Mescidi Aksada namaz kılmak

Ahmet Davudoğlu hakkında Arap basınında bazen efsaneler üretiyorlar, bunları okuyoruz. Elbette başarılı adamlar hakkında efsaneler üretilir. Zaman zaman Davudoğlu hakkında eleştiriler de kaleme aldık. Bu eleştirilerde bazı genel çizgilerine itirazımızı söyledik. Bunlar arasında Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapmak da vardı. Ermenistan gibi açılımları da eleştirdik. Elbette bu açılımlar muayyen bir biçimde Amerikan baskıları altında yapılmıştır. İşin o kısmı hükümeti daha fazla ilgilendirirken işin Azerbaycan kısmı da bizi ilgilendiriyordu. Nitekim, Ermenistan açılımı açılım olmaktan çıktı ve yarım kaldı ve kesintiye uğradı. Bu belliydi. Bundan dolayı belki bazı eleştirilerimizden alınmış da olabilir. Lakin eleştiri bir haktır ve biz de bunu bir görev bilinciyle yaptık ve yapıyoruz. Bazen eleştiriler haklı olduğu gibi bazen yanlış da olabilir. Lakin bu bizden müspet eleştiri hakkını almaz. Şimdi İsrail-Suriye arabuluculuğu ekseninde kalanlar Ahmet Davudoğlu'na karşı kazan kaldırmış durumdalar. Bu bağlamda, Akif Beki bazı 'laik' kesimlerin eleştirilerini ihtiva eden ve hatta onları da geçen bir kısım tenkitler yöneltmiş. Tenkitler işin özüyle alakalı. Özellikle eleştiriler İslami eksen ve aktif politikaları üzerine yoğunlaşıyor. Bunlardan birisi de Aksa'da namaz kılma arzusuyla alakalı. Aktif siyaset izlerken elbette ki maksadı aşan yönler de olabilir. Lakin Davudoğlu'nun takdir edilmesi gereken yönlerinden birisi teorisyenliğinin yanında pratisyen de olması ve ciddiyeti ve ilgilendiği meselelerde geniş ve derin ufkudur. Lakin fikri sabiteleri veya idealleri olmayanların ya da AKP'nin eyyamcı kanadını temsil edenlerin kendisine yönelik inceden inceye diş biledikleri ve gıcırdattıkları da söylenebilir. Bunlar fırsat buldukça ve bazen de sıkıntı baş gösterdikçe politikanın temellerini sorgulamaktan geri durmayacaklardır. Nitekim de öyle olmaktadır. Bu temeller de sadece tortu şeklinde kalan İslami hassasiyettir.

Bunlardan birisi Davudoğlu'nun bazı Arap temsilcileriyle buluşmasında özgürlüğüne kavuşmuş Aksa Camii'nde hep birlikte namaz kılma arzusunu dile getirmesi ve bunun da deşifre olmasıdır. Görevi ve bağlantıları ne olursa olsun sıradan bir dindarın ve bir Müslümanın en hararetli arzularından birisi özgürlüğüne kavuşturulmuş Mescid-i Aksa'da namaz kılmak değil midir? Davudoğlu neden bir istisna olsun? Kaldı ki, özellikle İsrail sağında Mescid-i Aksa yerinde yapılması tasarlanan Süleyman Tapınağı'nda ibadet etmek istemeyen birisi var mıdır? Zannetmiyoruz. Zaten bunun hayalini kuran liderlerimiz ve hariciye vekillerimiz olmadan Aksa asla bağımsızlığına kavuşturulamaz. Mesele önce hayal dünyasında başlar ve sonra gerçekler dünyasına akseder. Mescid-i Aksa konusunda hiç bedel ödemeyecek miyiz? Varsın Ahmet Davudoğlu da bu rüyayı gerçekleştirme sürecinde sıkıntılar çeksin. Ve bu sıkıntılar içinde velev ki koltuğunu kaybetme seçeneği de olsun. Lakin bu arkasından gelenleri daha fazla kamçılamayacak ve bileyecek midir? Kaldı ki, bu konuda sırasını savanlar olduğu gibi sırasını bekleyenler de bulunmaktadır. Kral Faysal, Mescid-i Aksa rüyasına kurban gitmiştir. O da kurtarılmış Mescid-i Aksa'da namaz kılma rüyasını görenlerden birisiydi. Kissinger gibilerinin gadrine uğruda. Ve Kral Faysal dünyaya ibret alem yapıldı. Lakin Kral Faysal gidince Aksa davası bitti mi? Sedat'ın danışmanlarından Hafız İsmail ile Kissinger arasında iki defa gizli görüşme yapılır. Bunlardan birisi 15 Şubat diğeri de 11 Nisan 1973 tarihlidir. Kral Faysal bu tarihlerde Nixon'dan bir taahhüt koparmıştır. Taahhüde göre, İsrail 1967'de işgal ettiği topraklardan çekilecek ve Kudüs'ü de Filistinlilere iade edecektir. Buna mukabil, Sovyet uzmanları Mısır'dan kovulacak ve çıkartılacaktır. Böylece Kral Faysal, yetim Mescid-i Aksa'da namaz kılacaktır. Lakin ne olduysa sonrasında her şey ters gitmeye başlar. ABD sözlerini unutur ve Kral Faysal 1975 yılında yeğeni tarafından öldürülür ve Nixon'da Watergate komplosuna kurban gider. O da koltuğundan olur. Bunlar tarihte yanlışı düzeltme uğruna ödenen bazı bedellerdir. Gelecekte de benzerleri ödenebilir ve ödenmelidir. Lakin bu bizi gayemizden saptıramaz ve saptırmamalı. Belki içerideki gizli monşerleri kızdıran ve rahatlarını bozan ve kaçıran hususlardan birisi de Arap Birliği ile ortaklıktır. Bu konuda da AKP içindeki monşerler rahatsız görünüyorlar. Bir biçimde de rahatsızlıklarını dışa vuruyorlar. Başbakan monşerlerden şikayet ediyor. Biraz sağına soluna baksa daha iyi olmaz mı? İlla Kılıçdaroğlu mu hatırlatmalı? Monşerlere karşı Davudoğlu'nu korumak kollamak başbakanın başlıca görevi değil midir? Yoksa yine içten rahatsız olan arkadaşlardan birisi " Beki, de ki' faslında mı konuşmaktadır?
Mustafa Özcan

araştırmacı yazar