Çift statülü Ayasofya camii

Fetret devri uzadıkça ve İslam ruhundan koptukça insanlar İslami değerlere yabancılaşıyorlar. 'Talet bihim el emedu ve kaset kulubuhum' ve benzeri ayetlerde ifade edildiği gibi, insanların yüreklerini fetret perdesi ve tabakası sarmakta ve onlar da inançlarına yabancılaşmaktadırlar. Sözgelimi, referandumdan sonra halkta bazı beklentiler oldu ve bunlardan birisi de Ayasofya'nın eski statüsü üzerine açılmasıdır. Ayasofya'nın açılması bir sembol ve statüdür. Zira kapatılması da bir devrin sonunu sembolize etmektedir. Dolayısıyla Ayasofya'nın açılması da yeni bir devrin başlangıcı olacaktır. Bundan dolayı Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri ve Bediüzzaman gibi şahsiyetler Ayasofya'nın ibadete açılmasını istemişler ve bu yönde tebşiratta bulunmuşlar ve müjdeler vermişlerdir. Nedeni, Ehl-i İslam'ı sevindirecek bir gelişme olmasıdır. Lakin nedense bugün Ehl-i İslam'ın böyle bir davası ve gündemi kalmamış görünmektedir veya olayın sevinmekten ziyade bazılarını üzeceği de anlaşılmaktadır. Asıl üzücü taraf da budur. Eskiden 'Ayasofya'nın başka statülerle flörtüne asabiyet gösterirdik. Bilirdik ki, Ayasofya'yı müze yaptıran iradenin kökü dışarıdadır ve daha doğrusu İngilizlerin ve dönemlerindeki Ehl-i Salibin iradesini yansıtmaktadır. Bugün ise özgürlük adına kimileri Ehl-i Salibin dahi hayal edemeyeceği hususları istiyor ve geçici statünün İslam lehine değil Hıristiyanlık lehine değiştirilmesini istiyor. Yani Kilise yapılmasını savunuyor. Ne zamandan beri şeytana esarete özgürlük dediysek o günden itibaren gönlümüzden Ayasofyayı sildik. Ona yabancılaştık. Ahirzaman fetretinin tortusu sinen gönüller Ayasofya'ya yabancılaşmıştır.

Sözgelimi, Emrullah Beytar gibi kimi yazarlarımız Ayasofya'nın cami olarak açılmasına karşı çıkarken "Ayasofya kilise olarak açılmalıdır" tezini savunuyorlar. Bir gün Umut Işığı Derneği'nden Mustafa Güven arkadaşımızla sohbet ederken bir üçüncü şahıs da aynısını savunmuş ve ağzımız açıkta kalmıştı. Beyler mesele gayet vahim. Mesele Patrikhane de değil. Patrik Bartholomeos 'Anadolu'da hava değişti' derken buna işaret etmiş olmalıdır. Ulusalcılık dini zemini zayıflatmış ve ona karşı çıkarken de dindarlar maksadı aşmış; küresel güçlerle ittifaka gideyim derken bu gibi meseleleri hafife alır olmuşlardır. Bütün mesele budur. Ayasofya'nın yeniden kilise yapılmasını isteyen Beytar gerekçesini Hacc suresinin 40. ayetine dayandırıyor. Beytar, ayetin "bir dine ait bir mabedin bir başka dinin mabedine dönüştürülemeyeceği güvencesi" olduğunu savunuyor. Buradaki statü Fetih Statüsüdür. Kudüs'ü Hazreti Ömer Fethetmiş lakin Mescid-i Aksa'yı yeniden kurmamış veya yenilememiştir. Onu yenileyenler Emeviler olmuştur. Bugün ise Beytar'ın tezini savunan Yahudiler El Halil'deki Halil Camii'ni çifte statülü hale getirmişken Mescid-i Aksa'yı da yeniden Süleyman Mabedine çevirmek niyet ve derdindeler. Emrullah Beytar gibilerine göre bu durumda Yahudiler meşruiyet sahibi olmuş oluyorlar. Ayodha Camii için de aynı durum söz konusudur. Osmanlıların Ayasofya Kilisesi'ni camiye dönüştürmelerinin dinen sakıncalı ve yanlış olduğunu iddia eden Beytar, Said Nursi'nin Ayasofya'nın müzeden ibadethaneye dönüştürülmesi gerektiği yönünde talep ve söylemlerinin mevcut olmakla beraber buranın camiye dönüştürülmesi gerektiği yönünde açık bir talebine rastlamadığını ileri sürdü. Bu zata göre pekala Bediüzzaman veya Süleyman Efendi müze/caminin kiliseye çevrilmesini niyet etmiş olabilirler!

Emrullah Beytar'ın dışında bir de El Halil modelini esas alan kimseler var. Bunlardan birisi olan Mehmet Ali Bulut eksantrik görüşlerine bir yenisini daha eklemiş ve Ayasofya'yı iki dinli mabet haline getirmeyi teklif etmiştir. Hıncal Uluç da 'çılgın proje' olarak bunu Başbakan Erdoğan'a mal etmiştir. Acaba bu, Ayasofya'yı ibadete açmayı önceden engellemenin ve haklı talepleri susturmanın en kestirme yolu mudur? Bilemiyoruz ama eğer cami ve kilise bir arada oluyorsa tevhit ile teslisi de bir araya getirelim de bitsin bu ayrılık gayrılık. Böylece Hıristiyanların tümden gönüllerini alalım. Akşam yazarı Yurtsan Atakan köşesinde "Çılgın İstanbul projesini açıklıyorum" başlıklı yazısında şöyle yazdı: "İşte Hıncal Uluç farkı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın telefonda kendisine bahsettiği çılgın İstanbul planını yazdı, günlerdir herkes bunu konuşuyor. Medya, Uluç'a göre sadece Türkiye'de değil dünyada olay olacak bu çılgın projenin ne olabileceği üzerine tahmin yarışı yapıyor. Ancak tahminlere bakınca aralarında İstanbul'a yakışacak bir çılgınlık yok. Oysa sevgili Uluç'un çıtlattıklarından anladığım, Başbakan'ın projesinin İstanbul'a yakışacak bir çılgınlık olduğu. Başbakan'ın çılgın projesi bu mudur bilemeyeceğim ama İstanbul'a yakışacak bir çılgın proje fikrini yazayım. Önce cami sonra müzeye dönüştürülen Ayasofya Kilisesi'ni ibadete açmak. Hem de öyle böyle değil. Hem Hristiyan hem Müslüman ibadetine açmak..." Bizim sahte statülerle Ayasofya üzerinden kahramanlık üretecek girişimlere değil cami olarak Ayasofya'yı aslına iade edecek gerçek iradeye ihtiyacımız var. Arif Nihat Asya'nın ifadesiyle: Ayasofya'yı kapatan da açmayan da utansın!

Mevlüt Özcan

araştırmacı yazar