İtaatin önemi ve değeri

İnsan olmanın en tabii sonuçlarından biri, toplu yaşama tarzımızdır. Başı ve yaşam tarzı olan bir hayat sürmek insanın temel karakterlerindendir. İnsan için münferit olmak tabii olmadığı gibi başsızlık da tabii değildir. Muayyen ilkelerle bir başın organları olarak yaşamak insan için zorunluluktur. Bir arada olmanın ilk örneği olan evden müşterek bir geziye kadar her yerde insan, kurallara ve o kuralları işletecek bir idareye mecburdur. Bu idarenin bir müdür odası, bir sekreteri olması da şart değildir. Küçük bir bakkal dükkânında bile alış verişin yöneteni vardır. Bir ekmek büfesinin önünde ekmek almak için bekleyenler arasında zımnen kabullenilmiş yönetim göze çarpar. Birden fazla insandan söz ettiğimiz her alanda bir yöneten, bir yönetilen bulunacağına göre yönetilenin yönetenle ilişkilerini belirleyecek bir kurallar manzumesinden de söz etmek gerekmektedir. İtaatin eni boyu belli olmalıdır. İnsan için kör bir itaati uygun görmek mümkün değildir. Kime ne kadar itaat edeceğini bilemiyor olması insan için keşmekeş anlamına gelir.
Sınırsız itaat, yalnızca Allah'adır!

İnsan, sadece Allah'a kuldur. Sınırsız bir itaati de sadece kulluğunun gereği olarak Allah'a ve O'nun peygamberine yapabilir. Kendisi gibi beşer olanlara sınırsız bir itaatle bağlanması makul değildir. Siyasi oluşumdaki yeri, aile içindeki kimliği, sosyal örfün etkisindeki durumu, ölçüsüz bir itaatle boyun bükmesine gerekçe olamaz. İtaatin dini bir boyut taşıyor olması, itaate muhatabın insan olması halinde sınırsızlığı gerektirmemektedir. Mesela, Müslümanlar için Hilafet makamı, en üst otoriteyi temsil etmektedir.
'Halife' kelimesinin içeriğinde vekâlet etme vardır. Bu vekâlet de bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme vekâlettir. Buna göre, Halife'nin huzurunda duran bir Müslüman, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin makamını temsil eden bir yetkilinin huzurunda durmaktadır. Buna rağmen, Halife'nin önünde Müslüman, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin önündeki duruşla durmaz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme 'neden, niçin?' gibi sorular sormadan, tam bir teslimiyetle teslim olmak gerekirken, onu temsil eden makamın önünde, 'neden ve niçin' sorularının sorulabileceği bir duruşla durur. Bizzat hadisi şerifler, mü'minleri böyle bir itaate yönlendirmiştir. Çünkü yöneten durumunda olan hiçbir insan için masumluk yoktur. Tek bir masum vardı; ona da o masumluğuna uygun bir itaat yapılıyordu.
Kadının, eşine itaati; Halife'ye olan itaatten daha kapsamlıdır

İtaatten söz edildiğinde akla ilk gelenin, devlet otoritesini temsil edenlere veya kanunlara itaat etmenin anlaşılması itaatin alanını daraltmaktadır. İnsanın ikinci bir insanın önünde emir alır durumda olduğu her durum itaat kapsamına girmektedir. Özellikle aile ilişkilerinde, ebeveyn çocuk ilişkisinde bir itaat söz konusudur. Çocukların ebeveyne itaatinin uhrevi boyutu, kişinin kanunlara veya Halife'ye itaatinden çok daha kapsamlıdır. Halife'ye itaat için bir yorum getirilebilirken ebeveyne itaatte hiçbir yorum getirme imkânı yoktur. Kadının eşine olan itaati de böyledir.
Kural şudur!

İtaatin hangi alanı olursa olsun, beşerin beşer önündeki itaatinde en temel kural şudur:
İtaat makul olandadır. Çılgın bir itaat dini kalıplardan bir kalıba oturtulamaz.
Üç kişinin bir yolculuğa çıkması halinde bile, aralarından birini yol emiri olarak belirlemeleri nebevi bir metottur. (Ebu Davud, Cihad, 87- 2608)
Organizeli ve organizeye bağlı olma konusunda İslam'ın hassasiyetini açıklaması bakımından bu kural oldukça önemlidir. Bunun yanında itaati ısrarla emreden hadisler de meselenin diğer boyutunu izah etmektedir. Ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır:
İslam, Müslümanlardan organizeli olmalarını istemektedir.
Organize bir lideri veya yönlendiren birini zorunlu hale getirmektedir.
Lidere veya organize edene itaat mecburiyeti vardır.
Allah ve Resûlü dışında hiç kimseye kayıtsız bir itaat söz konusu değildir.
İtaat, makul ve meşru işlerdedir.
Eşlerin ve ebeveynin emir verme ve itaat bekleme haklarını kullanırken, Allah Teâlâ'nın onlara tanıdığı yetkiyi kullandıkları halde, yine Allah Teâlâ'nın emredilen üzerinde gözetilmesini istediği şartları da dikkate almaları gerekir. İnsana altından kalkamayacağı şeylerin emredilmesi bir zulümdür. Zulüm ise haramdır. Eşler, birbirlerine zulüm olan taleplerde bulunmamalıdırlar. Aynı şekilde anne ve babalar da onların önüne konan itaat dairesinin genişliğine bakarak, kendilerini sınırsız ve kuralsız görmeleri doğru değildir.


Nureddin Yıldız

araştırmacı yazar