Bugünkü medeniyetin üstadı Müslümanlardır


Bir zamanlar Kurtuba'nın Avrupa'nın bilgi kaynağı, bilgi merkezi olduğunu biliyor muydunuz?
Ya Kurtuba'daki kitap sayısının altı yüz bin cild olduğunu?
Hıristiyanların bu kitapları istiladan sonra tepeler dolusu yakıp yaktığını?
Bugünkü Batı medeniyetinin varlığını İslâm medeniyetine borçlu olduğunu?
Tarihsel süreçte Müslümanlar gittikleri her yerde Müslümanlığın kök salmasıyla İslâm müesseseleri inşa ediliyor, camiler ve medreseler kuruluyor, camiler birere insan kaynağı, medreseler birer nur çağlayanı hâlinde yaşıyordu.
Müslümanlar seyahat ediyor ve İslâm dinini uzak şarkın en ücra sahalarına, Cavalara, sulu denizlerine götürürken uzak şarkın irfanını alıp getiriyor, Yunan, Roma aleminin sanat, edebiyat, ilim ve sanayiine varis olarak bunları işliyorken şimali Afrika'da bilhassa Kartaca'da rast geldikleri ziraat, riyaziyat, tıp, nebatat artıklarını toplayarak benimsiyor; Bizans ve Hindistan'dan hareket eden kervanlar yazma eserlerle beraber her yardan nebatat medeniyet numunelerini taşıyıp getiriyorlardı.
Maden numunelerini toplamak için ömrünün kırk yılını vakfeden bir Müslüman âlimin yanı başında bütün İslâm aleminin nebatatını kaydeden, Yunanistan ve Endülüs çiçeklerini Hindistan ve İran çiçekleriyle mukayese eden en ince ilim adamları hep bu medeniyet manzumesi için çalışıyorlardı.
Bu ilim susuzluğu, bu kültür ihtirası neticesinde her yerde kütüphaneler kuruluyor, rasadhaneler yükseliyor, insanları ve bütün beşeriyeti alâkadar eden her mevzu en geniş alâka ile takip olunuyor, her mesele konuşuluyor; her mesele, daha önce Yunan, Roma veya İskenderiye'de eşi görülmeyen aşk ve şevkle, en dürüst araştırma zihniyeti ile inceleniyor. İslâm âlimleri her şeyi düşünerek, araştırarak, ölçerek, tartarak, hesaplayarak tetkik ediyorlardı.
Neticede bugünkü medeniyet, heyet, nebatat, kimya, hukuk, riyaziyat, tıb, felsefe ve şair vadilerdeki bütün baş derslerini Müslümanlardan alıp öğrenmiş ve bu dersler üzerine kurulmuştur. Bugün bile İslâm medeniyetinin kurulduğu bir Avrupa yurdunda, yâni İspanya'da bu medeniyetin hâlâ geçilemediğini görüyoruz. İslâm hâkimiyeti sıralarında Tuleytıla ve Kurtuba birer milyon nüfusluk şehirlerdir. Bugün bunlar ancak İslâm medeniyetinin enkazıyla yaşayan birer harabedir. Hâlbuki Kurtuba bir zamanlar bütün Avrupa'nın bilgi kaynağı idi ve altı yüz bin cildli yetmiş kütüphanesi ile meşhurdu. Bugün de Işbilye güzel bir şehirdir. Fakat şehre hâkim olan "Giralda" eski camiin minaresi ve rasad merkezi idi. Bugün de İspanya'yı ziyaret edenler, Elhamra'yı ziyaret ediyorlar ve Kurtuba'nın şimdi irfan merkezi değil, bir irfan harabesi dahi olmadığını görüyorlar!..
Amerika'nın kâşifi Kristof Kolomb, Portekiz'in cenubundaki Vincent'de ders veren İslâm âlimlerinin derslerinden istifade ederek Bettanî'nin astronomik hesaplarına dayanan eserlerinin tercümelerini gördükten sonra seyahate çıkmış ve Amerika'yı keşfetmişti.
O zaman İslâm ilimleri Avrupa'nın her tarafına kaçırılıyor, tetkik ediliyor, tercüme olunuyor ve hazmediliyordu. Bu yolda sarf olunan beş asırlık mesai sayesinde Avrupa, İslâm medeniyetinin esasları üzerinde yeni medeniyetler kurmaya başladı. Fakat 1600 senesinden evvel bütün Hıristiyan Avrupa'nın ilim âleminde bir İslâm âlimine bağlı olmayan tek bir âlim ismi yoktu.
Regiamontanus'un üstadı Bettani, Kepler'in üstadı İbni Yunus, Vesailus'un üstadı Ramiz idi. Fakat bütün bu İslâm âlimlerinin en büyüğü, Avrupalılarca Elhâzin ismiyle tanınan, İbnü'l-Heysem idi...
Bundan başka Hıristiyanlığın en büyük şairin Dante tarafından yazılan İlâhi Komedi'nin on üçüncü asrın Müslümanlarının birinden mülhem olduğu tahakkuk ediyor. Bu yüzden Wiedeman büyük İslâm âlimlerinin "harikulâde büyük hizmetlerini, Newton, Faraday, Röntgen gibi alemdarların hizmetleriyle ölçülüyor."
Almanya İmparatoru ve iki Sicilya kralı Hıristiyan Fredrik'in (1212-1250) Müslümanlara karşı samimî sahabet göstermesi ve iki Sicilya'da Müslüman nazırlarını Hıristiyanlara üstün tutması sayesinde cenubî İtalya'da ilim hareketi birdenbire ilerlediği görülmüş ve bu sayede Avrupa irfanı tarihinde yeni bir devre açılmıştır. Çünkü yalnız burada Yunan, Lâtin ve İslâm kültürü emniyet huzura kavuşabiliyordu.
İslâm irfanı bu yol ile de Avrupa'ya hulûl ediyorken Roger Bacon'dan önce İngiltere'nin en büyük ilim adamı sayılan ve Bath şehrinde yetişen Adelard'ın Endülüs, Suriye ve Sicilya'da yaptığı uzun seyahatlerden sonra İngiltere'ye yeni ihtisas ve yeni heyeti götürdüğünü ve İngiltere'nin on ikinci asır tarihinde yeni bir ilim hareketine rehber olduğunu görüyoruz.
Hülâsa, İslâm âleminin Hıristiyanlık üzerine yaptığı tesir, her şeyden önce dünyayı yaşanacak hale getiren tesirdi. Bu tesirin ilk ve en sürekli neticesi Avrupa'da ticaret ve imalâtın canlanması, servetin ve kudretin tacirlerde ve şehirlerde temerküz etmesidir. Bu sayede Marsilya, Arles ve Nis şehirleri zenginleşmiş, kültürleşmiş, buralarda cümhuriyetler teessüs etmiş, Amalfi, Salerno ve Napoli bunları takip etmiş, bu şehirler Papaları lânetine uğramaktan korkmayarak 875'te İslâm hâkimiyeti altında yaşayan Sicilya ile ittifak etmiş, daha sonra Pisa, Cenova ve Venedik zenginleşmiş ve böylece bütün bu şehirler Müslümanlarla ticaret yaparak yükselmişti.
"Salernoda gerçi dokuzuncu asırda bir üniversite, Bologne'de onuncu asırda bir hukuk mektebi bulunuyordu. Fakat on birinci ve on ikinci asırlarda İslâm Kurtuba, Tuyetıla ve İşbilye'nin ilham ettiği bilgi aşkıyla Paris, Oxford ve Cambridge'de üniversite hayatının mukaddematı baş göstermiş ve İslâm Endülüs'ün bu yavruları ancak Endülüs'te Müslüman üstadlardan tahsil gören Yahudilerden ders okuyarak tefeyyüz etmişti."
Avrupa'nın terakkisinde Ehli Salip muharebelerinin de mühim bir âmil olduğu nazarı dikkate alınmalıdır. Bu harpler vesilesiyle Hıristiyanlık âlemiyle İslâm âlemi arasında daha yakından husule gelen fikrî münasebat, hukukta, medeniyette, ticarette, elhasıl hayatın her sahasında ciddî tesirler göstermiş, oralarda yeni tesisat ve inkılâbatı hazırlamıştır.
İşte İslâm dini, İslâm kültürü, İslâm medeniyeti dünyayı bu şekilde sarmış ve tesirini bütün dünya üzerinden bu şekilde göstermişti. Bu büyük medeniyet hamlesi içinde Türklerin emeği, hizmeti son derece büyüktür. Çünkü Türkler tâ başlangıçtan İslâm davasını benimsemiş ve bu davaya ilim ve medeniyetin her vadisinde hizmet etmiş, bu davayı en müthiş buhranlardan kurtararak onu ilerletmiş ve yükseltmiştir. Türklerin bu yüksek medenî hizmeti, yalnız İslâm âlemine değil, bütün insanlık âlemine mal olmuştur. İslâmın teali devri Türklerin büyük muvaffakiyetlerine en muazzam borcu taşır ve bu borcu tanır."
Bunlar bütünüyle katıldığımız ifadelerdir. Dahası, 1940'lı yıllarda Ömer Rıza ve Eşref Edib tarafından kaleme alınmıştır. Siz de bu satırlardan mücehhez olan eseri görmek isterseniz 1940'lı yıllarda Oryantalistlerin hazırladığı "İslâm Ansiklopedisi" ne alternatif olarak yayınlanan "İslâm-Türk Ansiklopedisi"ne bakmalısınız...


Fahri Güven

araştırmacı yazar