Hayat ve sanat

Ali Haydar Haksal

araştırmacı yazar

Hayatını sanata adamış olanlar, hayatlarını sanat ve estetik ruhuyla sürdürürler. Bu, onların bir hayat tarzı oluyor.

Hayatlarını düşünce ile yoğuranların bakışında bir sıradanlık olmaz. Giderek farklı bir konuma doğru yol alırlar. Bu, kendilerini insanlardan soyutlama anlamına gelmez. Belli bir durumda kalmış olanlardan ayrılma olarak görülmeli.

Zaman içinde, ortaya koydukları, ürünleri ve emekleri bir ruh taşıyorsa bir anlamı olur. Yoksa içerikleri ve ruhları bakımından sıradanlık taşıyorlarsa çok geçmeden bu emeklerin hiçbir karşılığı olmuyor.

İnsan, en ağır bir döneme girince, hayatın anlamını daha iyi kavrıyor. Dönüp geriye bakıldığında bir anlam ve değer ifade etmeyen satırlar uçup gidiyor. Onlara bir yer bulunamıyor.

Bu dünyada yaşamamız sınırlı. Belli bir yaşa erildikten ve hayatın diğer gerçekleriyle yüzleşildikten sonra gerçekler kendini daha bir gösteriyor. Bir ömrün hebası olarak da düşünülebilir.

Metafizik dünya ve onun ruhu insana zenginlik katıyor. Metafiziksizlik içi boş, kof ve bir sıradanlık olarak görülmelidir.

Kalemin de bir sorumluluk alanı var. Her uzvumuz kendi hâllerinden sorumlu. Ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz, kulaklarımız. Bunlar somut olanlar. Bir de soyut olanlar var. Düşünüşümüz, fikredişimiz, konuşmalarımız, sözcüklerimiz de bir tartıya tâbi tutulacak. Bir kalem sahibi bunu hesaba katmazsa kendisini sıradanlığa kaptırmaktan başka bir şey yapamaz.

Biz, her anımızdan ve davranışımızdan sorumluyuz.

Sanatımız da buna dâhildir.

Bu anlamda düşünce geleneğimizde Mehmed Âkif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç konumuza örnek verilecek en önemli isimler. Bir eser insana ne katar, ne götürür ona bakılmalı.

Sanatçı eserine ruhundan katıyor. Bulanık ve kirli ruhlar kendilerinden olanı yansıtırlar.

Sevgilimiz Efendimize ve arkadaşlarına baktığımızda, her an ve durumun muhasebesini yaparlar. Çünkü bütün hâlleri denetim altındadır. Kendi kendilerini yoklarlar ve denetlerler. Birbirlerine göz kulak olurlar. Uyarıcıdırlar. Bir yanlışı anında düzeltmenin yollarına bakarlar.

Biz bu dünyada ne için varız?

Biz bu dünyadan göçtükten sonra kendimizle birlikte ne götüreceğiz.

Kalem sahibi olmak kolay bir şey değil. Bir lütuf. Bunu hakkıyla değerlendirmek ise bir irade ve aşk işidir.

Düşünce geleneğinde başkalarına hoş görünmek, birileri tarafından pohpohlanmak bir şey kazandırmaz. Övgüler birer tuzak. Bunlardan kurtulmanın tek yolu tevazu içinde bir insan olduğumuzun bilincini unutmadan.

Duru sularda bulunmak insana güç verir. Kendisi gibi arı duru bir hâl kazandırır.

Ayna iyi ise iyi gösterir. Sırları dökülen bir aynadaki görüntü de sırları dökük bir yüz sunar.

Bir Müslüman, bulunduğu konumunu iyi korumalı. Çünkü en küçük bir sapma insanı hedeften uzaklaştırır. Bir merkezden fırlatılan bir füzenin milimetrik sapması, hedefe yaklaştıkça uzaklaştırır.

Hayatta ve sanatta niyet önemli. Bir esere, harekete ve davranışa ruh veren de niyettir. Niyetsiz ibadet edilmez. İbadetin şartlarından biri de niyettir. Namaz kılanlar bilirler ki, namaza başlamadan niyet etmek zorundadırlar. Niyetsiz yapılan her davranış boşa çıkar.

Sanatı hayatın bir parçası hâline getirmek, ona ibadet aşkı yüklemek onu çok daha güçlü kılar.

Söz ve yazı insanın birer edimidirler. İnsandan çıkan ve artık uygulamaya geçen durumlardır. Kalemden çıkan bir sözü geri almak mümkün değildir. "Ok yaydan çıktı" sözü bunun bir belgiti.

Ok yaydan çıkmadan önceki durum önemlidir. Ok atma anı artık bir sonuçtur.

Bir sanatçı tarihin bir dönemine tanıklık eder. Dönemi bitince o eseriyle vardır. O eserler eğer manevi bir ruh içeriyorlarsa sonra da o eserler kalıcıdırlar.

Sanat bir seçkinlik ve öz duruş ifade eder.

Hayat bir seçkinlik üzerine kurulursa bu daha anlamlı olur.

Hayatın her anı bir sınavdır. Onun bilincinde düşünmek, yazmak, konuşmak insanı daha değerli kılar.