İslamı Doğru Anlamak ve Yorumlamak


Mehmet Şevket Eygi

araştırmacı yazar


Cümleninmaksudu bir amma rivayat muhtelif... İslâm bir amma onun anlaşılması, yorumu çeşitlidir. Ben bir Müslüman olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat'in en doğru ve aslına uygun şekilde İslâm'ı anlamış ve yorumlamış olduğunu çok iyi bilirim ve böyle inanırım.
Ehl-i Sünnet ile Râfızîler arasında anlayış ve yorum farklılıkları vardır.
Ehl-i Sünnet, Peygamber Efendimizi (Salat ve selam olsun ona) görmüş, ona iman etmiş, bu imanla ölmüş, İslâm için canıyla, malıyla çalışmış, nice sıkıntılar çekmiş, kimisi imanı uğrunda şehid olmuş Ashab-ı Kiramın (Allah onlardan razı olsun) tamamını (tekrar ediyorum tamamını) sever, onlara hürmet eder, onlara hayır dua eder.
Ehl-i Sünnet Ashabın hepsini din konusunda âdil kabul eder. Yani onlar İslâm'ı Hz. Peygamberden nasıl öğrendilerse, doğru şekilde insanlara ve sonraki kuşağa öğretmişler, bu konuda asla hıyanet etmemişlerdir.
Râfizîler Sünnîlerin bu inancını paylaşmaz. Onlara göre Ashabın büyük kısmı -hâşâ - kâfirdir, münafıktır, hıyanet etmiştir. Böyle bozuk bir inançtan Allah'a sığınırız.
Ehl-i Sünnet âlimleri Ashabın tamamının âdil olduğuna, Müslümanların onlara saygı ve sevgi göstermesi gerektiğine dair binlerce kıymetli kitap yazmıştır. Bu hususta hiçbir şüphe kalmamıştır.
Ashaba saldıranlara karşı ne yapmalıyız? Onlara asla kulak vermemeliyiz. Onların bozuk iddialarını, iftiralarını, yalanlarını gündeme almamalıyız.
Zamanımızda bazı bozuk ilahiyatçılar Ehl-i Sünnet anlayış ve yorumuna aykırı iddialarla ortaya çıkıyor, bu arada Ashab-ı Kirama dil uzatıyorlar.
Hezeyanlarından bazısı şunlardır:
1. Ebu Hüreyre radiyallahu anh yalancıymış... Bu iddia büyük bir iftira ve yalandır. Ebu Hüreyre Peygamberimizin kapısında yaşayan bir kimseydi. Parası pulu, işi, sermayesi, evi barkı, tarlası, devesi yoktu. Peygamberimizden çok hadîs nakl etmiştir. Allah ondan razı olsun.
2. İslâm'da şefaat yokmuş. Bu da bâtıl bir sözdür. Büyük ulema bu konuda kitaplar yazmıştır. Şefaat vardır, Allah izin verirse Peygamberimiz şefaat eder.
3. Ölü kabrine konulunca sual melekleri gelmeyecekmiş, kabir azabı yokmuş... Bu da hezeyandır.
4. Aşere-i mübeşşere yokmuş... Vardır, biz Müslümanlar onları minnet ve şükranla anarız.
5. Sırat köprüsü yokmuş. Vardır, bütün muteber din kitaplarımız olduğunu yazıyor.
6. Kur'ânın hüküm ayetlerinin bir kısmı bugün geçerli değilmiş... Ne büyük hezeyan!.. Böyle bir iddia küfürdür.
7. Peygamber bir postacı imiş, işi bitmiş, ölmüş gitmiş... Ne büyük saygısızlık!.. Evet her fanî gibi o da vefat etti ama ruhaniyeti, mânevî varlığı her zaman Ümmetiyle beraberdir. Toprak onun cesedini çürütmez. Ümmet ona salat ve selam getirdikçe kabir aleminde ona ulaştırılır.
8. Şeriat ve fıkıh eskimişmiş, bu devirde hükümleri yokmuş. Böyle bir lafı bir mü'min söyleyemez. Küfür sözüdür bu.
Evet muhterem Müslümanlar, din konusunda maalesef büyük sapıklıklar ortaya çıkmıştır.
Ehl-i Sünnet dairesinde olan bir Müslüman sadece ve sadece Sünnî ve icazetli alimlerin, fakihlerin, müfessirlerin, muhaddislerin kitaplarını, izahlarını, yorumlarını okumalıdır.
Ehl-i Sünnet niçin haktır?
- Çünkü Sevad-ı Azamdır.
- Çünkü cadde-i kübradır.
- Çünkü cumhur-i ulemanın yoludur.
Ehl-i Sünnet Müslümanı, Ashab arasında zuhur etmiş üzücü ihtilaflara, savaşlara karışmaz, 1400 yıl ötesinden taraf tutmaz, fanatiklik yapmaz.
O ihtilafların, o savaşların hesabı âlemlerin Rabbi ve Âdil-i Mutlak olan Allahü tealaya kalmıştır. Biz, elimizde kesin deliller olmadan savcılık, hakimlik, cellatlık yapamayız.
Elbette Hz. Ali Efendimizi (kerremallahu vecheh ve radiyallahu anh) çok severiz. Ehl-i Beyt-i Mustafa'yı çok severiz ama onları severken diğer Ashab'ı da tekfir etmeyiz. 1400 yıl önceki savaşlar ictihad neticesinde olmuştu, hesabı Mahşer'e kalmıştır deriz.
Ehl-i Sünnet ile Râfizîler arasında Kur'ân konusunda da derin ihtilaflar vardır ve bu konuda da Ehl-i Sünnet doğrudur, haklıdır.
Bazı Râfizîler Kur'ân'ın tahrif edildiğini iddia ederler.Biz bu iddiayı nefretle reddederiz. Allah Kur'ânı koruyacağını vaad etmiştir ve korumuştur, koruyacaktır.
Kur'ânda Velâyet suresi varmış, bunda Peygamberimizden sonra Hz. Alinin halife ve velî olacağı yazılıymış da Ehl-i Beyt düşmanı kafirler bunu çıkartmışlar... Bu iddia korkunç bir yalan, korkunç bir iftira ve hezeyandır.
Elimizdeki Mushaf, Peygamberimize vahy edilmiş, onun sağlığında (idrak ettiği son Ramazanda) Cbiril-i Emîn ile iki defa mukabele ettikleri tam-eksiksiz Kur'ân metindir.
Sevgili din kardeşlerim... Bozuk, sapık, çarpık fikir ve iddialara karşı çok dikkatli olunuz ki, dinimnize ve imanınıza zarar gelmesin, ebedî mutluluğunuz tehlikeye girmesin.
Rabbimiz Teâlâ hazretlerinden bizi, İslâm'ı Kendi rızasına uygun ve Resulünün tebliğ ettiği şekilde bilenlerden, öğrenenlerden, anlayanlardan eylemesini niyaz ederiz.
* (İkinci yazı)
Erhan Göksel

ABD'de 51 yaşında vefat eden Erhan Göksel sıra dışı bir Türkiyeliydi. Ülkenin (arka planda çalışan) güçlü beyinlerinden biriydi. Asıl mesleği tıp doktorluğuydu. Ekonomi konusunda da doktorası vardı. Siyaset psikolojisi uzmanıydı.
1980 ile 1995 arasında yayıncılık yapmıştır.
1989 yılında Verso siyasal araştırma merkezini kurmuş, 1998'de ABD'de, 2005'te Çin'de bu şirketin şubelerini açmıştır.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a başdanışmanlık,
Başbakan Tansu Çiller'e danışmanlık,
Mesut Yılmaz'a danışmanlık yapmıştır.
Nazarbayev, Aliyev, Bulgaristan Başbakanı Kostov, ABD'li Al Gore gibi önemli kişilere danışmanlık ve seçim kampanyaları konusunda akıl verme ve yönlendirme hizmetleri.
Erhan Göksel 22 Ocak 2009 tarihindeki Ergenekon operasyonunda 4 gün müddetle gözaltına alınmış, telefonlarına, bilgisayarlarına el konulmuş, bilahare hakkında takipsizlik kararı verilmiştir.
Bazı anti-Ergenekon çevreler onun vefat haberini alır almaz öldürüldüğünü iddia etmeye başlamışlardır. Erhan Göksel çok kilolu bir kimseydi, belki de 200 kiloya yakın bir ağırlığı vardı. Tıp dilinde buna morbid obez denir. Böyle kimselerin ömürleri uzun olmaz.
Erhan Göksel'in beklenmedik ani ölümüne en fazla üzülen kişi Yalçın Soner oldu sanırım. Onun hakkında ağıtsal bir yazı kaleme aldı. Göksel ile Soner sık sık mail ile görüşüyormuş.
Göksel hatıralarını yazdı mı, yoksa ülkemizin yakın tarihinin içyüzüyle ilgili nice bilgi onunla birlikte uçtu gitti mi?