Yoksulun sırtından doyan doyana

Osman Toprak

araştırmacı yazar

Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni genel başkanının yaslandığı temel politika, haramilerin saltanatına son verip yoksulların, ezilmişlerin, garibanların iktidarını kurmak şeklinde özetlenmektedir.

Başka bir açıdan iki temel görüş öne çıkıyor Gandi Kemal'le ilgili, birincisi; partisinde şimdi Ergenekon tam hakim oldu; ikincisi, bu parti iktidarın sırt çevirdiği yoksul kesimin gönlünü kazanacak.

Yoksul kesimin gönlünü kazanmak bahsinde -yoksulluk sadece maddî imkânsızlıklar değil, bu ülkenin nimetlerinden mahrum bırakılmaktır- Gandi Kemal, bu parti içinde seçilebilecek en uygun kişi idi. Yolsuzluklar üzerinden yaptığı vurgular ve bu konudaki tecrübeleri kendisine olağanüstü bir mevki, itibar kazandırdı.

Şimdi bu doğal mücadelesini yeni bir safhaya taşımak, iktidar partisini bilhassa bu cihetten yıpratmak için eline tarihî bir fırsat geçti. Benim bu meseledeki şahsî kanaatim şudur, kim bu ülkede tek kuruşluk dahi hırsızlık yaptıysa, yapıyorsa bu derhal ve bütün delilleriyle ortaya çıkarılmalı, hiçbir güç, makam, mevki, statü, siyasî unvan dikkate alınmaksızın bu kişi hakkında tek unvan olarak "hırsız" kabul edilmelidir. Elbette, bunu söylemekle, Gandi Kemal'in her açtığı dosyanın yüzde yüz öyle ve doğru olduğunu söylemiş olmuyoruz. Buradaki ince nokta, hırsızlık konusunda doğacak hassasiyete herkesin dikkat etmesi, bunu teşhiste ve tedavide hem adaletin hem de milletin etkin bir rol oynamasıdır. Doğru olan yol, devletin, milletin tek kuruşunu dahi haksız biçimde kursağından geçirenlerin bunun hesabını adalet, kanunlar ve hukuk önünde vermesidir. Bu konuda yeni dönemde açılacak her dosya anlaşılan çok gürültü koparacak.

Yalnız bu mesele işin sadece bir yönüdür. Milletimiz bunun hesabını sormasını elbette bilir. Fakat bir siyasetçi ve siyasî parti için asıl iş, ülkenin bütün meseleleri hakkında derinliğine tahlil, teşhis ve çözüm konusunda ehliyetli ve salahiyetli olmasıdır. Bu da bu ancak bugüne kadar, geniş bir kadro gücüne sahip siyasî hareketler ile mümkün olmuştur. Tek kişinin hakimiyetine, gücüne her şeyin ondan sorulmasına bir başka ifade ile diktatörlük denilmektedir. Her ne kadar bizde demokrasi kültürü hakim ise de, onun da hükmünün geçmediği yerler vardır.

Bir partinin siyasî kadrolarının asıl vasfı, birer kurt politikacı olmaları değil, ülkede bir işin, yönetimin başına geçecek kişinin en başta liyakate ve ehliyete sahip olmasıdır. Bu ülkenin en kurt politikacılarından birisi Süleyman Demirel'dir. Cumhuriyet tarihi aynı zamanda onun gelmelerinin ve gitmelerinin tarihi olarak yazılacaktır. Fakat bugün hiçbir kesim, kendisinin bu ülkeye yaptığı bir hayrı, bir yararı söyleyememektedir. Buna karşılık, Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın bir yılı bile bulmayan Başbakanlık süresindeki hizmetleri, sadece Türkiye'nin değil, başta İslâm dünyası olmak üzere bütün mazlumların saadeti ve kurtuluşu için kesin bir reçete ve umut olmuştur.

Bugün iktidar partisini eleştirenlerin söyledikleri husus, dünya nimetleri ve ülkenin kaynakları konusunda kendilerini, çevrelerini ihya ettikleridir. Burada elbette, kıymetli şairimiz Hüseyin Akın'ın, "Biz İhya okuduk, onlar ihya oldu!" başlığını ve yazısını hatırlamak üzerimize bir vecibedir.

İktidar partisine asıl sorulması gereken soru şudur, Türkiye'nin serveti, kaynakları, birikimi, kazancı, gücü, üretimi, varlığı kime, kimlere, nereye, nerelere aktarılmıştır ve halen aktarılmaktadır? Bu sorunun asıl gayesi, ülkenin imkânlarını belirli bir zümrenin veya dışarının emrine tahsis ve hatta onların yararına tahsil etmek değil, ülkenin gerçek sahibi olanların ülkenin imkânları konusunda niçin halen bir mahrumiyet içinde bulunduğunu anlamaktır.

Gandi Kemal, buna benzer bir yaklaşım göstermek istemiş, politikasını bunun üzerine inşa etmiştir. Yoksulların hakları konusunda kendince bir açılım ve atılım başlatmıştır. Ancak, hem kendisinin siyasî hayatı hem de partisinin köklü gelenekleri anlaşılan buna müsaade etmeyecektir. Bu ülkede hakikaten yoksulun, mazlumun, zayıfın, güçsüzün elinden tutacak, ülkenin kaynaklarını bu kesimlerle adil bir biçimde paylaşacak siyasî ve sosyal anlayış ancak Millî Görüş camiasında vardır.

Siyasîlerin ve partilerinin ülkenin meseleleri karşısında son derece donanımlı ve üretken olması zaruridir. Bugün Deniz Baykal'ın birkaç saat içinde silinip gitmesinin arkasında işte bu meselesizlik ve üretimsizlik vardır.

Yeni başkan rüzgârın etkisiyle biraz gürleyecek, biraz kükreyecek, birkaç güzel polemik cümlesi kuracak ancak, aynı meselesizlikten ve çözümsüzlükten tıkanma noktasına gelecektir. Milletimiz, aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz düsturunu ne unutmuş ne de birisi için bunu feda etmiştir. Yoksulluk Kitabı'nı bugüne kadar unutmayalım ki, siyasîler değil kıymetli hikâyecimiz Mustafa Kutlu yazmıştır.

Yoksulların gönlünü kazanmak isteyenler, bu ülkenin bereket kapılarını, rahmet iklimini hiçbir siyasî hesap ve kaygı gütmeksizin onlara açmak mecburiyetindedir. Çünkü bu ülkenin en çok onların hayır dualarına, gönülden sevgilerine ihtiyacı vardır.