Damara basmadan

İnsan aciz, zayıftır, dolayısıyla beşer şaşar demişler. Hata ve kusurları düzeltirken, damara dokunmamak, nasırına basmamak gerekir. Yani, hatayı düzeltirken kırıcı olmamalı.

Eğer birisi bir hata etmişse, onu kırarak düzeltmeye çalışmak iki hatadır. Birisinin hatasını, bilhassa yakınlarının veya başkalarının yanında yüzüne vurma yüzsüzlüğü yapılmamalı. Zira, o halde, aksülamel yapar, damara dokundurur, hatasını ya inkâr eder veya hatalarını müdafaa pozisyonuna düşer. Veya size cephe alır. Bu da azim bir hatadır.

Birisi, Hz. Ali’ye (ra) topluluk içinde demiş ki:

“Bir kusûrun var, söyleyeyim mi?”

“Hayır, burada söyleme, gel dışarıda söyle!”

Dışarıda söylemiş o da. Hz. Ali (ra):

“Haklısın, Allah razı olsun, kendimi düzeltmeye çalışayım!” demiş. Bu sefer adam:

“İçeride de aynı şeyi söyleyecektim, neden orada razı olmadın?”

“Ola ki, topluluk içinde nefsime ağır gelir ve nefsimi müdafaa ederdim!”

***

Yine Hz. Ali’nin (ra) oğullarından Hz. Hasan (ra) ve Hüseyin’in (ra), bir ihtiyar adama verdikleri ders, tebliğ ve eğitim psikolojisi açısından tâzeliğini hiçbir zaman kaybetmeyecektir.

Yaşlı bir adamın, abdesti yanlış aldığını görürler. Onu ikaz etmek için şöyle bir yol seçerler:

İçlerinden biri yaşlı adama hitaben:

“Amca, kardeşim abdesti yanlış aldığımı söylüyor, ben ise onun yanlış aldığını söylüyorum. Biz abdest alalım, sen bizi takip et, kimin yanlış aldığını söyle, kendimizi düzeltelim!”

Abdestin sonunda, yaşlı adam şöyle der:

“Çocuklar, yanlış olan sizin abdest alışınız değil, benim abdestim!..”

***

Unutmayın, siz başkalarının kusur ve hatalarını ortaya çıkarıp yaymakla vazifelendirilmiş değilsiniz. Üstelik bu, o kişi orada hazır olmadığında, dedikodu, gıybete girer. Gıybet ise, ateşin odunu yeyip bitirmesi, güneşin buzu eritmesi gibi; sizin iyi amellerinizi, sevaplarınızı yer bitirir ve eritir.

Ancak, asıl vazifemiz, “Kusurları örtmek, eksikleri tamamlamak, hizmetlerine yardım etmek”tir.



Ali Ferşadoğlu