İmanı olan mutlaka sosyal olandır
Dini ciddiye almadan insanı, toplumu, tarihi, siyaseti hakkıyla okuyabileceğini bilimsel objektiflik adına iddia edenler çıkabiliyor. İdeolojinin kör noktası insanın görüş açısını böyle daraltır işte.
Sosyal bilimlerin temel kabulu olan “Dinî olan sosyal olandır” hükmüne sırtını çeviren her insan, anlamayı zorlaştırmaya mahkum eder kendisini.
Bu gerçeği kabul etmek için mü’min olmak ve hatta Allah’a inanmak da gerekmez. Sosyal bilimler malûm olduğu üzere topluma ait olanı, toplumsal dinamikleri, kültürü şekillendiren etmenleri çalışır. Bu yüzden din, sosyal bilimlerin ilgi alanına girecek en önemli konuların başında gelmektedir.
Çünkü dinin insan ve toplum hayatında oynadığı rol idrak edilmeden temel tarihsel olaylar sağlıklı okunamaz. Tarihin seyrini değiştiren bir Musa’yı (as), bir İsa’yı (as) ve Muhammed (sas)’i anlamadan gerçek tarih analizleri yapılamaz.
Meseleyi açalım. Dindar Musevîleri ve kültürel olarak Musevîliğe ait Yahudi laikleri anlamak için bunların zihin kodlarının oluşmasında rol oynayan dini bilmek gerekir.
Bir örnek olarak “Ahir zamanda zuhur edecek Mesih inancı”nın Yahudiler üzerindeki etkisini verebiliriz.
Musevîler tarih boyunca kutsal metinlerin tarif ettiği Mesihi bekleyip durmuşlardır. Bu zeminde nice sahte mesihler çıkmıştır bu kavim arasından. Dine aidiyeti kültürel olan seküler Yahudiler bile bir dereceye kadar Mesih inancından etkilenmiş, bu inancı seküler formlar içinde yeniden üretmişlerdir.
Siyonistlerin “İsrail” projesi, Yahudi Karl Marks’ın komünizmle öngördüğü yeryüzünde âdil bir düzen kurma ütopyası, Mesih inancından güçlü esintiler taşımaktadır. Marks’ın dinî afyon sayması bu gerçeği değiştirmez.
Ve yine dini anlamadan Haçlı Seferleri’ni anlamak mümkün değildir. Neoconların dinle kurdukları ilişkiyi çözmeden Bush’un Afganistan ve Irak’a saldırmadan önce söylediği “Haçlı çıkarması yapacağız” sözünü, İsrail’e verilen mutlak desteği anlayamazsınız.
Dünya Kupası maçlarında gol atan futbolcuların Haç çıkartmaları, Batı’da evliliklerin genel anlamda Kilise’de yapılması vs. dinî olanın sosyal olduğunu göstermeye kâfidir.
Müslümanların, Hıristiyanların, Yahudilerin ve Budistlerin yemek ve içmede seçici davranmasını izah etmek, din olmadan mümkün değildir. Bizim katı laikçi kesimin “domuz eti”ne dokunmamasını, şuur altında saklı olan dinî algıyı referans göstermeden açıklamak mümkün değildir. Toplumların yemek kültürünün arkasında güçlü bir teolojinin varlığı görmezden gelinebilir mi?
Ortadoğu’da Arap/Müslüman ve Yahudi savaşını, Kuzey İrlanda’daki Katolik-Protestan kavgasını, asırlarca Avrupa’yı yiyip bitirmiş mezhep savaşlarını, Avrupalıların tarihsel Türk korkusunu ve bu korkunun dayanak kılındığı Bosna katliamını... Bu olayların tarafları olan kitlelerin inanç dünyasını anlamadan yaşananları hakkıyla açıklayamazsınız.
Yüzyıllardır Kerbela şehitlerine ağıt yakan Şiileri, bu zeminde teşekkül etmiş mersiye kültürünü, kutsal mekânlarına bombalı saldırı olacağını bilmelerine rağmen yine de oralara akan onbinlerce gözü yaşlı Şiî’yi anlayamazsınız.
Hindistan’da taksisine bindiğiniz Hindunun süsleyip püsleyip arabasının mûtena köşesine yerleştirdiği “bereket putu”yla kurduğu ilişkiyi, Singapur’da dükkanına girdiğiniz Çinli’nin kötü ruhlardan korunmak için tercih ettiği kırmızı rengi, içeride burnunuzun direğini sızlatacak ağırlıktaki tütsüyü nasıl açıklayacaksınız?
Budist Tayland’a yaptığım ziyaretlerde gelenekle özdeşleşmiş dinin ne kadar güçlü olduğuna şaşırarak tanıklık etmiştim. Toplumsal olguları genel anlamda dinle izah ediyorlar. Budist din adamlarına gösterilen saygının boyutu beni hayretlere düşürmüştü.
Ya dinî bayramların kitlesel coşkusunu, cenâze merasimlerinin boşlukta kalmış insanı teselli eden ritüellerini, dini anlamadan anlamlandırabilir misiniz?
Başka bir iddiada da bulunayım. Din karşıtı insanların davranışlarında bile tersinden bir din etkisi mevcuttur. Varlık nedenini din karşıtlığında konuşlayan fikrî ekolleri anlayabilmek için de antitezi oldukları dine bakmak gerekir..
Hâsılı kelâm, dinî olan mutlaka sosyal olandır. Zaten dinî öğretiler toplumsal hayatta ete kemiğe bürünmese ortada bir dinden de bahsedilemez. Bu yüzden birey ve toplumları anlama çabası dine bakmayı elzem kılar.


Serdar Demirel