Fetih şehri İstanbul

Şakir Tarım

araştırmacı yazar


Fetih kavramı ulviyet ve büyüklüğünü Kur'an-ı Kerim'den almaktadır. Çünkü "Fetih", Kur'an-ı Kerim'de bir sure adıdır. Kelime olarak "açma" anlamındadır. Anahtar anlamına gelen "miftah" da aynı köktendir. Fetih, kilitli gönüllerin İslam'a açılması demektir. Beldeleri İslam nimeti ile buluşturma eylemi. Niçin? Müslümanların diğer insanlara şefkat ve merhameti sebebiyle...

Dünyada en büyük nimet "İslam nimeti"dir. İnsan için, Müslüman olmak şereflerin en büyüğüdür. Çünkü İslam, insanı dünya ve ahirette saadete ulaşma yollarını gösterir. Müslümanı bencillikten uzaklaştırır. Nimet ve iyiliklerin her insana ulaştırılmasını ister. Müslüman olsun veya olmasın her insan Allah'ın kuludur. Müslümanlar, iyilik ve nimetleri gayrı Müslimlere de ulaştırmayı arzu ederler. Çünkü, "İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır." İşte, fethin amacı budur. Tek cümleyle ifade etmek gerekirse, Allah'a giden yoldaki engelleri kaldırmak. Niçin? Her insan Rabbimizi tanısın ve Cennet'e girsin diye!

Biz, fetih deyince ilk olarak Mekke'nin Fethi'ni anlarız. Çünkü Mekke, Allah Rasülü'nün (s.a.v) öncülüğünde ve kan dökülmeden fethedilmiş; fetih sonrası da genel bir af ilan edilmiştir. Mekke'nin Fethi, diğer bütün fetihlerin anasıdır.

Allah Rasülü (s.a.v) Konstantiniyye'nin (İstanbul) fethini müjdelemiş, onu fetheden emir ve askeri övmüştür. Bu yüzden İstanbul, Peygamber övgüsüne layık olmuş bir şehirdir. 2. Mehmet'in içine daha küçük yaştan itibaren "fetih" sevdası düşmüştür. Maddi ve manevi bütün sebeplere sarılmış, Allah'ın yardımı sayesinde idealine ulaşmış ve "Fatih" ünvanını almıştır. İstanbul dünya durdukça bir "fetih şehri" haline gelmiştir.

Atalarımız, yalnız İstanbul'u fethetmekle yetinmemiş, orayı bir ilim ve irfan şehri haline getirerek fetihteki manayı yaşatmaya çalışmışlardır. Yetiştirdikleri alim ve sanatkarlar, inşa ettiği medreseler, camiler, türbeler, saraylar, çeşmeler, çarşılar ve kemerleriyle örnek bir İslam şehri haline getirmişlerdir. Her yere bilgi ve görgü hakim olmuş; İstanbul halkı huzur ve mutluluk içinde yaşamıştır. İstanbul'a "Dersaadet" -Mutluluk diyarı- denilmesinin sebebi budur. Şair Nedim İstanbul'u överken "Sokaklarında bilgi ve sanat kumaşı satılır" tasvirini yapar.

Osmanlı, İstanbul'u maddi olarak fethettiği gibi; manevi alandaki imarını da ihmal etmedi. Şehri yaşanmaya değer hale getirdi. İstanbul'u en iyi anlatan ifade, onun "fetih şehri" oluşudur.

İstanbul'un fethinin üzerinden 557 yıl geçmesine rağmen, Batılılar hala bu olayı hazmedebilmiş değildir. Baştan beri Ayasofya hakkındaki talepleri bunun örneğidir. Yine 1990'lı yılların başlarından birkaç sene öncesine kadar, zaman zaman basına da yansıyan bir görüş var: Buna göre İstanbul; sur içi, Avrupa yakası ve Anadolu yakası olmak üzere üçe ayrılacak, sur içi İstanbul'u Vatikan benzeri bir yönetime devredilecek. Hatta, Eminönü'nün merkez ilçe olmaktan çıkarılmasını bu plana bağlayanlar var.

Bu yıl yeni bir oyun daha sahnelendi. İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edildi. Bu proje kapsamında, İstanbul'un manasıyla bağdaşmayan etkinlikler icra edildi ve edilmeye devam ediyor. Yapılanlara bakılırsa, İstanbul'u ne hale getirmek istedikleri açık. Türkiye büyük bir tezgahla karşı karşıya. Anadolu Gençlik Dergisi, oynanmakta olan oyun konusunda halkımıza uyarı görevi yapmaya devam ediyor. Kapağına Ayasofya posterini koydu ve "2010 Avrupa Kültür Başkenti Değil, Fetih Şehri - İstanbul İslambol'dur" diyerek İstanbul'un "Fetih Şehri" olduğunu vurguladı. Bu manaya sahip çıkmaya davet etti. Türkiye, bu konuda uyanık davranmak zorundadır. Dört sene önce yöneticilerimiz "İllaki AB'ye gireceğiz" diye ısrarlarını artırınca, o günkü Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac "Unutmayın ki, biz AB ülkeleri olarak hepimiz Bizans'ın çocuklarıyız" demişti.

Napolyon şu görüşü savunur: "İstanbul'a sahip olan dünyaya hakim olur." Batılılar İstanbul'un önemini böylesine kavramışken; bizim konuya ilgisiz kalmamız düşünülemez. İstanbul'a sahip çıkmak hepimizin görevidir. Bu konuda Anadolu Gençlik Derneği'ni tebrik ediyorum. Bu şuuru devamlı canlı tutmaya çalışıyor. Bu sene de, İstanbul İnönü Stadı'nda muhteşem bir programa hazırlanıyor. Cumartesi günü yapılacak Fetih Şöleni'ne herkesi davet ediyor. Bu sene, her senekinden daha yüksek katılım ve zengin muhteva ile fethi yaşatmak istiyor. AGD, Cumartesi günü dosta düşmana "Fetih nesli görevinin başında" mesajını verecek. Kur'an ziyafeti, ezgi ve marşlar, spor gösterileri, mehter coşkusu, kadırgaların çekilişi, fethin canlandırılması ve havai fişek gösterileriyle, tanıklık edilmesi gereken bir gün yaşanacağına inanıyorum.

Fetih nesline selam olsun!

Fetih müjdeleri

Dünya tarihinin seyrini değiştiren İstanbul'un fethinin yıldönümündeyiz. Yeni fetihler için, fethe giden yoldaki işaret taşlarını görmek, sebep-sonuç ilişkini iyi kavramak zorundayız. İsterseniz, İstanbul Fatihi'nin özellikleri ve hangi sebeplere sarıldığı konusunu incelemeye çalışalım:

Fetih için önce ideal gerekli. 2. Mehmet, daha küçük yaşta İstanbul'u fethetmeyi bir ideal haline getirmişti. Devrinin en seçkin hocaları elinde yetişti, onlar 2. Mehmet'in içine İstanbul sevdasının düşmesine vesile oldular. Şehzade'nin çocukluk oyunları bile İstanbul üzerine kuruluydu. Sık sık Fetih Suresi ve Fetih Hadisi'ni mütala ederdi. Hocaları onun ufkunu açmaya çalışır, idealinin büyüklüğü ile mütenasip bilgiyle donatmaya gayret ederlerdi. Molla Gürani, 2. Mehmet'in üzerinde derin izler bırakan şu sözleriyle ilim öğretmeye başlamıştı:

"-Şehzadem! Siz bugün şehzadesiniz. Yarın padişah olacaksınız. Koskoca bir devleti idare edecek olan padişahlara herkesten daha çok bilgili olmak lazımdır. Siz; bilginiz, doğru düşünceleriniz ve faziletinizle kendinizi herkese saydıracak ve sevdireceksiniz. Bilgili olmak için ilmi sevmek ve onu elde etmek için çalışmak şarttır."

2. Mehmet'in, 1451'de tahta çıktığı zaman, ilk iş olarak İstanbul'un fethini programına alması, onun idealine nasıl kilitlendiğinin örneğidir.

İstanbul'un fethinde, Fatih'in yetişmesini sağlayan diğer hocalarının yanında Akşemsettin Hazretleri'nin de rolü büyüktür. Akşemsettin, 2. Mehmet'e hem manevi derinlik kazandırmış; hem de ümit, cesaret ve kararlılığı öğretmiştir. Onun bir strateji uzmanı özelliğindeki şu sözleri devamlı azminin bilenmesine vesile olmuştur: "Şartlara teslim olmayacaksın! Eğer şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, şartlar sana teslim olur. Unutma! Dağ ne kadar yüksek olursa olsun yol onun üstünden geçer."

2. Mehmet'in şu sözleri ise davasına hangi ölçüde inandığı, idealine nasıl kilitlendiği ve bu konudaki karalılığını ortaya koymaya yetecek özelliktedir: "Ya ben İstanbul'u alırım; ya da İstanbul beni!.."

Büyük fethe ulaşmak için askerin durumu da çok önemliydi. 2. Mehmet, fetih hazırlığına, askerini yeniden düzene koymakla başladı. Askerdeki fetih şuurunun kemale ermesini sağladı. Fetih sevdası orduyu da sardı. Bunun ideal örneğini Ulubatlı Hasan oluşturur. Toplar İstanbul surlarını dövmeye devam ederken, bayrağımızı surlara dikmeye azmetmiş bir kahramanı görüyoruz. Yağmur gibi yağan oklara rağmen kalenin burçlarına tırmanıyor ve hedefine ulaşıyor. Şimdi bayrağımız burca dikilmiş durumda. Herkesin hayranlıkla takip ettiği bu manzara karşısında 2. Mehmet şöyle soruyor: "- Kim bu aslan yavrusu!"

"- Ulubatlı Hasan Hünkarım!" cevabını alınca gür sesiyle şöyle diyordu: "- Hasan'ım, aslanım benim! Mehmet de bu yola kurban olmaya gelir."

Hükümdar ve askerin hangi oranda ortak bir ideale kilitlendiğine dikkat ediyor musunuz?

2. Mehmet manevi sebeplerin yanında, maddi sebeplere de yapışmayı da unutmadı. Devrinin teknolojisinden faydalandı. 1.5 km. uzağa atış yapabilen 1.500 kg. ağırlığındaki havan toplarını döktürdü. Rumeli (Boğazkesen) Hisarı'nı yaptırdı. Deniz kuşatması için, Dolmabahçe sırtlarında gemiler yaptırdı. Onları katranlar üzerinden yürüterek Haliç'e indirdi. Tarihte yapılmayanı yaptı. Ufkunu geniş tuttu. Maddi tedbirlerin hiçbirini ihmal etmedi. İstanbul; bu inanç, azim, fedakarlık ve disiplin anlayışı ile fethedildi.

Fethin sonunda, "Geçit vermez" olarak kabul edilen İstanbul surları delik deşik oldu. Doğu Roma İmparatorluğu'nun (Bizans) zulüm ve saltanatı sona erdi. Başkent, Edirne'den İstanbul'a taşındı. Osmanlı büyük bir güç ve itibar kazandı. İslam dünyasında büyük bir sevinç yaşandı.

Fetihle ilgili sebep ve müjdeler konusunda Yusuf Kandehlevi'nin Hayat-üs Sahabe'sinde yer verdiği şu anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Bizans İmparatoru Herakles, Antakya'da bulunduğu sırada, Rumlar sahabenin karşısında mağlup olarak kaçtılar. Herakles onlara "- Allah sizi kahretsin! Karşınızdaki Araplar da sizin gibi birer insan değil mi?" dedi. Askerler:

"- Evet, onlar da bizim gibi insan" dediler. Herakles de:

"- Peki, onlar sizden daha mı çok" diye sordu:

"- Hayır, biz onlardan kat kat fazlayız" dediler. Herakles:

"- O halde neden devamlı yeniliyorsunuz?" dedi. O zaman içlerinden ileri gelenlerinden biri şöyle anlattı:

"- Çünkü onlar geceleri namaz kılar, gündüzleri oruç tutar, sözlerinde durur, iyiliği emreder, kötülükten sakındırır, birbirine zulüm ve haksızlık etmezler. Oysa biz, içki içer, zina eder, haram yer, sözümüzde durmaz, soygunculuk yapar, zulmeder, faiz ve tefecilikle uğraşırız. Allah'ın hoşnut olacağı şeyleri yasaklarız, yeryüzünde bozgunculuk yaparız."

Yeni fetihler için, her şey bu anekdot içinde gizli. Fethin 557. yılının uyanış ve hayırlara vesile olması niyazıyla...