Müslüman kalmak


Hakkâri'deki mayınlı saldırıdan sonra, terör uzmanı olan bazı kimseler, "Artık bir üçüncü taraftan bahsetmenin zamanı geldi" şeklinde açıklama yaptılar. Türkler, Kürtler ve başka bir grup daha!
Son üç aydır, özellikle internet ortamlarında yazılan ve çizilenleri okudukça, ben de 'bizim' için böyle bir şey düşünmeye başladım. Sanki üçüncü bir taraf var ve bu kimseler, kardeşlik olsun istemiyor.
Öncelikle şunu söylemek isterim: İnternet, kötülük ve iftirayı kolay hale getirdi, hatta yaygınlaştırdı. Site yöneticileri, işlerinin hakkını vermezlerse eğer, büyük vebal altındadırlar. Sözgelimi, şu veya bu nedenden dolayı İslam'la ve Müslümanlarla problemi olan biri, birçok müstear isimle internete girip fitneye neden olacak yorumlar yazabilir. Olmadık kişilere ve gruplara iftira atabilir. Tek derdi 'İslam kalmak' olan insanlarla ilgili onur kırıcı ve rencide edici suçlamalarda bulunabilir. Kardeşleri rahatlıkla birbirine düşürebilir. Dolayısıyla, böyle bir tehlikenin farkında olmak gerekir.
Bizim birinci vazifemiz İslam kalmaktır. Turgut Uyar, bir şiirinde "Çalışmışsam o gün, dürüst ve İslam kalmışsam" der. Çalışmak ve dürüst kalmak... Meselenin özü budur.
Ve şu: Güzel ahlakın çatısı altından ayrılmamak ve ayrılmak isteyenleri de tatlı dille ikna etmek...
Milli Görüş fikriyatı, devletimize ve milletimize kötülük yapmak isteyenlerin karşısına bir duvar örmüştür veya olmuştur. Yakın zamanda vefat eden Şair Kemal Özer, "Çin Seddi'nin bittiği akşam, duvarcılar nereye gitti" diye sormuştu. Bu soruyu kendimize de soralım.
Evet, şu sıralar çiğnenmiş bir vasiyet gibi üzgünüm. Anladım ki, adına dünya denilen şey, bana göre değil.
Nurettin Topçu üstadımız, "Üç hâkimin hükmünde hata aranmaz: Kalbin, kaderin ve ölümün" demiş. Gelin görün ki, şu sıralar herkes herkeste kusur aramakla meşgul...
İnsanlar, karşılarındakini anlamaya değil, yanlış anlamaya çalışıyor. Konuyla ilgili birçok örnek verilebilir. Ne işimize yarayacaksa...
Aslında uzun sözün kısası şu: "İnci ve kıymetli taşın değerini herkes bilebilir. Fakat insanın değerini ancak insan olan bilir."
Meziyet ve şahsiyet sahibi insanları şu veya bu şekilde küstürürseniz, ortaya 'vasati kırk çöp' gibi bir şey çıkar. Nitekim öyle...
Batılı bir düşünür, "Işık, aydınlatılmış karanlıktır" diyor. Bunu da bir düşünelim...
"Sahilden uzak dur, İslam kalmak istersen" diye şiir yazan bir insanı plaja gitmekle suçlamak, bunu örnek olsun diye söylüyorum, nasıl bir şeye benzer? Bence hiçbir şeye benzemez.
Yıllarını davasına vermiş, her türlü imtihandan alnının akıyla çıkmış büyükler, on beş-yirmi yaşındaki çocukların, gençlerin tacizlerine, hatta çok ağır saldırılarına maruz kaldı, kalıyor. Sadece bu tatsız duruma değil, vesile olanlara da karşıyım. Daha önce de söyledik, yazdık: Nifak ile ittifak aynı yerde durmaz, barınmaz.
Büyük şairlerimizden biri, "Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler" diye yazmıştı. Mütedeyyin camianın uzun yıllardır kirlenme içinde olduğu, herkesin hemfikir olduğu bir konu... Birinciliği ise, özellikle son gelişmelerden sonra, maalesef bize verdiler. Böyle bir birinciliği hak etmek, insanın canını sıkıyor!
Bilmemiz gerekir ki, gemiler yakılmıyorsa eğer, milli servet oldukları içindir.