Okullarda din eğitimi öğretimi ne şekilde olmalı?


Din eğitimi ve öğretimi, demokratik ve lâik ülkelerde zaman zaman en çok tartışılan konular arasında olmuştur.

Geçmişinde kilise taassubunun bunalttığı Batı, 19. asır pozitivizmine sarılmış; ancak Russel’cı bilimin idolleştirdiği ateizm, lâik demokrasilerin ruhunu teşkil etmekten çok uzak kalmıştır. Geçen yüzyılın sonlarında iflâs eden Marksist ideoloji, ‘dinin afyon olduğunu’ savunadursun, yeni sosyalizm ve özellikle sosyal demokrasiler diyalektik materyalizm’in kalıpçılığından çoktan sıyrılmışlardır.

Fransız lâisizmi, yumuşatarak da olsa bazı katı ‘lâikçi’ uygulamaları özellikle eğitim alanında hâlâ muhafaza ederken, Anglosakson sekülerizmi lâiklik ile demokratik talebi bağdaştırmayı bilmiştir.

Demokratik rejimde, -lâiklik çerçevesinde kalarak- eğitimin şekli ve müfredatı doğrudan eğitime olan sosyal ve demokratik taleple ilişkilidir. ‘Din’, gerçeklik inancı saklı kalmak şartıyla, çok önemli bir sosyal kurumdur. Milyonluk kitleler dine inanmakta; dinin öğretim ve eğitiminin yapılmasını talep etmektedir. Demokratik lâik ülkelerde, meselâ ABD’de, din eğitim ve öğretimine çok önem verilmekte, fiilen zorunlu din öğretimi ve eğitimi yaptırılmaktadır.


Türkiye’de Anayasa’nın ‘Din ve vicdan hürriyeti’ni düzenleyen 24. maddesinde, herkesin vicdan, din inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğu hükme bağlandıktan sonra, ‘din ve ahlâk eğitim ve öğretimi’ ile ‘bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi’ düzenlenmiş ve ilki ‘zorunlu’, ikincisi ‘isteğe bağlı’ hâle getirilmiştir.

Ancak, 1982 Anayasası’ndan bu yana 28 yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ ‘isteğe bağlı din eğitimine’ geçilememiştir.

Türkiye’de din öğretim ve eğitimi kimseyi tam olarak memnun etmemektedir. Bir taraftan nüfusun çok büyük bir çoğunluğunu teşkil eden din öğretiminden yana olan kesim, verilen zorunlu din öğretiminden tatmin olmamakta ve haklı olarak 24. maddenin 4. fıkrasındaki isteğe bağlı din eğitiminin uygulamaya konulmasını beklemektedir. Esasen bu kesimdeki imam-hatip okullarına olan talep de diğer okullarda ‘din eğitimi’nin olmayışıyla ilgilidir.

Diğer taraftan, toplumdaki inanç farklılığı içinde bir kesim (Alevilerin bir kısmı, Bâbîler, Bahaîler ve diğerleri) ile minimal seviyedeki agnostik ve ateist görüştekiler de mevcut din öğretiminden şikâyetçidirler. Bu kesime, az sayıdaki ‘lâikçiler’ de dahil edilebilir.

Bu durumda, çoğunluğun din öğretimi ve eğitimi talebi ile azınlığın din öğretimini reddeden talebinin bir arada değerlendirilerek karşılanması gereklidir.


Bizce, Türkiye ’de din öğretimi ve eğitimi şu şekilde yapılmalıdır:

1. Anayasa’nın 24. maddesindeki ‘din kültürü ve ahlâk öğretimi’ ‘zorunlu’ ders olmaktan çıkarılmalıdır. Böylece, lâikliğe, din ve vicdan hürriyetine daha uygun bir ortam sağlanmış olacak ve bu konuda süregelen tartışmalara son verilecektir. ‘Din kültürü ve ahlâk öğretimi’ dersi ‘isteğe bağlı’ hâle getirilecektir.

2. Bu değişiklikle birlikte, hâlen ‘isteğe bağlı’ olarak Anayasa’da yer alan ‘din eğitimi ve öğretimi’ uygulamasına, her türlü temel ve orta öğretim okullarında başlanmalı; derslerin müfredatı, imam-hatip okullarında verilen temel din eğitim ve öğretimini karşılayabilecek seviyede bulunmalıdır. Bu takdirde, isteyen öğrencinin temel din eğitimi ve öğretimi talebi karşılanabilecek ve imam-hatip okullarına olan meslek edinme dışındaki talep, diğer genel ve meslekî-teknik okullara aktarılmış olacaktır.
3. Sistemde bu değişiklik yapılırken, bütün öğretim kurumlarında yatay ve dikey geçişlerin açık olmasına dikkat edilecektir.


Yeni dengeler kurulurken, sadece din öğretimi yapmak istemeyenlerin hakkı verilmekle kalınmamalı, din eğitimini talep edenlerin de talebinin en az bunun kadar önemli olduğu unutulmamalıdır.

Bu millet, evlâtlarının dinini diyaneti öğrenmesini istiyor. Analar, babalar vefat edince, çocuklarının arkalarından bir ‘Yâsin-i Şerif’ okumalarını diliyor.

H.Celal Güzel - Vatan