Onlar değil mi

Nureddin Yıldız

araştırmacı yazar

Yahudi düşmanlığı akidemizin bir parçası mıdır? Elbette hayır. Biz, Allah'a davetle ve tatlı dil kullanmaya memur edilmiş bir ümmetiz. Havrasında Tevrat okuyan ve evinde sallanan Yahudi ile alıp veremeyeceğimiz olmaz. Yahudi ile de olmaz bir başkası ile de.

Gel gör ki, bir asra yakın zamandır ümmet olarak Yahudiler ile savaşıyoruz. Ordularıyla, desiseleriyle, medyasıyla, kulisleriyle, lobileriyle ümmetimizin en büyük düşmanı haline geldiler. Asırlarca Hıristiyanlarla uğraştılar. Onların ülkelerinden sürgünler yediler. Fırınlara atıldılar. Hıristiyanlar, onların elinden kurtulabilmek için iki tarafın da ortak düşmanı olan Müslümanları hedef edindiler. Hilafetimizin içini oymada, en mübarek topraklarımızı talan etmede kâh alenen kâh İngilizleri kullanarak, bazen de İngilizler onları kullanarak büyük bir düşmanlık içinde bulundular.

Biz, onları tanımıyor değildik aslında. Kur'an kaç asır önce, iman ehlinin en büyük düşmanı olarak onları bize tanıtmıştı. Kur'an, Medine'de kalınca ne dost bilebildik ne düşman. Başımıza gelmedik de kalmadı bu yüzden. Daha da ötesi, kitabımızın bize 'en hain' vasfıyla tanıttığı düşman, paramızın sahibi, çevremizin etkin hâkimi olarak önümüzde durunca kimileri için çok şey değişti. Düşmanlıklar Medine'de kaldı. Zoraki sevdaya tutuldular Yahudi'yle. Neredeyse onlara sevgi beslemeyenler ayıplanacak hale geldi.
Yahudileri, Kur'an'ın tanıttığı gibi tanımak zorundayız!

Onları tanımak zorundayız. Kur'an'ın tanıttığı gibi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hayatındaki Yahudiler gibi tanımalıyız onları. Onların Hayber'den sürülmeleri, Beni Kurayza'da yedikleri darbe unutabilecekleri türden değildir. Onlar, kim nasıl düşünürse düşünsün 'iman ehli için en tehlikeli düşmandırlar.' Onları Kur'an'ın tanıttığı gibi tanımadıkça sadece biz değil bütün insanlık sıkıntıdan kurtulamayacaktır. Kur'an, tarih kitabı değildir ama tarihin seyrine ait en büyük hakikatlere ışık tutmaktadır.

Ulu orta düşmanlık edemeyiz, gerçekleri bilmek ve o bilgimizi dikkate almak zorundayız. Meselemiz budur. Neden tarih tekerrür etsin? Geçmiş, hıyanetler, komplolarla doludur diye gelecekte mi öyle olacak?

Bir Müslüman olarak bizim Yahudilikle de Hıristiyanlıkla da bir alıp veremediğimiz yoktur. Kur'anımız bize yolumuzu göstermiştir. Parolamız da bellidir: Onların dini onlara bizim dinimiz bize. Yahudilerin, kendi dinlerini tahrif etmiş olmaları, Tevrat'tan istediklerini bırakıp, istemediklerini silmeleri, Allah'ın ahkâmı ile oynamaya kalkmaları onların kendi meselesidir. Onlarla ortak bir din bağımız olmadığı gibi, din anlayışları yüzünden onlarla savaşmakla da mükellef değiliz. Yahudiler ve Hıristiyanlar için aynı oranda geçerli bir ilkedir bu.

Bizi, kulluğumuzu eda edeceğimiz topraklarımızda rahat bırakmayan, aleyhimizde planları olan, yolumuza çukurlar kazan Yahudi ise konuştuğumuz o, bize kast etmiştir; ona karşı pek tabii olarak nefsi müdafaamız olacaktır. Yine de savaşımız, onun diniyle değil kendisiyledir. Yerinde duran, akidemizi ve amelimizi ilga etme hamlesi içinde olmayan Yahudi ile sosyal bağlarımızın devam etmesi muhtemeldir. Medine örneğinde olduğu gibi onlarla bir arada yaşamaya imza atmamız mümkündür. Osmanlı örneğinde olduğu gibi, onları bünyemize kabul etme imkânımız da vardır. Dinimiz ve bağrımız böyle bir kabule müsaittir. Zira bizde, onun dini olan Yahudiliğe ve onun şahsına bir düşmanlık yoktur. Muharref de olsa, onu diniyle baş başa bırakmak zorundayız.
Tarihte Yahudilerle ilk buluşmamız

Müslümanlar Yahudilerle ilk defa Medine'de buluştu. Onlar Medine'de önceden yaşıyorlardı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem oraya hicret edince, bütün Medine sakinlerini kuşatan bir anlaşma yapıldı. 'Medine Vesikası' olarak anılan bu anlaşmaya göre, Yahudiler de Müslümanlar gibi, normal bir vatandaş olarak yaşayacaklardı. Dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı hıyanet etmeyeceklerdi.

Yahudilerin, attıkları imzaya sadakatleri çok sürmedi. Mekkeli müşriklerin saldırılarında, Müslümanlara destek olmadıkları bir yana, müşriklere güç vermeye çalıştılar. Tam anlamıyla arkadan vurmaya kalkıştılar.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kararıyla Medine'den sürüldüler, çeşitli cezalara çarptırıldılar. En son Hayber'in fethiyle de tamamen uzaklaştırılmış oldular.
Yahudilerle Kudüs kesişmemiz

Mü'Minlerin ikinci halifesi Ömer bin Hattab radıyallahu anh döneminde Kudüs fethedildi. Şehrin anahtarlarını bizzat halife teslim aldı. Hicretin on altıncı yılında gerçekleşen bu fetihle beraber Kudüs İslam şehri oldu. Halife, orada yaşayanlar için bir belge tanzim etti. Onlara da yaşama hakkı tanıdı, müminlerin sosyal haklarından yararlanmalarını temin etti.

Medine'den sonra Yahudilerle yan yana gelişimiz ikinci kere Kudüs'te oldu.

Daha sonraki dönemlerde, onlarla orduların karşılaşması şeklinde bir vuruşma yakın asra kadar olmadı. Ama Yahudiler, Müslümanların gündeminden hiç düşmedi.

Abdullah bin Sebe'nin başını çektiği ve üçüncü halife Osman bin Affan radıyallahu anhın şehadetiyle başlayan fitne ateşinin tutuşmasında da onların gizli elleri hep var oldu. Yaşadıkları toprakların nimetlerine karşı nankörlükleri hiç bitmedi.

islami Sohbet - Dini Sohbet, islami Chat, islami Forum, Dini forum