Güzel Hasletler Sır Saklama

Şerafeddin Kalay

araştırmacı yazar

Farklı bir güven ve sorumluluk örneği de sır saklamadır. Her insanın, her âilenin kendine ait sırları vardır. Hatta her milletin ve devletin saklanması gereken sırları vardır. Adına sır denilmese bile her bilinen, her konuşulan şey başkalarına aktarılmaz. Sırlar başkalarına aktarıldığında duyguların yaralanmasına, acıların veya acı duyguların yaşanmasına, gönüllerin kırılmasına sebep olurlar.

Sır sayılan şeylerin bir bölümü de mahremiyet taşıyan veya şahsın kendisiyle ilgili, başkasının duymasından, bilmesinden hoşlanmayacağı sırlardır. Bu tür, kimsenin bilmediği fakat merak uyandırıcı bulacağı bilgileri, özellikleri, haberleri anlatmak, yaymak da bazıları için cezbedicidir. Bu duyguya karşı koymak da bir irade, bir şuur işidir. Sır saklayabilmek, kendisine güvenerek derdini açan sır sahibine ihanet etmemek de bir vefalılıktır, takdir edilmesi gereken bir haslettir.

'İki kişinin bildiği, artık sır değildir'

Bizim burada, 'sır saklamak' derken kastettiğimiz; bir insanın kendi sırrını kendisinin saklayamayarak başkasına söyleyip ondan saklamasını istemesi değildir. Çünkü böyle bir davranış sır sahibi tarafından gösterilen iradesizliktir. Kendi yapamadığını başkasından istemektir. Bunun doğru olmadığını ifade için; 'İki kişinin bildiği, artık sır değildir' denmiştir.

Hz. Ali; 'Sırrın senin esirindir. Eğer onu bir başkasına söylersen sen onun esiri olursun' diyerek bu gerçeğe işaret etmiştir. Elbette ki böyle olur, kendisine sakla diye söylenen bir sırrı saklayabilen insan da takdir edilmeye değer insandır. Ancak biz burada 'saklanması gereken sır' derken, şahid olunan, istişare için kendisiyle konuşulurken öğrenilen, aile içinde veya güven atmosferinin hâkim olduğu bir yerde konuşulan, duyulan, yaşanılan sırları kastediyoruz...

Çocuklar akılları ermeye başladığı andan itibaren bazı şeylerin sır olduğunu kavramalı, herkese anlatılamayacağını idrak etmelidir. Bu da bir nevi sorumluluk üstlenmedir ve çocuğun iradesinin güçlenmesini, olgunlaşmasını sağlar. Onu güvenilir bir insan kılar. Kendisine güzel hasletlerden bir haslet kazandırır.

Allah Resulü'nün küçük sırdaşı

Abdullah İbn Mes'ûd (ra) çocuk denecek yaşlarda Allah Resulü'ne hizmete başlamış ve çok geçmeden "Allah Resulü'nün Sırdaşı" olarak anılır olmuştur. Ondan Allah Resulü (sav) ile ilgili sır manası taşıyan hiçbir rivayet bilmiyoruz.

*

Sır saklamayla ilgili bir hatırayı Abdullah İbn Ca'fer (ra) anlatıyor: "Bir gün Resûlullah (sav) beni terkisine bindirdi ve bana bir şey söyledi. Ben onun bu söylediğini hiçbir insana söylemem." [Müslim]

Çocuk yaşlarında Allah Resulü'nden bu sırrı duyan Abdullah'tan sonraki yıllarda bu sırrın ne olduğuna dair herhangi bir rivayetin duyulduğunu da bilmiyoruz.

*

Enes'ten (ra) dinliyoruz:

"Ben çocuklarla oynarken Resûlullah (sav) yanıma geldi. Bize selâm verdi. Peşinden beni bir iş için gönderdi. Bu yüzden annemin yanına varmakta geciktim. Yanına geldiğimde annem; "Seni geciktiren neydi?" diye sordu. "Resûlullah (sav) beni bir iş için göndermişti," dedim.

"İşi neydi?" diye sordu. "Bu sır!" diye cevap verdim. Ben öyle deyince annem; "Allah Resulü'nün sırrını hiç kimseye söyleme!" dedi."

Hadisin devamında Enes'in (ra) kendisinden bu hadisi duyan ve nakleden Sâbit'e; "Allah'a yemin olsun ki Sâbit, onu birisine söyleyecek olsaydım sana söylerdim" dediği yer alır. [Müslim]

Şuurlu bir anne, şuurlu bir evlat!

Enes (ra) bir başka rivayetinde; "Allah Resulü (sav) bana bir sır söyledi. Şu ana kadar onu hiç kimseye söylemedim. Ümmü Süleym bu sırrı sordu ona da söylemedim," der. [Buhari, Müslim]

'Ümmü Süleym' önceden de zikredildiği gibi Enes'in (ra) annesidir. Fazilet yüklü, hayır ve takva dolu bir kadındır. Son derece zeki ve olgun birisidir. Oğluna Allah Resulü'nün sırrını saklama konusunda yaptığı tavsiye de çocuğun hayır ve salâhını isteyen mü'mine bir kadının yapması gereken tavsiyedir. O, ne yaptığını bilen şuurlu bir annedir.

Onun yaptığıyla günümüzde; 'çocuktan al haberi!' diyenlerin, evlerinde annesinin ne pişirdiğinden başlayarak çocuğu soru yağmuruna tutuşların, evlerinde yaşanan ve sır olması gerekenleri onlardan öğrenmek için ellerine şeker tutuşturanların, çocukların söyledikleriyle tahminlerini birleştirip hayalî bina kurmaya çalışanların yaptıklarını kıyas ediniz. Bu tavrın, ileriki yıllarda çocuğun ahlâkına nasıl tesir edeceğini, nasıl yansıyacağını da hesap ediniz.

Akrabalık, komşuluk, dostluk, din kardeşliği hukuku karşılıklı çocuklarımıza sahip çıkmayı, onun şahsiyetinin müspet yönde gelişmesi için anne-babanın gayretlerine yardımcı olmayı gerektirir.

Çocuğa sorulan her sorunun, ondan öğrenilmek istenilen her şeyin bu gayeyle ve bu manada olduğunu elbette ki söyleyemeyiz. Bir kısmı, çocukla yakınlık kurmak, onu konuşturmak, onunla ilgilenildiğini kendisine hissettirmek içindir. Ancak önceki dile getirilen sonrakinden hiç de az değildir.

Niyetlerimiz halis, amellerimiz de ona uygun olmalıdır.

İhmal son bulmalıdır!

Güzel hasletler elbette sadece yukarıda zikredilenler veya bir kaç satırla üzerinde durulanlar değildir. Kanaatkârlık, şükür, vefa, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat, merhamet, okuma zevki, olgunluk, eminlik, başkalarının hak ve hukukuna riayet, alçak gönüllülük, cana yakınlık, vakar, iffet, yardım severlilik, acıda tatlıda dostların yanında olmak ve daha niceleri... Belki onların ehemmiyetini hakkıyla vurgulayabilmek için ayrı bir kitaba ihtiyaç var... Ancak burada bilmemiz gereken, bu hasletlerin her birinin dünya malıyla ölçülemeyecek kadar değerli olduğu, aklı başında olanın onlardan hiçbirini hazinelere değişmeyeceğidir.

Ne yazık ki o kıymetlerin çocuğunun geçici menfaatlerine kurban edildiğini görüyor, zaman zaman kayıpların getirdiği acılarla kıvranıyor, yine de kayıplarımızı gerçekten bulma, onları yeniden elde etme azmiyle hareket etmiyoruz...

Bu ihmalin bir an önce son bulmasını arzu ve ümit ediyoruz.