Ayasofya bir an önce ibadete açılmalıdır

Ayasofya'nın statüsünün muallakta kalması birilerinin eskiye dönük taleplerini gündemde tutacak ve iştahlarını kabartacaktır. Maziye dönme umutlarını yeşertecektir. Nitekim öyle de olmaktadır; Latin hortlakları gibi İstanbul'a yeniden Haçlı seferi düzenlemek isteyen Atlantik ötesi destekli Rumlar, Ayasofya'nın geçici statüsünden aldıkları cesaretle birlikte burada kimseden izin alma ihtiyacı hissetmeden ayin yapmak istemişlerdir. Bizim taleplerimiz köreldikçe ve geriledikçe bazılarının talepleri ve cesareti artacaktır. Dünyada Hıristiyanlık taassubu körelmesine rağmen bazılarının kör taassubu artmıştır. Dini kabilecilik bağlamında anlayan Mısırlı Ortodoks Kıptiler, Lübnanlı Maruniler ve Osmanlı bakiyesi Rumlar ve Ermeniler hâlâ taassup bataklığında debelenmektedirler. Bunların varlık sebepleri kinleridir. Özellikle birlikte yaşadıkları Müslümanlara. Bunu Mısır'da yakından tanımaktayız. Ayasofya'nın statüsü gibi Müslümanları geçici statüde görüyorlar ve tekrar geldikleri Hicaz'a dönmelerini istiyorlar. Mısır Kıptileri 'Kilise'ye aykırı kanun çıkartılamaz' diyorlar. Lakin aynı zeminde çoğunluğun dini olan İslam'ın resmi din olmasına itiraz ediyorlar. "Müslümanlar bu topraklarda geçici misafirdir; biz onların velinimetiyiz ve onlar bize talimat veremezler. Biz onlara lutfediyoruz" mealinde sözler sarf ediyorlar. Mısır'da dengeli (dengeli) kişiliğiyle tanınan İslam düşünürü ve hukukçu Muhammed Selim Avva Kıptilerin iç savaş için silah stokladıklarını ve durumun çok kritik bir noktaya geldiğini haber vermektedir. Ortodoksları anlamak için Mısır'ı izlemekte fayda var. Son Patrik "'Türkiye'de kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum!'" dememiş miydi? Mısır Kıptilerinin Lideri Papa Şennude ve Yardımcısı Bişvi resmen Müslümanlara meydan okuyorlar. Müslümanlığını ilan eden Kamilya özgür iradesinden mahrum edildiği gibi ne devlet ne de İslam toplumu manastıra kapatılan ve kaçırılan Kamilya'nın hakkını hukukunu arayabilmekte ve Kilise'nin üzerine gidebilmektedir. Dolayısıyla Ayasofya'yı açmak için harekete geçenler ile Kur'an yakma eylemine teşebbüs eden Terry Jones arasında hiçbir fark yoktur. Lakin kabahat bizimdir ve Fatih'in emanet ve vasiyetini her gün çiğniyoruz. Fatih ve emanetine yabancı düştük. Biz "Ayasofya ibadete açılmalıdır" demeyi unuttuğumuz için bizden başka birileri daha önceki geçmişini hatırlıyor. Ayasofya 76 yıldır ibadete kapalı ve aynı zamanda geçici bir statüyle idare ediliyor. Rumlar, Ayasofya'nın ilelebet geçici statüyle idare edilemeyeceğini ortaya koydular. Ayasofya geçici statüde kaldıkça kışkırtma nedeni olacaktır. Birileri de onu Fatih'in torunlarına iade etmek yerine Konstantin'in torunlarına bırakılmasını zamanla içselleştireceklerdir. Ve bu zamana da az kalmıştır. Halbuki, 11 Eylül ve sonrasını saymayacak olursak; Birinci Dünya Savaşı son Haçlı saldırısıdır. Okyanus ötesinden gelen Rumların Ayasofya'da eylem için 16 Eylül'e seçmeleri manidardır. 15 Ağustos'da yani Fatih'in Trabzon'u fethinin yıldönümünde Sümela'da ayin yaptılar. Lakin Sümela'nın statüsü ayrı. Fethin sembolü olarak cami yapılmamış ve manastır olarak görevine devam etmiştir. Bu açıdan o ayrı bir mesele olmakla birlikte Rumların 16 Eylül eylem veya harekete geçme günü ilan etmeleri bilhassa manidardır. 16 Eylül 1922'de son Haçlı seferinin mimarları olan Lloyd George, Reuters vasıtasıyla son Haçlı seferini ilan etmiştir. Müttefikleri ve peyk ülkeleri yeni bir haçlı saldırısına davet etmiş ve onlardan hazır olmalarını istemiştir.
İşte el'an sürmekte olan Ayasofya'nın esareti bu son Haçlı seferinin bir kalıntısıdır. İngilizler Birinci Dünya Savaşı'nın ertesinde üç mabetle birlikte Ayasofya'yı ele geçirmişler ve Ayasofya'nın tatiline neden olmuşlardır. Diğerlerini susturamamışlar ama bilvesile Ayasofya'nın susmasına neden olmuşlardır. "Asya'nın Uyanışı" adlı eserinde Rene Grousset bu hususa şöyle temas etmektedir: "Müslümanlar, İngiliz siyasetinin İslamiyet'i imhaya çalıştığı kanaatindeydiler; İngilizlerin almış olduğu kararlar bu kanaati pekiştiriyordu. Kabe ile Ayasofya'dan sonra Ömer Camii de İngiltere'nin işgaline maruz kalıyordu. Savaştan yorulan Yunan siyaset adamları Ankara ile anlaşmanın yollarını arıyorlardı. Halbuki, Lloyd George, Gladstone'unkileri andıran nutuklarla onları coşturuyor ve akıllarına Ayasofya'yı getiriyordu (Asya'nın Uyanışı, Akçağ Yayınları, s: 24)." Haçlı Savaşlarının son faslının devam eden etkilerini kırmak ve silmek ve aynı zamanda Ayasofya'yı kışkırtma aracı ve vesilesi olmaktan çıkarmak ve Fatih'in ruhunu şad etmek ve İstanbul'u yeniden islambol (İstanbul'un böyle bir ismi yok ama sıfatıdır) yapmak için Ayasofya ibadete açılmalıdır. Zincirleri kırılmalıdır. Kimilerinin teklif ettiği gibi bunun yolu asla referandum veya plebisit değildir. Çünkü Fatih burayı plebisit veya referandum yoluyla cami yapmamıştır ve bu bir fethin sembolü ve nişanesidir. Kazanılmış bir haktır. Ne zaman Ayasofya ibadete açılırsa; İstanbul'un tapusu gerçek manada yeniden geri kazanılmış olur. Esaretin son kırıntılarını da temizlemiş oluruz. Duyurulur...


Mustafa Özcan

araştırmacı yazar