Necip Fazılı düzgün anlamak

Mustafa Miyasoğlu

araştırmacı yazar


Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisini yayınlamaya başladığı 1943'ten, ölüm tarihi olan 1983 yılına kadar aralıksız tam 40 yıl bir dâvânın sözcüsü olmuş, bu yolda pek çok çilelere katlanmıştır. Tek Parti döneminde Matbuat Umum Müdürü imzasıyla bir genelge yayınlanarak resmen "Allah ve ahlâktan bahsetmenin yasak" sayıldığı bir ortamda hakkı tebliğ etmiştir. Şair ve tiyatro yazarı olarak her türlü resmi desteğe ve iki yüksek okulda hocalık imkânına sahipken, dünya nimetlerinden çoğunu terk edip hakkı söylemeyi tercih etmiştir. Halka zulmedenlerin okul kitaplarına girmeyi önemsemeyerek hapse girmeyi tercih eden bir şahsiyeti anmanın bugünlerde farklı bir anlamı vardır.

Üstadı 27. ölüm yıldönümü vesilesiyle yeniden anlamaya çalışıyoruz. Yeni neslin onun mesajını daha iyi anlaması için bu çok önemli. Başka türlü 100 ciltlik külliyatını gündeme getirme imkânı olmuyor. Yaşadığımız çağa İslâm'ın evrensel mesajını anlatmak açısından bu çok önemli bir fırsat. Böylece hem ülkemiz, hem de İslam dünyası ile insanlık idrakini yeniler ve Allah rızasını kazanmak için insanca bir düzen fikrini benimser.

Onu anmak, mesajını anlamaya vesile olacaksa bir anlamı vardır. Yoksa bunca salon toplantılarına hiç gerek yok. Esasen her mümini rahmetle anmak için üç İhlâs bir Fatiha yeter. Fakat andığınız kişi çok önemli bir anlayışın, kendine özgü bir dünya görüşünün sembolü haline gelmişse, o zaman böyle bir şahsiyeti arada bir anmak, Necip Fazıl'ın vasiyetinde ifade ettiği gibi "Allah ve Resulünün bağrı yanık bir sevdalısını arada bir anmak"tır ve bunca kaos arasında farklı bir anlam ifade edecektir.

Necip Fazıl'ın temsil ettiği ve tavizsiz bir şekilde hayatı boyunca savunduğu bizi biz yapan milli ve dini değerler vardı; bunları savunmak için 40 yıl yayın yaptı, mücadele etti, mahkemelerde hesap verdi, hapislere girdi ve son olarak Sultan Vahidüddin'in hakkını savunduğu için mahkum öldü.

Mesajlarının temelinde bu milletin milli ve manevi değerlerine sahip çıkmak, tarihi misyonumuza ve inandığımız değerlere Ehl-i Sünnet inancı çerçevesinde bağlı kalmak çabası vardır. İslâm dünyasının sıkıntılı dönemlerinde ortaya çıkan Reformist görüşlere de Tarihselci yorumlara da karşı çıkarken Ehl-i Sünnet inancının Kur'an ve Sünnet ışığındaki Şeriat-Tasavvuf bütünlüğü çok önemlidir.

Emperyalist Batı Avrupa'nın 200 yıldır dünyaya yaydığı Aydınlanma düşüncesine yönelttiği eleştiriyle, materyalizme yol açan pozitivist ve rasyonalist düşüncenin yanlışlığını kökten tespitlerle ortaya koyar. Böylece, 20. yüzyılda vahye dayalı hayat ve medeniyet telâkkisini bütün yönleriyle savunduğu için çağdaş İslâm düşünürlerinin hepsinden ayrılır. Önce modern dünyanın bunalımını dile getirir, sonra da buna çözüm yolları arar.

Çerçeve başlıklı köşe yazılarının sistemli bir şekilde toplanıp kitaplaştırılmasıyla oluşturulan ilk fikri kitabında bu bir mütefekkir portresinin ilk çizgileri görülür. Tanrıkulu'ndan Dinlediklerim sözünü ettiğimiz bu arayışı, İdeolocya Örgüsü de bulunan çözüm yollarını Türkiye'ye özgü değerlendirmelerle sistemli bir şekilde ortaya koyar.
Ölürken bile tebliğ görevinde

Necip Fazıl'ın mistik nitelikleri ağır basan şiirleriyle tasavvuf kültürünün benimsenip yaygınlaşmasında önemli katkıları olmuş, tabakat edebiyatına yeni bir üslûp kazandırmıştır. Her nesilden pek çok insanın hidayetine vesile olan bu dâvâ adamının hatırasını anmalıyız.

Ölümünden bir hafta sonra, kendi halinde bir vatandaşın Büyük Doğu'ya gelerek başından geçenleri anlattıkları buna örnek... Rahmetli olan oğlu Ömer Kısakürek, Üstadın ölümünden kısa bir süre sonra orta yaşlı bu adamın kendisine anlattıklarını mealen şöyle nakletmişti:

"Bir hafta öncesine kadar Necip Fazıl'ı bilmediğim gibi, dünyadan da habersiz yaşıyordum. Bir gece yarısı, her zamanki âdetim üzere, fitil gibi sarhoş bir halde Boğaz'daki banklardan birine oturmuş, denize bakıyordum. Suları yara yara bir Yunus balığı sahile yaklaştı, önümde ağzını açarak durdu. Ağzından beyaz sakallı heybetli bir insan başını çıkardı, eliyle beni göstererek, "Üç gün sonra görürsün!" dedi ve kayboldu. Ben artık üç günlük ömrümün kaldığına hükmederek her şeyi bıraktım, tövbeye başladım ve Eyüp Sultan çevresinden ayrılmadım. Gerçekten de üç gün sonra, asker kordonu altında mezarlığa getirilen bir cenazenin defnedilmesine şahit oldum. Mezara indirilen ölünün yüzünü, son anda görmek isteyenler için açtılar ve ben de orada olduğum için gördüm. Tabii çok şaştım; çünkü üç gün önce balığın ağzından çıkıp beni uyaran insan oydu ve onun kim olduğunu cenazeyi kabre koymak için gelenlerden öğrendim. Bir haftadır gece-gündüz kitaplarını okuyorum. Üstad giderayak beni de uyandırdı. Onun bu cephesini de tanıyın. Allah ondan râzı olsun, rahmetini esirgemesin..."

Ölümüyle cenazesinin defniyle bile pek çok insana İslâmi hakikati tebliğ eden bu büyük şahsiyetin 100'den fazla eseri var, pek çoğu hâlâ elden ele dolaşarak okunuyor. Her konuda ölçü sayılabilecek görüşleri yanında, en az 10 türde çok başarılı edebi, dini, tarihi, siyasi ve sosyal konularda bugün de üzerinde durulacak önemde, klasik nitelikte eserleri elden ele dolaşıyor, piyesleri sahneleniyor.

Necip Fazıl'ın hikâyeleri ile şiirlerini bir araya getiren Çile, düşünen adamın dünya çapındaki trajedisini ortaya koyan Bir Adam Yaratmak ve Peygamberimizin hayatını şiir gibi anlatan Çöle İnen Nur her zaman okunacak kadar canlı, gündemden düşmeyen eserleri. Sultan İkinci Abdülhamid ile Sultan Vahidüddin adlı eserlerindeki tarih tezleri her çevrede yıllardır tartışılıyor. Tanrıkulu'ndan Dinlediklerim, İdeolocya Örgüsü ile Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu adlı eserleri felsefenin gündemi.

Son Devrin Din Mazlumları'nın hukukunu ve İslâm'ın hakikatini onun kadar vukuflu ve cesur bir tarzda savunabilen, Ağaç, Büyük Doğu, Borazan ve Rapor gibi yayın organları çıkaran Necip Fazıl'ı doğru anlamak kolay değil. O da geç anlaşılan Büyük Mazlumlar gibi zamanla anlaşılır inşallah...
Necip Fazıl'ın evrensel mesajı

Bir saate yakın süren bu konferanstan sonra Necip Fazıl Kısakürek adlı deneme, Necip Fazıl Armağanı adlı derleme kitaplarımla Edebiyat Sohbetleri'ni ilgilenen dostlara imzaladım, sonra da Kocasinan Belediyesi misafirhanesinde bazı dostlarla daha özel bir sohbete katıldım. Burada da tabii Üstad çevresinde yapılan, yapılması düşünülen faaliyetlerle onun mesajının ortaya konmasıyla ilgili haberler, görüşler ve gelişmeler konuşuldu. Büyük Doğu çevresinde yetişen dostların çeşitli mülahazalarla farklı çevrelerde ne hallere düştükleri üzerinde duruldu.

Bu konuşmaları ve konferansı burada özetlemem imkânsız. Çünkü benim mesajım 40 yıla varan bir birikimin özlü, özet ve komprime ifadeleridir; inşallah Necip Fazıl Kısakürek adlı kitabımın beşinci baskısına yeni bir bölüm olarak ilave edilecek. Çünkü konuşmamın özü, doğumunun 100. yıldönümünde geliştirdiğim Üstada dair tesbitlerdir ve bence de çok önemlidir; Necip Fazıl'ın vahye dayalı bir medeniyet tasavvurunun temel verilerini ortaya koymaktadır. Bizim bu çağda ülkemize ve insanlığa sunabileceğimiz evrensel mesajın çeşitli yönleri, Aydınlanma düşüncesiyle pozitivizme karşı çıkışın temel gerekçeleri, benim son iki yıldır üzerinde durduğum hususlardır. Asıl bu yönüyle Necip Fazıl ortaya konmazsa, o ve eserinin temel özellikleri gözden kaçırılmış, mesajı bu ülkenin aktüel ve politik kargaşası içinde görmezlikten gelinmiş; Büyük Doğu tasavvuru, Büyük Ortadoğu Projesi'nde eritilmiş olur. İki yıl önce, doğumunun 100. yıldönümünde Nazım Hikmet'in ideolojisi ve komünist kimliği yok edilerek düzene nasıl eklemlenmişse, Necip Fazıl için de aynı şey yapılmış olur.

Necip Fazıl'ın Büyük Doğu kavramıyla ifade ettiği İslâmi dünya görüşünü yok sayarak onu anmak, Üstadın eserleriyle hayatının manası için 100. doğum yıldönümünde muhteşem bir mezar yapmak demektir. Pek çok akademisyenle protokol konuşmaları meraklı pek çok politikacının yapmak istediği değilse bile yapabildiği sadece budur. Bu ise yalnız bize ve Üstada değil, bütün insanlığa yapılmış büyük bir haksızlık ve kötülüktür. Zaten sağlığında onu günlük polemiklerle politik tartışmaların gölgesinde anlamaya çalışanlar, öldükten sonra da yeni nesillerin anlamaması için elerinden geleni yapıyorlar demektir.

Şunu çok iyi bilmek gerekir ki; Necip Fazıl, dünya görüşü ve siyaset düşüncesi ikinci plana atılarak anlaşılabilecek şair ve tiyatro yazarı değildir. Onun dünya görüşü anlaşılmadan eserlerinin manasıyla mesajının anlaşılması mümkün değildir. Çünkü Üstad, 30 yaşından sonra benimsediği İslâmi dünya görüşünü hem mecazlarla hem de kavramlarla ifade ederken, eşine az rastlanır bir dille bütün insanlığın meselelerini de anlatmaya çalışır. O yüzden Necip Fazıl yalnız bizim için değil, hem İslâm dünyası, hem de insanlık için çok önemli bir şahsiyet.

Üstadı ölümünün 27. yıldönümü vesilesiyle bir kere daha rahmet ve minnetle anmak, onu ve mesajını daha doğru anlamak için vesile olacaktır umudundayız...