En güzel Müslümanlık değerlerimiz

İslam dinimiz, Müslümanlık adımızdır. Müslüman adını paylaştığımız bütün insanlarla kardeşiz. Onlarla meydana gelen beraberliğimizin adı 'cemaattir.' Bu cemaatin rengi, dili, soyu, ülkesi yoktur. Bütün yeryüzü cemaatin vatanıdır. Âdemoğlu olan herkes, iman esaslarında beraber olduğu sürece cemaatin ferdidir. Kimse kimseyi cemaate sokmaya veya cemaatten çıkarmaya hak sahibi değildir.
Cemaatin içinde olmayı, imanı korumanın en önemli şartlarından görürüz. Dışarıda kalmayı şeytanın tuzakları arasında kalmak olarak görürüz. Fitne fesada, huzursuzluğa rağmen cemaatte olmayı yeğleriz. Bir karış bile olsa dışarıda kalmayı kabullenemeyiz. Becerebildiğimiz kadar ıslah etmeye çalışırız. Islahı mümkün olmayan şartlarda ise, asla sadık kalır, üzerimize düşen vazifeleri yerine getirir ve Rabbimizden ecrimizi bekleriz. Başı sıkışınca kaçan mümin olmaktansa, tek kalsa bile terk etmeyen vefa sahibi mümin olmaya çalışırız.
Allah'a feda edemeyeceğimiz hiçbir şey olamaz

Dinimizin yayılması, insanlara ilim öğretilmesi, nasihat edilmesi ve onların dertleri ile ilgilenilmesi gibi mecburi görevlerimiz vardır. Allah için ve O'nun yolunda olduktan sonra feda edemeyeceğimiz şey yoktur.
Bizim Müslüman olmamıza ve dinini ilk kaynağındaki saflığı ile bilen kimseler olarak yaşamamıza vesile olanların üzerimizdeki emeğini düşünmemiz bile, bizim de dinimizi bir sonraki nesillere taşımada ne denli ciddi sorumluluklar altında olduğumuzu anlamamız için yeterlidir. Dini, adı 'din görevlisi' olan küçük bir zümreye havale edemeyiz. Onların yapacakları hizmet ne bizim sorumluluğumuzu kaldırır, ne de dinin bir çağdan öbür çağa eksiksiz taşınmasını sağlar. Herkes dininin görevlisi, hizmetkârıdır. Malı olan malı ile malı olmayan bedeni ile dili olan dili ile hizmet etmelidir. Gündüzü geceye, geceyi gündüze katarak uykudan, geziden, zevklerden feragat ederek... Herkes neyi becerebiliyorsa onunla çalışmaya katılacak ve her şeyden de önemlisi, ecrini Allah'tan bekleyerek çalışacak. İçerideki ve dışarıdaki sıkıntıları, kafa döndüren sorunları yok sayacak. Yılmadan, korkmadan ve büyük bir sabırla cemaat adamı olmak hedefimizdir.
Birbirimizi tekfir etmeyiz!

Birbirimizi tekfir etmeyiz. Gerek kendi aramızda ve gerekse dışımızdakiler için en esnek ölçüleri kullanırız. İkinci bir gerekçeye bakmadan imandan ötürü birbirimizi sever, yardımlaşırız. Hedefimiz kaybetmek değil, bir kişi de olsa kazanmaktır. Bir müminin diğer müminin imanını yok saymasına 'tekfir etme' denir ki, olgun bir mümin olarak böyle bir hatayı irtikâp etmeyiz. İnsanların hatalarını Allah'a havale ederiz. Biz üzerimize düşen iyiliği emir, kötülüğü engelleme vazifemizi kusursuz yapmaya gayret ederiz. Bir müminin eylemleri arasında iyiye yorumlanabilecekleri öne çıkarırız. Alenen küfür bataklığına düşene hoş bakmayacağımız gibi, iman dairesinde olduğu muhtemel olanı da daire dışına atarak aşırılaşmayız. Küfürden ve şirkten kendimiz için Allah'a sığındığımız gibi, diğer kardeşlerimiz için de sığınırız. İman kardeşliğimizin kıymetini biliriz. Mümini severiz, müminlerin bizi sevmesi için uğraşırız.
Sevmek ve sevilmek, kardeş olmak insan kalbinin fonksiyonlarındandır. Kalp ise, iman hakikatinin merkezidir. Orada olup biten her şey gibi, sevmek de iman ile bağlantılı; ecri veya vebali olan işlerdendir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Ensar hakkında: "Onları ancak mümin sever ve onlara ancak münafık buğz eder." buyurmuştur. Başka bir hadislerinde de, bir insanın sevdiğini sadece Allah Teâlâ için sevmesini "imanın tadına varmak" olarak tarif etmiştir. Ebu Davud'un rivayet ettiği bir hadiste de sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: "Allah için seven, Allah için buğz eden, Allah için veren, Allah için alıkoyan imanını kemale erdirmiştir." buyurmuştur.
Müslim'in Ebu Hureyre'den rivayet ettiği bir hadiste ise sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Allah rızası uğrundaki sevmeyi cennete giden yol güzergâhında anmaktadır: "Ruhumu elinde tutan Allah'a yemin ederim ki; iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın."
Buna göre "Allah için sevmemiz" ve "Allah yolunda sevdiklerimiz" imanımızla bağlantısı olan, dolayısıyla bizi Allah'a yaklaştıranlar listesindedir. Bu yapıda oluşan kardeşliğimizi ve kardeşlerimizi korunması zorunlu önceliklerimize, imanî muhtevalı gündemimize koymak zorundayız. Allah'a imandan sonra, yeryüzü şartlarında müminleri ayakta tutan ve cemaat olma, farklı olma özelliğini koruyan unsur kardeşlik ve o kardeşliğin gerekleridir.
Bütün ibadetlerde olduğu gibi, 'Allah için sevme'nin de, ona ibadet kimliği kazandıracak şartları vardır:
Yalnız Allah için olan sevgi, ırk, renk ve ülke etkisinde olmamalıdır. Gurup, cemaat, akrabalık gibi bir daire ile daraltılmamalıdır.
Allah'a isyan olan bir eksende oluşmamalıdır.
Kenetlenme ve nasihat ilkesi etrafında yoğunlaşmalıdır.
Seven sevdiğine sevgisini iletmelidir.
Allah yolunda olan sevgiyi "Allah yolu" ile bağlantılı yapan en önemli göstergelerden birisi de sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şu hadisidir: "Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olamaz." Birbirlerini Allah için sevenler, aralarında bu sevginin kökleşmesi için gerekli maddi sebeplere de önem vermelidirler: selam, hediyeleşme, fedakârlık, ziyaretleşme, zor vakitlerde ilgi, alaka, dua, ikram... Gıyabında kardeşi müdafaa etme...
Evlilikten ticarete varıncaya kadar sosyal ilişkilerimizde de kardeşliğimiz ve kardeşlerimiz öne çıkmalı, onlar ilk tercihimiz olmalıdır. Ancak, müminin her zamanki ölçüsünün: "Ne zarar vermek ne de zarar görmek"ten uzak kalmak olduğu asla unutulmamalıdır. Şeytan ve nefislere yol açacak ihmallerden ve hatalardan uzak durulmalıdır. Zarar vermek de yok zarar görmek de...
Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, severken de, buğz ederken de belli bir mesafenin korunmasını, sonra sıkıntı doğuracak aşırılıklardan kaçınılmasını tembih etmiştir. Duygusal hareketlerden ve fevri kararlardan uzak durulmalıdır. İstişaresiz iş yapmak, tecrübeyi, birikimi görmezlikten gelmek mümine yaraşmayan uygulamalardır.
Müslüman'ın Müslüman kardeşi üzerinde altı hakkı vardır. Bu haklar kardeşlik ve sevginin yürüyebilmesinin şartlarındandır: selam, davete icabet, nasihat talebine cevap, hapşırması halinde dua, hastalığında ziyaret, ölümünde cenazesine iştirak.
Teşvik edilen Kardeş; akıllı, ahlaklı, fıskı ve bid'ati olmayan, dünyalık delisi olmayandır. Onu arayıp bulmak ve öyle olmak zorundayız.
Örneğimiz; Ashab-ı Kiram'dır!

Cemaatİmİzİn temel karakteri Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ve ashabının izinden gitmektir. Bu nedenle de adı 'Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat' olmuştur. Örneğimiz, çağ hangi çağ olursa olsun ashab-ı kiramdır. Cemaatin mevcut haline değil, Uhud'daki, Mute'deki, Mekke'deki, Medine'deki haline bakarız. Geçinebilen ve kendisi ile geçinilebilen bir mümin olmadıkça hayırda olmayacağımızı biliriz. Sorun üreten değil, sorun halleden mümin olmak esastır. Müslüman'ız. Sünnet ehliyiz. Cemaat ehliyiz.
Sabır, vazgeçilmez ufkumuzdur!

Dİnİmİzİ ve dünyamızı yaşarken Sabır vazgeçilmez ufkumuzdur. Yapabildiğimiz kadar değil, gerektiği kadar sabır. Sabır her yerde ve bütün zamanlarda, insan için ve onun eylemleri içindir. Aceleci yaratılmış, her şeyi istediği an elde etmek isteyen, tamahkâr insan içindir. Sabır da insanın bu yönünü ıslah içindir. Sabır din içindir, dünya içindir. İstikrarlı ve başarılı bir hayat da onunla mümkündür, Allah'ın yardımı da... Mümin, muhakkak olaylardan daha büyük olmalıdır. Sıkıntılardan da zevklerden de büyük olmalıdır.
Sabır sadece zorluklara karşı değildir. İmtihan için olan her şeyde sabır aynı derecede gereklidir. Acılı anlarda sabrı hatırlamak ne ise, keyifli anlarda da hatırlamak odur. Abdurrahman bin Avf radiyallahu anh diyor ki: "Zorluklarla sınandık, sabrettik. Ama nimetlerle sınanınca sabredemedik." Allah'ın haram ettiği ve kullarının kerih gördüğü çirkinliklere yaklaşmamak için sabretmelidir. Haramın bütün cazibesine karşı direnmesini bilmek ve cehennemin sanki çiçeklerle kuşatılmış olduğunu idrak etmek gerekir. Bütün türleri ile haramlara ve çirkinliklere karşı sabır ehli olabilmek, şeytanın ve batılın neden yaratıldığını kavramış bir mümin için daha da büyük bir önem taşır.
Sabır, bir yaşam tarzı, bir eğitim metodu olduğuna göre, çevre ve benimseyenlerini arar. Müminler birbirlerine sabrı tavsiye etmeli, sabra zemin oluşturmalıdırlar ki sabır, bir yaşam tarzı olarak benliklere yerleşsin. Sabırla ilgili duaları sık sık tekrar etmek, sabrı anlatan ayetleri ve örnek insanların hayatlarını öğrenmek gerekir. Ve sabır mücerret bir teslimiyet değildir. Sabır, beşeri gücümüzün bittiği yerde rıza göstermek ve Allah'tan beklemektir. Bunun için de: Haramların işlenmesini engelleyecek gücü olup da onu kullanmayıp beklemek, sabretmek(!) haramdır.
İbadetsizliğe ve imanın pas tutmasına, tembelliğe, ömrün boş işlerde heder edilmesine karşı sabır(!) haramdır. Zelil bir hayat yaşamaya neden olacak hatalara karşı sessizlik (sabır!) haramdır. Eldeki imkânlara rağmen zulme rıza veya zulme seyirci olmak gibi bir tavrı "sabır" kılıfı ile gizlemek de kabullenilemez. Peygamber aleyhisselam efendimiz, "Sabır ilk darbe anındadır." diyor. Vakti geçtikten sonra artık onun adı sabır olmaz.

Nureddin Yıldız

araştırmacı yazar