Karaman hocanın Varları ve Yokları - 12
Karaman hocanın Varları ve Yokları - 12
Bir önceki yazıda, yazarları arasında Karaman hocanın da bulunduğu Kur'an Yolu isimli tefsirde
zina fiiline verilecek ceza üzerinde durulurken Usul zemininde hareket edildiğini gördük. "Ayetler
arasında nesh, tahsis ilişkisi bulunduğunu, ayetlerin açıklamaya muhtaç kısımlarının Sünnet
tarafından açıklandığını..." dile getiren ifadelerin bundan başka bir anlamı yoktur.
Dolayısıyla hoca, tutarlı olmak için recm meselesini tartışırken de Usul zemininde hareket etmek
durumundadır. Nitekim hocaya sorsanız, "Hırsızlık suçunun cezasını düzenleyen 5/el-Mâide, 38
ayetinde geçen "es-sâriku ve's-sârikatu..." ifadesi bütün hırsızları kapsamakta mıdır?" diye, size
"Hayır" diyecektir. Sebebini sorduğunuzda da el kesme cezasının uygulanabilmesi için suçta
birtakım unsurların bulunması gerektiğini söyleyecektir. Bir başka ifadeyle buradaki "erkek hırsız
ve kadın hırsız" ifadesi umumîdir ve milyarlar çalanı da, topluiğne çalanı da kapsamaktadır.
Hırsızlık suçunun hangi hallerde el kesme cezasıyla tecziye edileceği Sünnet tarafından
belirlenmiş ve Kur'an'ın bu ayetinin getirdiği mutlak hüküm, belli kayıtlarla takyid edilmiştir.
Sünnet'in Kur'an'ın umumunu tahsis, mutlakını takyid ettiği hoca tarafından da kabul edildiğine
göre, zina fiiline Kur'an tarafından getirilen müeyyidenin Sünnet tarafından tahsis edildiğini
söylemenin ne manisi olabilir?
Kaldı ki hoca da Kur'an'daki hükmün bekâr zanilere mahsus olduğunu, evli zanilere verilecek
cezanın ise Sünnet tarafından belirlendiğini kabul etmekte ve fakat bunun "hadd" (değişmez
ceza) değil, "ta'zir" olduğunu söylemektedir. (Daha evvel bu tesbitin tutarsız yanları üzerinde
durmuştuk.)
Öyleyse hocanın, "4/en-Nisâ, 25. ayette mümin câriyelerle ilgili olarak, "Evlendikten sonra fuhuş
yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı gerekir" meâlindeki ifade, hür ve evli kadınların
zina cezalarının da yüz sopa olduğuna işaret etmektedir. Çünkü yüz sopanın yarısı uygulanabilir,
fakat recim (ölüm) cezasının yarısından söz edilemez" gibi bir gerekçeye bel bağlaması söz
konusu olamaz.
Hocanın, "recim cezasıyla ilgili bazı sorular ve problemler yok değildir" dedikten sonra gündeme
getirdiği ilk iki maddenin durumunu kısaca görmüş olduk. Geriye kalan 4 maddenin üçünün,
Efendimiz (s.a.v)'in recm cezası uygulamalarının hiçbirisinde hazır bulunmadığını, asr-ı saadetteki
recm vakalarının tamamında suçun, suçlunun itirafıyla sübut bulduğunu, zina suçunu kendi irade
ve kararıyla itiraf ederek cezalandırılma (daha doğrusu "temizlenme") talebiyle kendisine
gelenleri Efendimiz (s.a.v)'in önce geri çevirmesi, ardından (tahkik maksadıyla) fiili işlediğinde
aklının başında olup olmadığını, itiraf esnasında ne söylediğini bilip bilmediğini sorması...gibi
hususları, bir de Mâ'iz (r.a)'ın ceza uygulanırken kaçmaya çalıştığı haber verilince Efendimiz
(s.a.v)'in "Keşke bıraksaydınız" buyurmuş olmasını anlattığını görüyoruz. Hoca da pekala
farkındadır ki, bu sayılanların hiç birisinin meselenin aslına hiçbir tesiri, yani recm cezasının
hadd" değil "ta'zir" olduğu davasına hiçbir faydası yoktur. Hatta tam tersine, ciddiyetle bu sayılan hususların tamamının recmin "ta'zir" değil, "hadd" olduğuna delaletir
ettiği görülecektir. Öyle olmasaydı o Rahmet Peygamberi (s.a.v)'in, hayatında bir kere olsun
-hem de "hafifletici sebep" sayılabilecek o kadar unsura rağmen!- evli zanilerin ta'ziriyle yetinip,
recmin uygulanmayabileceğini göstermiş/söylemiş olması beklenirdi değil mi?!
Hoca, recm bahsinde mevcut bulunduğunu söylediği "sorular ve problemler" meyanında son
madde olarak şu ifadelere yer veriyor: "Recim cezasını içeren hadiste Hz. Peygamber, "...
Bekârlar için yüz sopa ve bir yıl da sürgün, evli veya evlilik geçirmiş kimseler için yüz sopa ve
recim" ifadesini kullanmıştır (Müslim, "Hudûd", 12). Müctehidler bu hadiste geçen cezaların ikisi
hakkında farklı görüş, anlayış ve değerlendirme ortaya koymuşlardır: 1. Kadının başka bir yere
sürülmesi, 2. Recim yanında bir de sopa cezasının uygulanması. Hadiste bu iki ceza da yer aldığı
halde bunlar uygulanmaz diyen müctehidler olmuştur. Hatta Ebû Hanîfe'nin, "sürgün cezasının
had (değişmez, kanunî ceza) değil, uygulaması yöneticilere bırakılmış ta'zir cezası nevinden
olduğunu" söylediği nakledilmiştir (Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, I, 358); yani Kur'an'da olan ceza had,
sünnetin getirdiği ilâve ceza ise ta'zir olarak değerlendirilmiş olmaktadır." Bir sonraki yazıda bu
ifadenin tahlili üzerinde duralım.

Dr. Ebubekir Sifil

araştırmacı yazar