Cumhuriyet ve dinde reform Cumhuriyet yöneticileri neden dinde reforma yeltendiler? Oysa, İslâm’ın reforma ihtiyacı yoktu. Öyle ise din ile alâkası olmayanların dinde reform yapmasının sebebi ne idi?

“Pozitivist” reformların en önemli gerekçesi, İslâmiyet’in Osmanlı imparatorluğunun geriliğinin en önde gelen sebeplerinden biri olduğu yolundaki inancıydı.1 Bu, sosyal hayatın özde millî, ama biçimde İslâmî olması gerektiğine inanan Jön-Türk teorisyeni Ziya Gökalp’in tavrının ötesine geçmişti.2

Hıristiyan âlemi, dinde reform yaptıktan sonra sonra ilerledi. Bu doğru idi. Türkiye Cumhuriyetini kuranlar da “Öyle ise biz de ancak dinî hayatımızdan çıkarmakla ilerleyebiliriz” demişlerdi. Ancak, kıyasları yanlıştı. Çünkü, “havas ve hükümet adamları elinde çok zaman din-i Hristiyanî, bahusus Katolik mezhebi, bir vasıta-i tahakküm ve istibdat olmuştu. Havas, o vasıtayla nüfuzlarını avam üzerinde idame ediyorlardı. Ve ‘serseri’ tabir ettikleri avam tabakasında intibaha gelen hamiyetperverlerini ve havas zalimlerin istibdadına karşı hücum eden hürriyetperverlerin mütefekkir kısımlarını ezmeye vasıta olduğundan ve dört yüz seneye yakın frengistanda ihtilâllerle istirahat-i beşeriyeyi bozmaya ve hayat-ı içtimaiyeyi zîr ü zeber etmeye bir sebep telâkki edildiğinden, o mezhebe, dinsizlik namına değil, belki Hıristiyanlığın diğer bir mezhebi namına hücum edildi. Ve tabaka-i avamda ve filozoflarda bir küsmek, bir adâvet hâsıl olmuştu ki, malûm hadise-i tarihiye vukua gelmiştir. Halbuki, din-i Muhammedî (a.s.m.) ve şeriat-ı İslâmiyeye karşı hiçbir mazlumun, hiçbir mütefekkirin hakkı yoktur ki, ondan şekvâ etsin. Çünkü onları küstürmüyor, onları himaye ediyor. Tarih-i İslâm meydandadır. İslâmlar içinde bir iki vukuattan başka dahilî muharebe-i diniye olmamış. Katolik mezhebi ise, dört yüz sene ihtilâlât-ı dahiliyeye sebep olmuş.”3

Halbu ki, Tanzimat Fermanı’nın, “gerileme” meselesindeki teşhisi ise şudur: Yüz elli seneden beri devam eden gâileler ve çeşitli sebepler devletimizi geriye itmiştir. Devletimizin geriye gidiş sebebi ise, İslâm’dan ayrılma olarak gösteriliyor; “İslâmdan ayrıldığı için geriye gitmiştir” deniliyor.4 Bir kısım Osmanlı aydınları, süreklilik kazanan askerî yenilginin sebebeni, genellikle Müslüman kimliğinden ve onun eksik yorumlamasından kaynaklanan bir zaafiyet olarak değerlendirmişler.

Buna rağmen, hâkim Kemalist zihniyete göre, ülkeyi geri bırakan din idi ve artık “Türk milleti gücünü ne dinden, ne de imândan alacaktı. Dayanacağı güç, Türk milletinin asîl kanında”5 mevcuttu!

Bediüzzaman, bu sakat görüşün, Engizisyonun intikam arzunudan doğan batı menşe’li olduğunu; Müslümanların İslâmiyete sarıldıkları zaman ilerlediklerini, ondan uzaklaştıkları devrelerde de gerileyip perişan olduklarını, başta Sünûhat olmak üzere muhtelif eserlerinde çarpıcı sosyolojik verilerle ispat eder. Asr-ı Saadet müstesna ve şaheser bir misâldir. Emevî, Endülüs Emevî, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlının kuruluş ve yükselme devirleri ile, gerileme devirleri kıyas edildiğinde bu gerçek bütün çıplaklığıyla görülür. M. Kemal’in ve onu takip edenlerin yanlış tespit ve uygulamaları, ya İslâm ve Osmanlı tarihini iyi bilmediklerini, ya görmezlikten geldiklerini veya bam başka düşünceler beslediklerini göstermektedir.


Dipnotlar:

1-Prof. Mardin, Türkiye’de Din ve Siyaset, s. 97.

2-Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak, s. 58-60.

3-Mektûbât, s. 420-421.

4-Süleyman Demirel, Köprü, Ekim 1985.

5-Tasvir, 3 Aralık 1947.


Ali Ferşadoğlu