Muhayyelattan Mevlana İmam Olmuş


Duydumki, Hazret-i Mevlana Sahratü'l-Ayayîn camiinde imamlık yapıyormuş. Bir sabah namazına oraya gideyim dedim. Başka bir âlemdeymiş, gidilmesi kolay değilmiş. Çaresini araştırdım, tayy-i mekân kerâmeti gösteren bir zatı bulmak nasip oldu. Elimi tuttu, gözünü kapat dedi, aç dedi, kendimi Sahratü'l-Ayayîn mescidinin önünde buldum. Henüz Şafiî vakti idi. Ufukta belirli belirsiz bir nur vardı, beyazlar giyinmiş taylasan sarıklı kimseler tayflar gibi camiye seyirtiyordu.
Cami avlusu büyük mü büyük. Siz deyin beş bin, ben diyeyim on bin kişi gelmiş. Kimi Kur'an okuyor, kimi ezkâr ve evradla meşgul, kimi tesbihatla...Ben hayatımda böyle ulvî bir uğultu duymamıştım. Güzel sesli bir müezzin salâ vermeye başladı. Kalabalık, rüzgarla dalgalanan bir ekin tarlası gibi. Kaaimler, raakiler, sâcidler, zâkirler, müstağfirler... Bazıları ağlıyordu sessiz sedasız.
Bir kenara oturdum, biraz sonra iki müezzin Ezan-ı Muhammedî okumaya başladı. Ya Rabbi, sesleri ne kadar güzel, ne kadar gönülleri ihtizara getirici idi. Cemaat iyice dalgalanmaya başladı. Birkaç kişi haykırarak bayıldı. Ağlayanların sayısı ne kadar çoktu.
Sünnet kılındı, farz vakti geldi. Mevlana arkadaki mihrabından (hücresinden) çıktı, taylasanlı sarık sarmıştı yeşil bir külah üzerine, cübbesi deve tüyü rengiydi, nurlar saçarak mihraba yürüdü. Müezzin Eşhedü enne Muhammeden Resulullah derken cemaat sımsıkı saflar oluşturdu. Saf tutan mü'minlerin arasında hiçbir boşluk yoktu. Mevlana cemaate döndü. Saflarınızı sıklaştırın ki, Allah'ın rahmetine nail olasınız dedi ve Müezzin Kad kametissalat derken iftitah tekbirini aldı. Hazret ne kadar güzel Kur'an okuyordu. Bu namazda huzu, huşu, rikkat-i kalp, vecd ü istiğrak vardı. İki rekatta Yâsin-i Şerifin tamamını okudu. Orada hoparlör yok, güzel sesli müezzinler rükûları, secdeleri, selamları cemaate duyurdu.
Namaz bitti, müezzinler tesbihata başladı. Subhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber... Eller duaya kalktı. Hemen herkes ağlayarak dua ediyordu. Tevbe ya Rabbi bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime...
Namazdan sonra nereden çıktıkları bilinmeyen beyaz kuşlar ufuklara doğru uçuştular.
Caminin içinde izin verilmiyormuş, dış avluda sema eden mü'minler gördüm. Bir elleri göğe açık, bir elleri zemine dönük dönüyorlardı. Yüzlerine baktım, dünya vü mâfiha umurlarında değil gibiydi. Zikrullah yapan halkalar gördüm. Onlar cezbedeydi, dinleyenler de cezbeleniyordu.
Mevlana hazretleri tesbihattan ve aşr-ı şerif kıraatinden sonra on dakika kadar va'z u nasihat etti. Takvayı tavsiye etti. İtikadınızı tashih edin, muhlis ve sâdık kullardan olun, namazı dosdoğru kılın; Kur'ana, Sünnete, Şeriata sımsıkı sarılın âmirîne bi'l-mâruf ve nâhine 'ani'l-münker olun dedi.
Sonra kalktı, namaz mihrabından gerideki mihraba (hücresine) gitti.
* (İkinci yazı)
Kazan Kaynıyor Fokur Fokur

KOCAMAN bir cadı kazanı, altında pompalı ve körüklü bir cehennem ocağı, içindeki sıvı fokur fokur kaynıyor. Fokurdayan sıvının tahlili şu:
Ana madde Kemalizm resmî ideolojisi.
Laiklik bol miktarda,
Bir miktar reforma tabi tutulmuş dinî unsurlar.
Nazım Hikmetten şiirler.
BirazMehmed Âkif, biraz Yunus, biraz Mevlana.
Bol bol Alevîlik.
Millî folklor.
Bale ve caz müziği.
Sıvı fokurdarken saksafonlar çılgınca çalıyor.
Ahmed Emin Yalman, İlhan Selçuk.
Moiz Kohen Tekin Alp.
Hahambaşı Haym Naum Efendi.
Kazan kaynarken masonik bir orkestra Chopin'in cenaze marşını çalıyor.
Yüzde bir miktarında mehter marşı.
İbranî ve Ladino lisanlarında koro halinde dinî neşideler.
Çıktık açık alınla İsveç izci marşı.
Taratam taratam tara tiri tam...
Kazanın etrafından yüzde 90 çıplak karılar satanik ateş dansı yapıyor.
Tamtam tam etam etam etam...
PKK teröristleri arada bir ateş açıyor, dehşet saçıyor.
Kazan fokur fokur.
Uygarlık çağdaşlık.
Kazandaki macun olgunlaşıyor.
Boynuzlu ve kuyruklu şeytanlar dans ediyor.
Kıvamına yaklaştık, kazana rakı boca edilsin.
Anasonu bol olsun.
Hazret rakıyı severdi,
İster misiniz uygarlık kazanı Urban'ın dev topu gibi güm diye patlasın.
* (Üçüncü yazı)
Türkiye İlerliyor Mu?

EHL-İ DÜNYA, materyalist, ekonomik insanlar için ülkenin iyiye gitmesinin göstergeleri refahın artması, insanların lüks yaşaması, dev binalar yapılması, geniş yollarda seller gibi otomobil akması, fabrikaların çoğalması, üretimin artması, eğlenceler, çalgılar, koşuşturmalar, hayuhuylar, yemeler içmeler, fanteziler ve bunlara benzer maddi şeylerdir.
Müslümanlar topluma bu açıdan, bu gözle ve gözlükle bakmaz.
Bir İslam ülkesinde esas/temel olan şeyler şunlardır:
(1) İman, (2) İmanın sahih ve doğru olması, (3) Halkın, Allahın ve Peygamberin emirlerini yerine getirmesi ve yasaklarından uzak durması, (4) Toplumun ahlaklı, faziletli, iffetli, doğru ve dürüst olması, (5) Sosyal adalet olması. Bu sosyal adaletin sağlanması için zekatların yerli yerinde ve doğru dürüst ödenmesi ve dağıtılması. Fakirlerin ve miskinlerin hakkı olan zekatların gasb edilmemesi, (6) Beş vakit namazın doğru dürüst cemaatle kılınması, (7) Din, mal, can, ırz, neseb güvenliği olması, (8) Adalet olması, (9) Genç nesillerin, çocukların iyi yetiştirilmesi, (10) Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılması, (11) Ülkedeki çeşitli unsurlar arasında sosyal barış ve mutabakat bulunması. (12) İcazetli ulemanın, fukahanın, vaiz ve nasihlerin, kamil mürşidlerin, hakikî şeyhlerin devamlı olarak nasihat etmeleri, halkı uyarmaları, aydınlatmaları, irşat etmeleri. (13) Çoğunluğu oluşturan Müslümanlar arasında şer'î bir hiyerarşi olması, Halkın kendinden olan bir İmam-ı Kebir'e biatlı olması, (14) Şehir kültür ve medeniyeti olması; bedevî ve â'rabî anti-kültürünün hakim olmaması.
Bir İslam ülkesinde yukarıda saydığım şeyler yoksa, yahut var da yeterli miktarda değilse, o ülke maddî bakımdan çok zenginleşse, 300 metre yüksekliğinde Nemrudî dev binalar yapılsa, otomobiller seller gibi aksa, uçakları vızır vızır uçsa, fabrika dumanlarından gökyüzü kararsa bile yine de iyilik var denilemez.
Günahın, isyanın, azgınlığın, nifak ve şikakın, fitne ve fesadın, her türlü şehvetin ve sefahatin, âşikare fısk ve fücurun yaygın olduğu bir İslam ülkesi dolarlarıyla, yüksek binalarıyla, altı şeritli yollarıyla, rüzgar gibi koşan otomobilleriyle, bin bir çeşit lüks ve israfıyla batmaya mahkumdur.
Lütfen Türkiyeye Müslüman gözüyle, gözlüğüyle bakalım.
Türkiye maddî bakımdan ilerliyor ama mânevî bakımdan kaos içindedir.


Mehmet Şevket Eygi

araştırmacı yazar