ankebût sûresi: 8) nazil oldu." (Nisaburi, Esbabü'n-nüzül, Sh: 196, Ayni, Umdetü'l-Kari: 22/81, A.b.Hanbel, Müsned, 1/186)

Binaenaleyh, ana-babaya itaat etmeyi genel anlamda anlamayacağız. ALLAH Teâlâ'ya isyan olan konularda onlara itaat etme. Ama onlar müşrik de olsa gönlünü almaya gayret edeceğiz. Hatta fıkıh kitaplarında şöyle ifade etmişler. Ana ve baba:

- Oğlum beni kiliseye götür derse götürmez. Baba-anne Hıristiyan-Yahudi vs. ise de oğlum beni puthaneme götür derse götürmekle mükellef değil. Ancak sürüne sürüne gitmiş anne veya baba, kilisenin önünden haber göndermiş, çocuğum gelsin beni götürsün demişse oraya gidip sırtına alıp getirecek. Oraya günah işlemeye götürmek yok. Ama oradan getirmek var. Ölçü bu... Üff demeyeceğiz. Puthanesine gitmişse geri getirme işleminde de ona yardımcı olacağız.

Yeni nesilde biz görüyoruz bunu. Yeni nesil Müslüman sapasağlam yetişiyor hamdolsun. Dini inanç ve yaşantı hususunda babası ve annesi ile anlaşamıyorlar. Aynı içki sofrasına, üniversitede okuyan bir çocuk, üniversitede İslâm'ı tanıyınca, sofraya oturmamaya başlayınca aralarında ikilik meydana gelivermiş. Burada babasıyla içki sofrasına oturmamaya yine devam edecektir. Ama bunlar beni içki sofrasına oturmaya zorluyorlar diye alakayı da kesmeyecektir.

Ülkemizde doktorasını yapıp giden Koreli bir genç Cemil ismini almış, müslüman olmuş, iyi bir müslüman anlatıyor:

Babam; putperest, budist arkeoloji profesörüdür, üniversitede. Bir akşam anneme-babama müslüman olduğumu anlatmıştım. Bunu duyunca "bu evden çık ve bir daha gelme" dedi, diyor. Çok sertti. Evde kalamayacağımı bildiğim için doğru üniversitenin yurduna yerleştim. Fakat 4 yıl boyunca her cumartesi bir mektup yazdım babama. Kabul etmediği için görüşmedik ama 4 sene boyunca her cumartesi mektubumu yazdım diyor. Hiç cevap gelmediği halde düzenli olarak toplam 208 mektup yazmış.

O mektuplar benim diploma merasimine gelmesini sağladı, diyor. Dekan da ayrılığı duymuş. Onun da yardımı ile diploma merasimine geldi. Şimdi iyiyiz. Gerçi müslüman olmadılar, üzülüyorum, fakat eski katılığı yumuşatabildik, diyor.

Onun için ileride müslüman olmasına da sebep olabilir. Nasip nedir bilinmez. Bizim üzerimize düşen evlatlık görevini yerine getirmektir.

Meseleyi özetlersek: "Ana-babaya iyilik edin" emri şu hususları emretmektedir:

1- Ana babanın meşru ve mümkün olan arzu ve isteklerini yerine getirin.

2- Onlara hakaret ve hürmetsizlik etmeyin.

3- Onları üzecek ve sıkıntıya sevkedecek söz ve davranışları terkedin.

4- Size muhtaç iseler ihiyaçlarını vaktinde ve minnetsiz temin edin.

5- Ziyaretlerini ihmal etmeyin ve geciktirmeyin.

6- Onlara karşı söz ve davranışınızda edep, hürmet ve merhamet ölçülerine ters düşmeyin.

7- Anne babanın yakınlarına da onların hatırına ilgi ve sevgi gösterin.

8- Ölmüşlerse dua ve hayırlarınızı eksik etmeyin.

9- Kaba ve katı davranışlarınızdan dolayı özür dileyin.

10- Onların bazı yersiz ve yanlış söz ve davranışlarına sabredin.