Yitik minare

Mustafa Özcan


araştırmacı yazar



Bu satırları yazarken bizim de Kepez'e (Antalya) veda vaktimiz gelmişti. Kaderin cilvesi 27 Mayıs darbesinin 50. yılında pupa yelken Filistin'e doğru yol alıyoruz. Çıkışımız darbe gününe denk geldi. Demokrat Parti'nin kurulmasında da yıkılmasında da İsrail bağlantısıyla alakalı görünmez işaretler var. Birincisi, İsrail 14 Mayıs 1948 tarihinde kurulmuştu. DP ise bundan tam iki yıl sonra 14 Mayıs 1950 tarihinde kuruldu. Dolayısıyla İsrail ile DP'nin doğum günleri ve tarihleri aynı. Peki, DP'nin geçirmiş olduğu darbeyle İsrail'in ne alakası var? Bu alaka aslında derin bir alaka. Bir İsrailli gazeteci Adnan Menderes'e Arap dünyasıyla gelişen ve İsrail'le gerileyen ilişkileri sormuş ve Menderes'ten tarihi şu cevabı almıştı: "Yumurtayı kırmadan omlet yapılmaz..." Yani İsrail'in gönlünü kırmadan Arapların gönlünü fethetmek mümkün değildir. ABD bunu yapamadığından dolayı bölgedeki ve dünyadaki etkisi azalıyor, rolü geriliyor. 27 Mayıs darbesinde dış bağlantıların önemli bir payı vardır. Bunlar arasında İsrail'in de adı anılmaktadır. Türkiye'nin denge rolüne rağmen Arap ve İslam dünyasıyla gelişen ilişkileri İsrail'in gözüne batmıştır. 27 Mayıs darbesiyle İsrail bağlantısı noktasında merhum Abdullah Azzam'ın bir kitabı vardır. El menare el Mefkude yani kayıp minare. Bu kayıp minare (İslam birliğini remz ediyor) isimli eserinde bazı Yahudi kayıtlarına dayanarak 27 Mayıs darbesiyle alakalı İsrail bağlantısını ortaya koyar. O dönemde Türkiye'den İngiltere'de yayınlanan The Jews Chronicle Gazetesi'ne yazan bazıları 27 Mayıs ile İsrail ilişkisini şöyle izah eder: "27 Mayıs darbesi azınlıkları ve bilhassa Yahudileri rahatlatan bir darbe olmuştur. Menderes azınlıkları memnun etmeyen politikalar izlemiştir"


Çoşkun Kırca gibilerinin izini sürerek aslında neden İsrail'in bu darbeyi alkışladığının izleri bulunabilir. Denildiği gibi DP hükümeti ve icraatları tartışılır nitelikte olsa bile kısmi bir İslamlaşma siyaseti uyguluyordu. Bu hem içeride ezanın asli suretine dönmesiyle birlikte gerçekleşmiş hem de dışarıda DP'nin yüzünü Araplara dönmesiyle şekillenmiştir. Irak'ın o dönemki başbakanı Nuri Said'in yanı sıra, başta tereddüt eden İran Şahı ve Pakistan da Bağdat Paktı'na katılmıştır. Türkiye 1948'deki kuruluşundan sonra İsrail'i tanıyan ilk Müslüman ülke olmuştu. Fakat Müslüman ortaklarıyla girdiği bu savunma oluşumunun geliştirilmesinde kendisine verilen faal rol nedeniyle, Türkiye'nin İsrail'e yönelik bu ilk samimiyet gösterisi hızla söndü. Jerusalem Post için çalışan Türk-Yahudi gazeteci Adnan Menderes'e bunun sebebini sorduğunda, Türkiye başbakanı şu cevabı vermişti: "Yumurta kırmadan omlet yapılamaz (Jerusalem Post, 3 Kasım 2009)." Dolayısıyla DP'nin pratik tercihleri onu İsrail'in yerine Arapların yanına götürmüş bu da darbede İsrail'in rolüyle alakalı değerlendirmelere ve kimi iddialara konu olmuştur.


Özgürlük Filosu da işte böyle bir darbeden tam 50 yıl sonra Gazze sularına doğru yola çıkıyor.


Bu elbette ki remzi kader olabilir. Suriye ve Türkiye bir zamanlar darbeler ülkesiydi. Suriye önce duruldu ve darbeler ülkesi olarak anılmaktan kurtuldu. Türkiye de 27 Mayıs 1960 sürecinden itibaren darbeler türbülansına girdi ve bu türbülans 1971 ve 1980 darbeleriyle devam etti. En son olarak da 28 Şubat sürecini yaşadık. 28 Şubat süreci de aynı şekilde İsrail'in gizli olarak adı geçen süreçlerden birisiydi. Belki de bizim havli kuvvetimiz olmadan böyle bir darbenin yıldönümünde Gazze'ye doğru yola çıkıyoruz. Belki de 27 Mayıs darbenin yıldönümünde tarihin aslına dönüşü noktasında inşallah fetihlere şahit oluruz. Gazze'ye çıkan Özgürlük Kafilesinin çıkışının 27 Mayıs'a rastlaması kaderin bir cilvesi ve remzi olsa gerek.