En zengindir kanaatkar olandır


Ama bir terim olarak "takva", ALLAH'ın öğrettiği yollarla kişinin kendisini ALLAH'ın azabından ve gazabından korumasıdır. Görüldüğü gibi "takva", ancak ALLAH'ın öğrettiği yollarla, yani yapılmasını istediği şeyleri yapmak, yapılmamasını istediği şeyleri de yapmamakla olabilir. Bu da bu şeyleri bilmeyi gerektirir. Öyleyse takva bilgisiz olmaz. Şişedeki sıvının asit olduğunu bilmeyen birisi su yerine onu içebilir ve helak olur. Takvada da yanlış uygulamalar kişiyi korumaz, bel ki daha kötü durumlara götürebilir.
Takvanın aslı, nefsi hesaba çekmektir. İlim, ALLAH korkusunu, zühd de gönül rahatlığını meydana getirir. Güzel ahlâk; eziyetlere tahammüldür, gazabın azlığıdır, rahmetin bol bol gelmesi ve yayılmasıdır, sözün güzelliğidir. Her şeyin bir cevheri vardır, insanın cevheri de aklıdır. Aklın cev-heri de sabırdır. Zalim, pişmandır, kendisini insanlar övse bile. Mazlum ise selamettedir, insanlar tarafından kötülense bile. Kanaatkâr olan zengindir, aç kalsa bile. Hırslı ise yoksuldur, servete sahip olsa bile. Her kim ki nail olduğu nimetten dolayı ALLAH Tealâ'ya şükretmezse o nimetin yok olmasını istemiş olur.
Oruç tutmanın amacı takvalı olmaktır. Yani oruç insanı ALLAH'ın azabından ve gazabından koruyucu bir kalkandır. Orucun asıl gayesi budur. Bununla beraber orucun dünyaya bakan ve yukarıda değindiğimiz faydaları da küçümsenmeyecek kadar çoktur. Hatta sadece bu faydaları için bile oruç tutmaya değer. Ama o zaman da böyle bir oruç ibadet olmaktan çıkar. Çünkü ibadetler ancak niyetlerle ibadet olur ve niyetin de ALLAH rızası olması gerekir.
Oruç, ALLAH'ın verdiği helâl nimetleri, sırf ALLAH rızası için belli bir zamanda terk etmektir. Oruç, kul olmanın gereği, iman etmenin sonucudur. Oruç, sabretmeyi, direnmeyi, istekler karşısında hür olmayı öğretir. Kişinin en özgür olduğu an; isteklerine, şehvetine ve kızgınlığına yenilmediği andır. İşte oruç bu özgür iradeye kapı açar.
Oruç, mü'minin duygu ve düşüncelerini inceltir, yardım duygularını artırır, şefkat ve merhamet ahlâkını geliştirir. Açlık çekmenin zorluğunu gösterir. Fakirleri, zorluk ve darlık çekenleri düşünmeyi sağlar. Kendini nimetlerde yüzdüren Rabbine şükrünü artırır. Oruç, günahlara karşı perde, Cehennem'e karşı kalkandır.
Aşırı ihtiraslardan uzak bulunmak ve kanaat sahibi olmak, Ruhun Orucu'dur. Heva ve heveslere aykırı hareket etmek, Aklın Orucu'dur. Yeme, içme ve harama karşı perhizkâr olmak ise, Nefsin Orucu'dur.
İnsan oruç sayesinde nefse ve nefsin arzularına hakim olmak melekesini kazanır. Kötü meyillerden, kötü arzulardan, masiyet ve günahlardan, manevi tehlikelerden sakınır, takva mertebesine erer. Nefsimizi kötüleyelim. Süleyman Daranî hazretleri (K.S. = ALLAH yüce sırrını takdis etsin) gibi yapalım. Ne demiş? "Bütün dünya halkı beni kötülemekte bir araya gelseler, benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemezler..." Nefs-i emmâremizin en büyük düşmanımız olduğunu bilelim. Kibir, gurur, benlik, büyüklenmek âfetlerinden kaçalım.
İnsanlarda iyilik yapma ve kötü işlere meyil etme gibi duygular daima mevcuttur ve bu duygular bir çatışma içerisindedir. Kötu duygular, ya da nefis güç kazanıp ruha hakim olunca, süfli arzular ve kötü arzular baskın olur. Ruh güçlenip bedene hakim olunca ulvi duygular ve güzel hisler galip duruma geçer.
Ruhu ve bedeni terbiye ederek insanı ALLAH'a yaklaştırmaya vesile olan Ramazan ayında tutulan oruçlar ve yapılan ibadetler sabır ve metanetimizi daha da artırıyor.


Mehmet Talü

araştırmacı yazar