Tahkiki imanın hakkal yakın derecesi


Hakkal-yakîn iman; bizzat yaşayarak ve hemhâl olarak bütün duygularla özümsenen, bütün duyu, duygulardan sonra kalbî sezgilere dayanan, tahkiki imânın en üst mertebesidir. Özümseyerek ve bizzat tecrübe ederek, içine girerek veya yaşayarak oluşur. Yâni, yaşama derecesinde, pratiğe geçirme seviyesinde çok parlak ve keskin inançtır.

Hakkalyakîn iman mertebesini; denizi haritadan öğrenmek veya gözle görmek değil; bizzat suyu avuçlayarak ve içine dalarak yüzmek ve suyun özelliklerini öğrenerek, onunla hemhâl olmaya benzetebiliriz. Bir mânâda bilgi, bulgu, sezgi, belgeyle elde edilenler yaşayarak elde edilir.

Bu mertebenin vasıtaları duyular, akıl, kalb, vicdan ile sâir his ve lâtifelerdir. İlk iki metodun verileri de buna basamak olur. Böylece, yakîn/kesin bilgi dereceleriyle temelleşen imân esasları; sâir his ve lâtifelerle de benimsenip özümsenir; İslâm şartları ve sâir ibâdetlerle takviye edilir.

Kâmil imân olarak da tâbir edilen hakkal-yakîn; tahkiki imânın en yüksek seviyesidir. Diğer mertebelerinden de süzülerek, zihnen bütün merhalelerden geçerek kuvvetli bir şekilde bütün duygu, his ve lâtifelere yerleşir.1

Hakkalyakîn iman; kâinattan süzülen ruhu, duygu, düşünce ve şuuru ondan yüksek bir seviyeye ulaşmıştır. Tabiat bir işlev yapar, ama bunu şuursuz olarak yapar. İnsan ise, şuurunu sonsuz derecede geliştirebilir!

Kur’ân’dan aldığı mârifetle, dâimî huzuru elde eder. O zaman, her şey mârifet (Allah’ın isim ve sıfatlarını bildiren) bir ayna olur.2

İradesini kullanarak, gayret gösteren herkes, imanın hakkalyakîn mertebesine ulaşabilir. Tahkiki imânı elde eden; akıl, ilim, fikir, kalb, vicdan gibi bütün duygularıyla iman esasları üzerinde yoğunlaşır, müthiş bir enerji alış verişinde bulunur ve büyük bir güç elde eder. Ve kendisinin olduğu küçük kâinatı, bu iman şuuruyla büyütür ve büyük insan olan kâinatla entegre olur.

“Evet, iman-ı taklidi, çabuk şüphelere mağlûp olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan iman-ı tahkikide pek çok meratip var. O meratiplerden ilmelyakin mertebesi, çok bürhanlarının kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır. Halbuki taklidi imân bir şüpheye karşı bazan mağlûp olur.

“Hem iman-ı tahkikinin bir mertebesi de aynelyakin derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki esma-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur’ân gibi okuyabilecek derecesine gelir.

“Hem bir mertebesi de hakkalyakindir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemez.” 3



Dipnotlar:

1- Hizmet Rehberi, s. 54.

2- Mektûbât, s. 54.

3- Emirdağ Lâhikası, s. 91.

Ali Ferşadoğlu - Yeni Asya