Yunus Emrenin halleri

Şeyh Bedreddin Varidat'ında idrak meselesi hakkında şöyle söyler: "Arifler gerçeği bilirler. Mesela bir kişiye şunu yaparsan, sana nurdan iki kuş verilecektir dendiğinde, arifler bu iki kuşla ilim ve hünerin kastedildiğini bilirler. Hâlbuki dinleyenler alelade kişilerin bildiği anlama geldiğini sanırlar. Bu da doğru değildir." (Varidat, sayfa 6)
Derviş Yunus kırk yıl Tapduk Emre dergâhına hiç eğri odun taşımamış meselesini de bu anlayış çerçevesinde düşünürsek, düzgün olan odunların saf, temiz, bozulmamış âdemoğulları oldukları anlaşılmış olmalı. Yoksa ocakta kuru odunun yanında yaş odunun da yanacağı bir diğer mesele olarak vardır anlatılarımızın arasında.
Oluşlardan bir oluş da müstesna hallerdir. Mesela "Yunus'un kavmi müstesnadır." Çünkü kavim önce sunuları kabul etmemiş lakin sonradan pişman olup ayrıca akl edip iman etmiş, inanmış ve kurtulmuştur azaptan. Yunus Suresinde bu müstesna oluşa bir açıklık verilmiştir. Zaten hayatımızda bir şahane örnektir ki dillere destandır. Dillere destan oluşu bu oluşlar meclisinde kıyamete kadar kendilerinden söz edileceğidir de aynı zamanda. Bu bir rahmani nimet olarak gözümüzün önüne serilmiş ve akıl edelim diye getirilmiş Rabbimizin bize bir bağışıdır. Bilmenin önündeki oluş halini anlamamız içindir açıkça. Ayrıca kapalı bir mevzu olarak değil açık bir hayati mesele olarak görünmektedir. Mana âleminden bir ışık olarak apaçık saçılmıştır yeryüzüne.
Şöyle Derviş Yunusça söylenmiş bir sözün altında elbet Yunusça bir seziş uçurabilir ancak sözün kanatlarını: "Halk içindir bu dil sözü gönüldedir dostun râz'ı / Gönül dosta söylediği ne der ise Kur'an imiş." Buradaki söyleyişten, Râz lafzını sır, gizli şey, gizlenen şey, diye okuduğumuzda aleni söylenen deruni sözün halk katında anlaşılırlığının ne kadar eksik kaldığı, lakin dostun gönlünde o sözün derin manalar içerdiği anlaşılacaktır. Taşın yerinde ağır olduğu deyimli savından da yararlanabiliriz böylece. "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" hikmetli uyarıdan da payımıza düşeni çıkarabiliriz elbet.
Bilenin vukufiyeti karşısında bilmeyenin suskunluğu tercih etmesi umulur iken acep hayatta öyle midir? Hiç de değil. Eğer öyle tatbik edilmiş olsa ne güzellikler çıkardı meydana. Neyse bu derviş yunus meseli beni hayli düşündürmüştür bu son yıllarda. Dervişin kalıcı olan has şiiri karşısında hürmete tabi olmak lazım gelir.
Yani sözün hasına ulaşmağa yeltenirsek eğer şöyle ki: "Olmaz sözü demezem ben marifet ehline / Zira desem inanmaz ağaçta bitti karpuz..."