İslamdan baskası bizi huzurlu edemez


İslâm’ın dışında başvurulan her sistem ve kanun, bizi Allah’tan uzaklaştırır. Allah’ın şeriatından kaynaklanmayan ve Allah’ın şeriatına muhalif olan kanunları kim yaparsa yapsın, kim uygularsa uyglasın, bizi Firavunlara, Nemrudlara, azmanlara yaklaştırır.
Beşeri sistem ve kanunlara tutunanlar, Allahû Teâlâ ile ilişkilerini ve bağlarını kesenlerdir. Allah’ın dinini reddeden, hiçbir ilkesi İslâm dininin ana kaynağı olan Kur’an’dan alınmayan, Kur’an’ın ayetlerini metruk kılan Anayasa metinlerine davetiye çıkarmak, ideolojik ve politik çıkışları alkışlamak, Allah’ın dininden başka bir din aramaktır. Gerek kendilerinin ve gerekse başka insanların, ilahî hükümlerine ters, Allah’ın hükmünü ve hâkimiyetini iptal eden ana kanun koyabileceklerini, bunların onaylanabileceğini kabul edenler, bilerek veya bilmeyerek Allah’ın dininden başka din edinenlerdir.
Allah’ın yegâne bir ve tek olan İslâm dininin dışında hiçbir kanun, hiçbir sistem beşeriyet alemi olarak bizi mutlu etmez. Allah’ın dinine muhalif beşeri kanunlarla güven, huzur ve barış temin edilemez. İslâm kelimesi, selâm kökünden gelir. Selâm; güven, barış, huzur, itaat, selâmlaşma anlamlarını taşır. İslâm; Tağutların, azmanların, zorbaların heva ve heveslerinden icad ettikleri sistemleri ve kanunları bir bütün olarak reddedip Allah’ın hüküm ve hakimiyetine teslim olma, Müslüman ise İslâm’a teslim olan demektir. Şu halde İslâm dininin esası; güven, huzur ve barıştır. Huzur ve mutluluğun mutlak sırrı; Yaratıcı’ya sığınarak teslim olma gerçeğidir. Allah’ın hükmüne ve hakimiyetine mutlak mânâda teslim olmayanlar için güven, huzur ve barış olmaz. İslâm ile idare olunmayı, hayat kanunlarını Kur’an’dan almayı terkettiğimiz günden bu yana güveni, huzuru ve barışı kaybettik!
Hakk’ı inkâr edip hukuku hafife alan ve hayat kanunlarının kaynağını sadece ve sadece insan aklıyla sınırlandıranların kanunlarında, ideolojilerinde huzuru, güveni ve barışı aramak, bizzat huzura, güvene ve barışa ihanet etmektir. Huzuru kaybetmiş, perişan olmuş, şaşkın hale gelmiş ferdler, aileler, toplumlar ve devletler, İslâm’sız kalmanın faturasını ödemektedirler. Hayat sistemi olarak, kanunların kaynağı olarak Allah’ın dininden gayrisini aramak ve uygulamak, Allah’tan başkasına Rab diye tapmaktır. Rabbimiz uyarıyor:
“Hâlâ Allah’ın dininden gayrisini mi arıyorlar? Oysa ki gökteki şuurlular da, yerdekiler de ister istemez O’na teslim olmuşlardır ve yalnız O’na döndürülecektir. “ (Âl-i İmran Sûresi/83)
İslâm dini, her dönemin, her devrin değişmez hayat sistemidir. İslâm’ın tatbik edilmesinin mümkün olmadığı hiçbir dönem ve devre yoktur. Asrın ve günün konjonktörel şartlarını bahane edinerek İslâm’ı, Kur’an’ı yürürlükten kaldıranlar, bir müddet Kur’an’sız yaşayabileceklerine inanmış olanlar, Allah’ın dini İslâm’dan mahrum kalanlardır.
“Bu dini, İbrâhim kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi (torunu) Ya’kûb’a da vasiyet etti. Ya’kûb da dedi ki: “Oğullarım, Allah sizin için bu dini seçip beğendi. Başka dinlerden sakının, yalnız Müslüman olarak can verin” (Bakara Sûresi/132).
İslâm’ın dışında İslâm’a muhalif olarak ortaya çıkmış sistemlerin, kanunların, kuralların ve kaidelerin sonu hüsrana, zarar ve ziyana çıkar. İslâm’dan gayri bir din, bir sistem, bir kanun muhakkak ki Allah’ın dini olamaz. Allah’ın dini olmayan bir şey insana huzur ve mutluluk getirmez. İslâm’sız adalet arayışları, mutluluk vaadleri, İslâm’sız kalmış olmanın alâmetleridir.
Yeryüzünde insan olarak bizim fıtratımıza en uygun sistem, sadece ve sadece İslâm’dır. İslâm bir fıtrat sistemidir. İslâm’ı askıya alıp kul kaynaklı sistemlerle, kanunlarla, yasalarla kendilerinin ve başkalarının mutlu ve kutlu olacaklarına inanmış olanlar, fıtrat sistemi olan İslâm’ın dışına fırlamış fırlamalardır. İslâm’dan, vahiyden; Kur’an ve Sünnet’ten soyutlanmış kamu ve devlet alanını, lâik-demokratik devleti İslâm’la sentez etme çabalarının tümü “Enternasyonal Küfür Mafyası”nca üretilen ‘ılımlı İslâm’ projesine işlerlik kazandırmaktan başka bir şey değildir. Şunu bilelim ki; İslâm toplumunda kamu ve devlet alanının, ekonomik, siyasi, hukuki toplumsal alanların vahyin belirlediği hudutlara riayet edilerek düzenlenmesi, imani zorunluluktur. Bu sayılan alanları bilerek ve inanarak tağutlara, azmanlara, beynelekvam/kavimlerarası kurum ve kuruluşlara bırakanlar, iman atmosferinde kalmayanlardır.
Mutlu olmak için yaklaşacağımız ve yakınlaşacağımız tek sistem, Allah’ın dini İslâm’dır. Mutlu olmak, Allah’a kul olmaktır. Allah’a kul olmak, sultan olmaktır. Allah’tan gayrisine kul olanlar, İslâm’ı bırakıp başka sistemlerle idare olanlardır. Allah’ın sistemi olan İslâm’dan gayrisi beşeriyet âlemi olarak bizi mutlu etmez. İslâm’dan başka yaklaştığımız ve yakınlaştığımız her sistem, kanun ve yasa bizi Allah’tan uzaklaştırır.
“İnsan yaklaştıkça yaklaştığından ayrı
Belli ki, yakınımız yoktur Allah’tan ayrı!”

Mustafa Çelik - Vakit