Bu millet sünnetsizi sevmez

Mahmut Toptaş

araştırmacı yazar


Bir zamanlar, belki de bin yıl önceydi. Din profesyonellerimiz, Kurban kesmeyi bu milletin hayatından söküp atmak için bin bir türlü akılsızlık tuzağı kurdular tutturamadılar.

Hatta halkın nazarında Kurbanı küçültmek için "Canım tartışmaya ne gerek var. Zaten sünnet" dediler ama millet yine de Kurban kesmeye devam etti.

O günlerde yani bin yıl öncesi zamanda ben de "Madem sünnettir, çocuğunu sünnet ettirmek de sünnettir. Haydi sünnet ettirme de gör" diye yazmıştım.

Bu millet, sünnetsizi sevmez.

Sünnetler, bir milletin ayakta kalmasını sağlamıştır.

Ezan okumak da sünnettir ama Ezan, İslam'ın amblemi gibi, rozeti gibi, parolası gibi İslam'ın Şeairindendir.

İslam'ın şeairinden olan o Ezan, kendisine dokunan bir partiyi altmış yıl Hükümetten uzak tutmuştur.

Balkanlarda bir millet, iki tane sünnetle Komünizm cenderesinde ayakta kalmayı başarmıştır.

Balkanlarda yaşayan Müslümanlar, eğitim ve baskı yoluyla bir çok haramı işlemişler, bir çok farzı terk etmişler ama çocuklarına Müslüman adı koymayı ve gizlice erkek çocuklarını sünnet ettirmeyi ihmal etmemişler hatta bu iki sünneti bir milletin ölüm kalım işareti saymışlar.

Ezan Türkçe okutulmaya başladığında da aynı tepki bireysel olarak verilmiş.

Diyanet vakfının hazırlattığı İslam Ansiklopedisi'nde "Ezan" maddesinde bildirildiğine göre o günlerde "Ezan delileri" diye bir grup ortaya çıkmış ve Arapça ezan okuyup kaybolurlarmış.

O bireysel tepkiler, 1950 seçimlerinde toplumsal tepkiye dönüşür ve Ezanı yasaklayan o partiye altmış yıldır iktidar vermez.

Benim babam iki yazıyı da okumasını bilmezdi.

Demokrat Parti, devlet imkanlarından bizim köye hiçbir şey getirmedi.

Babam ve arkadaşları duymuşlar ki bu parti Ezanı aslına döndürecek ondan dolayı oy vermişler.

Hatta amcamın oğlu, yatalak bir hastayı sırtında getirip seçim sandığına oyunu kullandırıp yine sırtında geri götürdüğünü ben çocuk gözlerimle gördüm.

Bütün bunlar, bir ezan uğruna yapılanlardır.

Mevlana, Sünneti hafife alanları anlatmak için bir örnek verir:

Adamın biri dövmeciye giderek göğsüne aslan resmi yaptırmak ister.

Ücrette anlaşırlar. Adam yere yatar. Dövmeci işe başlar.

İğnenin her batışında adam bağırmaya başlar. Dayanamayınca "Neresini yapıyorsun? der. Dövmeci "Sırtını" deyince adam, "Yahu sırtı incecik bir çizgi, yapmasan da belli olmaz. Geç orayı" der. Dövmeci alt taraftan başlar, adam dayanamayınca ayaklar gömleğin içinde kalacak orayı da geç" der. Dövmeci kulakları yaparken Adam, "Kulaklar küçücük olmasa da belli olmaz" der. Her taraf için buna benzer sözler söyleyince dövmeci "Kalk, sırtsız, kulaksız, ayaksız, gözsüz aslan olmaz" deyiverir. Bundan bin dört yüz yıl önce sevgili Peygamberimiz, dişlerin temizliği üzerinde çok durmuş.

Hatta "Eğer ümmetime ağır gelmeseydi her namazda diş temizliğini emrederdim" demiş. (Buhari, sahih, Cuma kitabı, Müslim, Sahih, Taharet kitabı)

Bu gün, dünyanın dinlisi, dinsizi, o sünnetin yerine getirilmesi için fırça sanyiiyle, macun sanayiyle, doktorlarıyla, marketleriyle o sünnetin yaygınlaştırılması için çalışmaktalar. Darısı diğer sünnetlerin başına.